30 Temmuz 2013 Salı

Nihat Özdemir çok yaşa emi?

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
Toplum Bilimci Yönetmen Gazeteci
 
30 Temmuz 2013 Güncel Türkiye Ekonomisi

Nihat Özdemir çok yaşa emi?
 
Nihat ÖZDEMİR (1950) Doğu'da doğup Batı'da büyüyen bir patron


Türkiye'nin en büyükleri arasında sayılması gereken Limak Holding patronu Diyarbakır doğumlu Nihat Özdemir, 'Bu sistemde para kazanamıyoruz' demiş Siirt Sanayi ve Ticaret Odası'ndaki sohbet sırasında. Onun, 'bu sistem' dediği 2002'den bu yana AKP İktidarının tez elden kendi zenginini yaratmak ve kendisine bağlı milyonerler sayısını arttırabilmek için bir kaç kez değiştirdiği İhale Kanunu ile ona bağlı pek çok yasa ve yönetmelik olsa gerek.

Onur Onur, ‘Kapitalistler doymak bilmez’

Sayın Özdemir’in bu çıkışına bağlı olarak ilgili haberi okuyan ve olası bir Cadı Avı ile anlı şanlı Teknik Takip'ten korktuğundan bazı yorumcularda da görüldüğü gibi gerçek adı yerine takma ad kullanan Onur Onur adlı gazete yorumcularından bir yurttaşımız:

‘Kendisini ve firmasını iyi bilirim. Kapitalistler böyledir. Memleketi verseniz, dünyayı isterler. Dünyayı verseniz, ayı, güneşi isterler. Bir türlü doymak bilmezler. 47 milyar dolar da alsa, 47 trilyon dolar da alsa hep daha fazlasını isterler' (07/28/2013 19:43) içerikli bir yorumda bulunmuş.
Onur Onur adlı okuyucuyu bu yoruma yönlendiren haberde yer alan,’Türkiye'nin önde gelen holdingleri arasında yer alan Limak Holding'in patronu Nihat Özdemir'den çarpıcı açıklamalar geldi. Aralarında 3. Havalimanı, Yusufeli Barajı gibi 47 milyar doları bulan dev projeleri ortakları ile üstlenen Özdemir, 'Bu sistemden para kazanamıyoruz. Herkes zannediyor ki, iş aldığımda zengin oluyoruz. Hal bu ki zarar ediyoruz' açıklaması karşısında gülmedim desem yeridir. Çünkü bunu duyan bazı iktidar yetkilileri ile pek çok dar gelirli de 'bu nasıl iştir' diyerek umarım olayın ayrıntılarını okumak isteyeceklerdir. Bence herkes kendisine göre bir değil bir kaç ders çıkartacaktır.

Bence Limak Holding deyip geçmemek gerekiyor. Adını duymuş ve birkaç yerde de o günlerde bana göre pek özenli olmayan ‘Limak Holding’ levhasını da görmüştüm. 1976'da Makine Yüksek Mühendisi ve Endüstri Yüksek Lisans sahibi Nihat Özdemir tarafından kurulan o ünlü Limak Holding, ilgili haberden öğrendiğime göre, ‘bünyesindeki 70 şirkette 20 bin kişinin çalıştığı’ dev bir şirket. Sayın Özdemir’in patronu olduğu Holding’e bağlı  ‘Limak Çimento, 496 milyon lira cirosu ile Türkiye'nin en büyük 155. şirketi konumunda’ bulunuyormuş. Bu durumlar hiç de yabana atılabilecek bir konum değil. İş var, kazanç var, işsizlere iş var. Her bakımdan büyük mutluluklar içeren bir durum bu.

Sayın Özdemir’in söz konusu uzun mu uzun açıklamasında yer alan, 'Yol, baraj, sulama ve bina işinde büyük imkânlarla çalışmamıza rağmen para kazanamıyoruz. Nerede o eski birim fiyatı sistemi, sistem değişti, şimdi yeni sisteme tepki gösteriyoruz' yorumu ise sanırım yürekli bazı hesap uzmanları ile soruna orta yerinden girerek dünü bugünü karşılaştırabilecek ve kamuoyunu aydınlatabilecek bir kaç yazar yorumcu bekliyor.

Bir ihale almak çok da kolay değil (miş)

Bu konuda yalnızca bir tek Yer Holding kurucusu Yılmaz Bey 1980’lerin başında olsa gerek Ankara'daki bir 'çok özel bir ihale' için arkadaşlarının, ‘Patron sen girme ihaleye. Biz girelim. Bu ihaleyi kazanırız. Ne de olsa sen eski mevzuatı biliyorsun. Son üç beş yılda çok şey değişti’ demelerine karşılık ihale görüşmelerine iyice hazırlandıktan sonra kendisi girer.  Birkaç gün sonra ihaleyi kazandıklarını öğrenince Yılmaz Bey mutluluktan uçacak gibi olur. Ne yazık ki yetkililer ile yeniden bir araya geldiklerinde aralarında geçen çok çarpıcı açıklamaları bilsem de konuyu 'ihaleyi almak' için bazı 's ı r' ipuçları verebilmesi dışında hiç bir önemi olmadığını düşündüğümden buraya yazmak istemiyorum.

Ancak şunu diyebilirim ki bir işin ihalesini alabilmek başlı başına bir mühendislik ve ilgili mevzuat olsa bile olayın içerisinde siyasi eğilimden istihdama, güvenlikten işin can alıcı özelliklerinin saklanmasına kadar değişik durumların var olduğunu da düşünmek gerekiyor.

Nihat Özdemir, ‘Zarar ediyoruz. KDV oranları indirilsin’

Yeniden Limak Holding patronu Nihat Özdemir'e dönelim. Çünkü onun bu sohbetinde yer alan, 'Herkes zannediyor ki, iş aldığımda zengin oluyoruz. Hal bu ki zarar ediyoruz' açıklamasına göre, 'Artık bu işi bırakarak araba alım satımı yapacağım' ya da 'Beyaz eşya alanı çok daha kârlı Zorlu Holding gibi zor da olsa üretim ve pazarlama işleri yapacağım' diyebileceğini beklerken bakınız yeni işler alabilmek için sanırım çok yerinde bazı önerileri var.

Doğu ve Güneydoğu'daki KDV oranlarının aşağı çekilmesini gerektiğine işaret eden Nihat Özdemir, 'Devlet bu konuda sistem ve model geliştirilmelidir, bu bölgede faizlerin çok düşün tutulması gerekir. Güneydoğu ve Anadolu'ya teşvik vereceksen, benim maliyetlerimi düşürecek teşvikler vermen gerekir' diyerek gözünü çok yakında, çok daha güvenli olabileceği için kalkındırılma seferberliği başlatılacağı anlaşılan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya dikmiş olduğunu açıklıyor.

İlâhi Nihat Özdemir atalarına rahmet emi?
Bunları niçin bize anlatıyorsunuz ki anlayamadım inanın?

Sayın Özdemir’in kısaca ‘Amerika’da KDV’ler gelişmiş eyaletlerden New York’ta KDV yüzde 13 iken yanı başında New Jersey eyaletinde ise yüzde sıfırdır. Bu amaçla KDV’ler az gelişmiş il ve eyaletlerde çok daha düşük tutuyor’ açıklaması bence KDV uygulamaları ile faizler konusunda yeni bir gündem doğmuş bulunuyor. Onun bu çıkışı, gereksiz bazı ihalelerin durdurularak; umarım emekliler, asgari ücretliler, işsizler ve bütün dar gelirliler için yeni bir KDV uygulaması getirecektir. Çünkü hayatın günden güne nasıl pahalandığını ancak onlar biliyor.

Bu yüzden benim gibi Fenerbahçeli olan Sayın Özdemir’e, ‘Efendim ne olur muhatabı olduğunuz bakanlık yetkilileri yanında bire bir görüşebildiğiniz AKP bakanlarla görüşünüz ki siz de sizin gibi nice kapitalistler gibi biz dar gelirliler de tez elden daha rahat nefes almaya başlayalım. Neden olmasın? Hazine çökmez ya. Özellikle Diyarbakır, Şanlıurfa ile Mardin'deki bazı şirketlerin 1990'lardaki yüksek faiz yükü ile zorlandığını ve bir süre sonra da bir bir battıklarını bildiğimden önerilerinize ben de destek veriyorum’ diye seslenmek istiyorum.

Nihat Özdemir ‘Karun kadar zengin’ sayılmaz mı?

Sayın Özdemir, bana göre bugüne kadar AKP İktidarı süresi içerisinde olduğunu sandığım işleriniz nedeni ile h i ç de kâr elde edemeyecek bir durumda değilsiniz. Başta sizin şirketiniz Limak olmak üzere Kolin ve Cengiz şirketleri olarak, ' 4 elektrik dağıtım bölgesini, Yusufeli Barajı işi' ile 'Yine Türkiye'nin önemli projelerinden Ankara - Sivas Yüksek Hızlı Tren projesinin 3 bölümünden ikisini birlikte almışsınız. İlgili habere göre, üç büyük şirket olarak 'Asıl büyük oraklıklarınız bir başka altyapı projesinde, 3. Havaalanı işini de gerçekleştirmiş' olduğuna göre 'Karun kadar zengin' sayılırsınız bence.

Büyük bir alçak gönüllülük içersisinde yapmış olduğunuz açıklamalarınıza göre bugüne bugün, üç ortağınızla birlikte üstlendiğiniz bana göre büyük mü büyük ihale işlerin değeri 47 milyar dolar hiç de az para değildir. Yıllık cironuzun ‘İki (2) milyar dolar’ olması da kıskanılacak bir durum bence. Türkiye’nin 155. Büyük şirketi olduğunuza göre en tepedeki şirketlerin kasalarında dönen paraları bırakınız, almış oldukları işler toplamının Yunanistan dâhil Balkanlar’daki eski Osmanlı Vilâyetlerinin bütçelerini bile aşmakta olduğunu söylemeye kalkışsam çok mu uçmuş olurum?
Sayın Özdemir, sözünüzün başında belirtmiş olduğunuz gibi, ‘Para kazanmıyoruz. Zarar ediyoruz’ demeniz bir anlamda k â r elde etmemeniz hiç de 'akıl kârı' değil desem umarım beni olan biteni anlamamakla suçlamazsınız değil mi?

OHAL'den bu yana ne değişti?

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
Toplum Bilimci Yönetmen Gazeteci

30 Temmuz 2013 Dünya Siyaset Sosyolojisi

OHAL'den bu yana ne değişti?
Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği'nin yönetimindeki iller haritası (Alıntıdır)


Son gelişmelere göre aklıma geldi: 1987 ile 2002 yılları arasında uygulanan o kendinden menkul OHAL  uygulamaları İmralı-Ankara-Oslo Üçgeni ile kaldırılmış olmasın?

Yıllardır askere ve polise bırakılan Terörle Mücadele Efsanesi birden bire durdurulmadı mı?
Çünkü Terörle Mücadele sırasında sorunun çözümü için hiç bir iktidar Karşı Propaganda yapmamıştır.
Öte yandan Türk Güvenlik Güçleri ile adı belli Bölücü Terör Örgütü arasında çıkan çatışmaların başında 'Teslim olun' çağrısı olsa bile yine de, 'Vurdukça vur' ya da 'Başını uzatanı vur' anlayışı yöredeki toplum kesimlerinde ki içerisinde Mardinli Ahmet Türk gibi Toprak Ağalarında bile aydan aya geri tepmeye başladı.

Güneydoğu'daki toprak ağaları neden Bölücü Terör Örgütünü desteklemeye başladı?

1986 Temmuz ayı ortasında Viranşehir'den Nusaybin'e doğru İpek Yolu'nda belgeselin metin yazarı ve sunucusu Doç Dr. M. Kemal Öke ve TRT GAP Belgeseli ekibi ile giderken giderken ilgimi çektiği için uğrak vermeye karar verdiğimiz, o uzun Kasr-ı Kanco'da o güne kadar adını sanını bilmediğimiz ince uzun ve kül rengi şalvarlı Ahmet Türk'le tanışmıştık. Terör Örgütüne karşı gerekli tedbirleri aldıklarını sandığım onun silahlı korumalarını oradaki çekimlerim sırasında TRT Çekim Ekibi olarak görmüş ve bizi yollamadıkları için birlikte öğle yemeği yemiştik.

Dedesi merhum Hüseyin Kanco adı ile ünlü Hüseyin Türk'ten kalma o dev kasrın en az doksan basamaklı merdiveninin başına çıktığımda, nice modern tarım araçlarından başka TSK için yapılmış (H) işaretli bir helikopter pisti bile bulunduğunu görmüştüm. Bu durumu sanırım derin devlet de biliyordur. Ahmet Türk ile onun gibi Osmanlı Devletinin var olduğu yıllardan beri el değiştire eldeğiştire de olsa çok geniş toprak sahibi olan nice Toprak Ağası da sanırım nasıl oldu ya da neler değişti de Bölücü Terör Örgütünün yanında yer aldılar açıklayacaklardır.

Sonra ne oldu?

O Ahmet Türk şimdi bilmem kaçıncısı düzenlenen ve Yılmaz Güney'den M. Barzani'ye kadar 'dem bu demdir' denilerek tez elden kurulması beklenen Büyük Kürdistan (Kurdıtan) düşleri için neler yapılması gerektiğinin konuşularak kararlaştırıldığı Erbil toplantılarında Irak, İran, Suriye ve Türkiye'den kopartılarak kurulabileceği düşlenen uydu ya da Batı güdümlü 'manda yönetimi' içerikli Federe Kürt Devleti'nin gerçekleşmesi için bütün gücü ile çalışıyor.

Kısaca, bir tek örnekte bile görüleceği gibi Terörle Mücadele zaten başından beri iflas etmişti.
Onun yerine konulmaya çalışılan 2005 doğumlu Açılım Sarmalı ile sözde geniş topluma şirin görünebilmek için 2009 doğumlu Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi de gerektiği gibi savunulamadığından 'ayrılıkçı' söylemler alabildiğine artmıştır.

Bu bağlamda SHP gibi CHP de hiç mi h i ç masum değildir.
Bana göre 'yangına körükle gitmek' gibi bir saplantı içerisinde söz konusu 'ayrımcılık' kamçılanmıştır.
Oysa 'hukuk devleti' içerisinde 'ırklara göre' değil insana ya da yurttaşlara göre bir hukuk vardır.
Bırakınız Kürtlerin kökenindeki nice sorunlu durumları ve Kürtçe lehçelerinin birbiri ile uyumsuzluklarını, iş bu 'hukuk' bile savunulmamıştır.

Böylece Terör Örgütü 2000'in başında sıfır eylem düzeyinde iken 'baskın basanındır' diyerek Açılım Sarmalını izleyen üç yıl içinde ivme kazanarak yeniden uzaktan kumandalı bombalar ve roketler ile güçlenerek başlatıldı.
Yöredeki bir korucunun 2011'de belirttiği ve kamuoyunun da bildiği gibi içi kof ve 1992 model Apo patentli Açılım Süreci ile 'terör Örgütü şımarmıştır!'

'Otuz yıllık savaş' nasıl bitecek?

Sonunda terör örgütü ile yandaşlarının ve sözde 'barıştan yana' görünen kimi uzmanların söylemlerine göre 'otuz yıllık s a v a ş' tez elden bir 'barış' anlaşması ile sonlandırılmalıdır. Çünkü ç o k emek ve para yanında on binlerce c a n Öte Dünyaya yollanmıştı.

Bu kavram kargaşasını durdurabilmek için Başbakan Erdoğan bile dayanamayarak, belki de o an yanında Başdanışmanı Yalçın Akdoğan bulunmadığı için (olsa gerek!) Danimarka'daki soru üzerine o güne kadar Türkiye'de iken söylemediği, 'Benim ülkemde zaten barış var. Benim ülkemde savaş yok. Kelimeleri dikkatli seçelim' çıkışında bulunmuştur.

Ne yazık ki bu çok doğru tespit ne geçtiğimiz yıllarda ne de Danimarka dönüşünde gerektiği gibi savunulmamış olduğundan Terör Örgütü ile onun sizde barışçı ve demokrat siyasi uzantılarınca (ki bana göre silahlı çatışmaya ve bir terör örgütüne övgü düzenler ile ona lânet okumayanlar ne demokrat ne de barışçı olabilirler) kurulan İmralı-Ankara-Kandil ve Erbil içerikli dayatmalar çerçevesinde AKP İktidarı etkilenmek istenmektedir. Bu konuda ne kadar başarılı oldukları ise bazı açıklamalar yanında silahlı terör saldırıları içerikli 'aba altından sopa göstermek' yollu nice açıklamalarda çok belirgin olarak ortada durmaktadır.

Son olarak Kandil'de konuşlanan Terör Komuta Merkezinden bir yetkilinin, 'gerekli üç şart yerine getirilmez ise 15 Ekim 2013 s o n gündür' dayatması s a v a ş mı yoksa b a r ı ş mı seçeneğini bir kez daha gündeme oturtmuştur.
AKP sözcüleri bu konulardaki suskunluklarını korumak zorunda gibi bir tavır içerisinde değil midir?

Terör Örgütü ile sözüm ona siyasi uzantılarının ve 'ayrılıkçı' kimi kişilerin dayatmaları ile yöredeki '22 Karakol' kapatılıyormuş! Bu gelişmeler BOP'nin de gereklerinden biri olmasın?

Bilindiği gibi esrar tarlaları ve esrar ticaret ile ünlü Lice'de bir karakol yapımı PKK Örgütlenmesi ile sözde bir halk hareketi sonucu durdurulmak istenmedi mi?

Anlaşılan dağları bekleyen korku tehditlerini o kadar etkili kılmaya başladı ki artık dağlar, sınırlar, karakollar 'dükkan senin' oldu çıktı!

Terör Örgütünün sözde %15'i gitse bile 'kale içinden alınırmış' gibi bir gelişme içerisine gidildiği görülüyor. AK Parti söylemine göre ise bütün bu olup bitenler 'Hayaldi gerçek oldu!' demek midir gerçekten?

Kim seviniyor aylardan beri?
Teröristler ile onun sözüm ona silahlı çatışmayı da göze alan siyasi uzantıları ile kimi yazarlar!

AKP neden sesini yükseltmiyor ya da nedenlerin içindeki gizli nedenler nelerdir?

Peki, PKK Terör Örgütünün 1984'te başlattığı ilk katliamından sonra o günkü iktidar ile daha sonraki iktidarlar ve AK Parti, özellikle Terör saldırılarının birden bire yoğunlaşmaya başladığı 2010 Ramazan ayından bu yana neden aşağıdaki konuları da içeren yoğun bir çağrı yapmamıştır.

Buna göre diğer iktidarlar gibi AK Parti de:
'Biz ulusal sınırlarımızı bozdurmayız. Hayali Haritalara müsaade etmeyiz. Bu konudaki hiç bir görüşe de Terör Örgütü övgücülüğü ile şiddeti öngören ve giderek sinsice yaygınlaştırılmaya çalışılan ayrılıkçılık içerikli hiç bir propagandaya ve gizli ya da açık örgütlenmeye müsamaha etmeyiz. 

Çoğunluğu Türk olan bu toplumda Türk-Kürt-Laz-Çerkez-Çeçen-Arnavut-Boşnak-Gürcü-Arap-Rum-Ermeni ve Yahudi ayrımcılığı geçmişte var olmuş olsa bile artık buna izin vermeyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin İşgalci Batılı Güçlere karşı girişmiş olduğu şanlı Kurtuluş Savaşına da bağlı olarak sağladığı ve egemeni olduğu bütün etnik oluşumlar; bu topraklarda buluşarak hiç bir asimilasyona tabi tutulmadan uzlaşarak, kaynaşarak genel adı Türkiye olan bu topraklarda Türk olarak adlandırılan ancak kökenden değişik etnik özleri bulunan yurttaşlarımızdır. ABD, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Almanya, Avusturya'da da böyle değil midir? 

Oysa yüzyıllardan beri zorunlu olarak yan yana yaşamakta olduğumuzdan dolayı kökenimizde ya da damarlarımızda az ya da çok Med, Urartu, Asur, Pers, Sasani, Türk, Rum, Makedon, Selevkos, Kommagene, Ermeni, Süryani, Arap, Selçuklu, Beydili, Aydınlı, Bismilli, Artukoğulları, İnaloğulları, Moğollar ile Hazarlar yok mudur? Yüzyıllar içerisinde karşılıklı etkileşimler yolu ile ‘kültürleşme' içerikli benzeşmeler yolu ile geleneklerimiz, dillerimiz ve soylarımız birbirinden ayrıt edilemez durumlara gelmiştir. Benzer etkileşimler hangi toplumlarda olmaz ki’ diyemiyor.

Toplumda yaygınlaştırılmaya çalışılan ayrılıkçılık ve 'terör eylemleri'nin önünü açanlar ile onlara övgüler yağdıran hukuk, kültür, çağdaşlaşma, eğitim, açık toplum ve yurttaşlık bilinci gibi temel bilgilerden yoksun bütün müsebbiplere yazıklar olsun.

Yorum


Yazıklar olsun! Yalnız "Terörle Mücadele başında iflas etmişti..." cümlenizi tam anlayamadım. Bence yazının geneliyle tutarsız duruyor ama... Bu cümleden sonra "Silahla bir yere varılamaz!" anlayışı meşrulaştırılmaya çalışılıyormuş gibi bir intiba doğuyor, işin orasına Kurtuluş savaşını veren Türk Ulusu karar verir herhalde? Hâlâ bir nebze aklı ve vicdanı kaldıysa tabii...Teşekkürler ve saygılar.
Ögeday 
 30.07.2013 11:12
 
Sevgili Ögeday çok yerinde bir yaklaşımda bulunuyorsunuz. Hiç bir konuda anlaşamaz olsak bile 'temel bilgilerden yoksun bütün müsebbipeler yazıklar olsun' ilencimde anlaşabildiğimiz için kendimi mutlu hissedebilirim sanırım. Bir toplum bilimci olarak yörede 1982 sonundan 1991 sonuna kadar aralıklı olarak gözlemlerde de bulundum. Ziya Gökalp'ten Ş.Beysanoğlu'na İ.Beşikçi'den Musa Anter'e kadar da okudum. Buraya yazdığım cümlelerde ki benzer konuları daha önce de kaç kez yazmıştım. İktidarlar Terörle Mücadele görevini ne yazık ki oy kaygılarından dolayı Güvenlik Güçlerinin eline verdiler. İhalelerin çözümü onlara yettiğinden T.M. gibi kutsal ve zor bir görevi bütünleyecek olan maddi ve manevi içerikli tedbirleri ya da yukarıda yazdığım gibi, arkeolojik, tarihi, antropolojik, dil bilim, anlambilim hatta alfabe içerikli,  bilgi dolu Karşı Propagandaya hiç girişmediler. Böylece o bilinen etnik ırkçı, silahlı bölücü eğilimler ile ayrılıkçılık aldı başını gidiyor.Bunu merhum H.Kozakçıoğlu ile de tartıışmıştık. 30 Temmuz 013

"Hiç bir konuda anlaşamamak" değil... Ben sonradan okudum yorumumun biraz sabi olduğunu gördüm. Hocam,bölgenin toplumsal yapısı, dışa kapalıdır büyük ölçüde. Aşiret yapısı zaten kedni içinde bir devlettir ki PKK'nın tutunabilmesini en çok kolaylaştıran da sanırım bu. Aşiret yapısı uluslaşmaya karşı bir "kist" gibi duruyor. Bölge insanı kendisinin batıda yaşayabilmesini sağlayan şeyin "kanun önünde eşitlik" ile oluşan Türk uluslaşması olduğunu bu yüzden bir türlü göremiyor. Maalesef devlet erki, aşiretçiliğe karşı uluslaşmayı savunmak yerine on bir yıldır aşiretçiliğe teslim edilmiş vaziyette. Bakınız 2010 yılında "bölgedeki" öğretmenlere yollanan MEB genelgesi ile öğretmenlere şeyhlere, ağalara karışmamaları, "geleneklere" karışmamaları emredildi. Hani kızları okutacaktık, hani bayrağı savunacaktık?Hani ülkemiz bir şeyhler ülkesi değildi? Hani aklın aydınlığını öğretmenlerle yayacaktık?Asabiyetim bundandır, kusura bakmayınız. saygılar.
Ögeday 
 01.08.2013 5:27
 
 
Sevgili Ögeday ne kadar haklısın! Bunları daha nice açılımları ile gelmiş geçmiş iktidarlar ile AKP'nin beyin takımı bilmiyor mu? Benim sorunum bu konudaki bilgilerin onların başında ya da yanı başlarında bulunması gereken bir ya da bir kaç kişi tarafından en uygun Karşı Propagandalar yanında hukuki, siyasi, ve güvenlik açılımlarına dönüştürülebilmesidir. Yöreyi, az çok bilen bir kişi olarak ki bu konuları benden çok daha iyi bilenler de var, Toprak Ağalığı ile Aşiret ve Kabile yapılanmalarının (Feodalite) Kırmanç, Zaza, Lori, Gorani ve Sorani kökenli Kürt yurttaşlarımızın mal mülk sahibi olmaları, eğitime sarılmaları ile çağdaşlaşmalarının önündeki en büyük engel olduğunu biliyorum. Bu konularda yazılmış olan pek çok etnik sosyoloji, aşiret, kabile, dil, kültür, kitabe, lehçe, ağız içerikli yüze yakın eser bulunsa bile Batı'nın çıkarcılıklarını ve Türkiye'nin burnunun sürtülmesini de içeren Ortadoğu egemenliği tasarımları yüzünden hukuk değil siyaset öne çıkıyor.Bu konuları tartışmaya bile açmıyorlar!Hinlik bu! 01 Ağustos 013 16:40


Faruk bey, her zaman söylüyorum; araştırmayla elde edilmiş verilerle karşıma çıkan biri, düşüncelerime karşıt bir değerlendirme yapsa bile ona saygı duyar ve kendi düşüncelerimi bir kez daha gözden geçiririm...Eskiye yönelik bilgilendirme konusunda aramızda bir benzerlik var...Bu uzun bir süreç, doğrularla yanlışlar zaman içinde birbirine karışıyor ya da yer değiştiriyorlar...Dün başka bir şey söyleyenler, aradan zaman geçtikten sonra ilk söylediklerinin aksini söyleyebiliyorlar...Bunları, süreç içinde bir araya getirdiğimizde fark ediyoruz. Bence, bloğunuzun ana fikri(büyük harflerle yazıyorum: "IRKLARA GÖRE DEĞİL; İNSANA YA DA YURTTAŞA GÖRE HUKUK"...Sekspirvari(doğrusunu da yazayım da, ne olur ne olmaz: Shakespeare) bir deyişle "İŞTE BÜTÜN MESLE BU"...Benim bu kavgamdaki ana ilke budur. Selamlar.
C. Denizkent 
 30.07.2013 13:24
Sayın Denizkent ne desem ki! Sorunların özünde geçmişimizin ayak izleri vardır.Ne yazık ki bu gibi engin kaynakları göremeyen zavallılarca kuşatımışız. Bu yönden Şark Kurnazlığı adlı kimiler ya Gayya Kuyusu içinde ya da çevresinde beş altı saat kadar Geçmişin Yankıları adlı bir belgesel çekimim sırasında Sodom ve Gomore'den Zeytin Dağı'na kadar uzanan düşüncelerle dolaştığım Lût Gölü kadar çukurda bulunmaktan mutlulıuk duyan inatçı mı inatçı, kinci mi kinci kesimlerin işbirliği ile sesimiz boğulmak istenmiyor mu? Benim da sizin de uygulamaya çalıştığınız bu tavır bizim Tarih Bilinci yaklaşımımızın da bir yansıması olmalı.Bu yöntemle yazan bazı kişiler de ne yazık ki çoğu zaman bardağın dolu yerini değil de boş ya da kirli, benekli yerlerini görüyorlar.Bu yüzden K.Karabekir'in İstiklâl Harbimizdeki kendince tespitleri yanında Gazi Paşa'nın Nutuk adlı dev eserindeki bir çak genelleme ile bir iki noksanlığını görürler de onun Gazi Paşa'dan çok daha yaman bir İttihatçı olduğunu görmezler.  30.07.2013 23:41
 
 
   

İran'ın Türkiye gündemi

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
Toplum Bilimci Yönetmen Gazeteci

28 Temmuz 2013 Dünya Siyaset Sosyolojisi

İran'ın Türkiye gündemi

İran'ın Türkiye gündemi
İran, Türkiye ile arasına duvar örüyor (Basından16 Eylül 2009)


Bugün İran'lı bir yetkili, ‘Erdoğan hükümeti İslam Dünyası'nın güçlü bir kutbu haline gelmekteydi. Fakat Suriye'deki teröristleri destekleyince ve ülke içindeki halk ayaklanmalarını bastırınca bölgede saygınlığını kaybetti’ yorumunda bulunmuş.

Mısır gitti Türkiye ile İran mı kaldı?

Anlaşıldığına göre İran darmadağın durumdaki İslam Dünyası’nda Türkiye’yi önemli bir yerde görmek istiyor. 
Ben de bu düşüncedeyim.
Oysa Türkiye 1940’lardan bu yana kendisine dayatılan Batı’ya teslimiyet içindedir.
İçerisinde pek çok sorunları da barındıran bu yoldan dönmek çok zor.
Peki, olası bir İslam Dünyası odaklanması Türkiye’yi başka başka sorunlarla yüz yüze bırakmaz mı?
Eğer sorunlar ülkelerin bağımsızlığı, silahlarından arındırılması, iktisadi ve teknolojik bağlamda çözümlenmeye çalışılır ise Türkiye kendisine rakip gibi duran Endonezya, İran ve Mısır’ı sollar geçer.
Mısır yenice daha adaletli ve daha demokratik olabilmek ve istikrarı yakalayabilmek bakımından zor durumdadır.
Sanırım İran bazı bakımlardan kendisine daha yakın bulduğu (!) Türkiye’yi yanına çekmeye çalışıyor yukarıdaki yoruma göre.
Oysa İran daha dört yıl önce Türkiye ile İran sınırının 454 km’lik bölümüne duvar çekme kararı almıştı.
Sonuç ne oldu bilemiyoruz.
Çünkü bazı yönlerden İran Türkiye’ye kapalı bir durumda.
Çünkü Türkiye Batı’ya dönük olduğu kadar Doğu’ya dönük değil.

İran 1979'dan beri içinde bulunduğu ‘molla’ ağırlıklı 'çağdaşlaşma' açlığı çeken ilginç yönetim düzeni yüzünden diğer İslam ülkeleri ile pek geçinemiyor.
Bazı kısıtlamalara da bağlı olarak Batı’da Fransa ile Almanya yanında Venezuela ile dost. Rusya, Ermenistan, Suriye ve Filistin ile sanki ‘kan kardeşi’ durumundalar.
Bir de bazı yer altı örgütlenmeleri ile özellikle İsrail’e karşı bazı terör saldırılarını destekliyor.
Kısıtlı bilgilerime göre başka sözler söyleyemem.
Az da olsa ezberlerime güveniyorum.
Biliyoruz ki İRAN daha düne kadar AK Parti iktidarınca baş tacı idi.
Ankara'da Anıt Kabir'e gitmekten korkan M. Ahmedinejat İstanbul'da Şahlarşahı gibi karşılanmıştı.
Ne yazık ki Doğal Gaza da bağlı o sıkı arkadaşlık 'B. Esad'ın canı Cehenneme' söylemi biçiminde sönüp gitti.
Oysa İran Türkiye'nin Asya'daki Türk Cumhuriyetleri ile Çin'e açılan kapısı.
Ayrıca İran Rusya ile birlikte Kafkaslar'daki küskünlüklerin de kilit ülkesi.
Oysa İran kaç zamandır Türkiye'ye ver yansın sayıp döküyor.

Türkiye nerede duruyor?

Siyaset bilimci olmasam da İransız bir Türkiye’nin güvende olamayacağını düşünüyorum önce.
İkinci olarak İran Türkiye Doğu’ya açılan ilk kapı olması bakımından da vazgeçilemeyecek bir ülke.
Ayrıca İran ile Türkiye birbirin eşit nüfusları bakımından iktisadi işbirliği için bulunmaz bir ortak.
Gördüğüm kadarı ile Türkiye Batı’ya bağımlılıklarından dolayı doğal gaz ile hurma alışı dışında İran’ı yıldan yıla dışladı. Nedenleri çok açık:
AKP İktidarı ABD'nin BOP kapsamında Erbil ile Kudüs doğrultusunda salınıp durduğundan iki iktidar arasındaki ipler günden güne geriliyor.
Sorunun içerisine bir de İran'ın yol arkadaşı Suriye rejiminin köşeye sıkıştırılmasında Türkiye'nin oynadığı çok açık.
Bu bağlamda İncirlik Üssü yetmiyormuş gibi Kürecik Üssü ile pek çok Patriot'un Maraş'tan öteye konuşlandırılması da İran ile Rusya için birer tehdit algısı olarak düşünülemez mi?
İşte bu yüzden İran son iki yıldan bu yana yeri geldikçe AKP İktidarını eleştiriyor.
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanvekili Mansur Hakikatpur, Türkiye'nin Suriye politikasını eleştirmiş.

Gezi Parkı üzerinden Türkiye'deki protesto olaylarına da değinen Hakikatpur, ‘Erdoğan hükümetinin yürüttüğü dış politika, son zamanlarda artık Türk halkının öfkelendirmeye başladı. Ankara, bugün Suriye'ye karşı düşmanca tavrının bedelini ödemektedir’ demiş.
Der mi der!
Umarım onun bu çıkışı uluslararası hukuk kapsamında s u ç değildir.
Bu sözlerin Gezi Parkı Tepkileri dışında temellendirebilmesi ç o k zor.

Türkiye İslam Dünyası'nda neden daha etkin olamıyor?

‘Türkiye'nin bölgede prestijinin kalmadığını öne süren’ Başkanvekili Mansur Hakikatpur’un, ‘Erdoğan hükümeti İslam Dünyası'nın güçlü bir kutbu haline gelmekteydi. Fakat Suriye'deki teröristleri destekleyince ve ülke içindeki halk ayaklanmalarını bastırınca bölgede saygınlığını kaybetti’ yorumunu nereye koyacağımı şaşırdım desem yeridir.

Türkiye ben beni bildim bileli İslam Dünyası’nda Mısır ve İran’a gerektiği gibi anlaşamadığından çuvalladıkça çuvallıyor desem yeridir.
Bu saptamaya bağlı olarak merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kurduğu D-8 (1996) toplantılarında Türkiye nerede duruyor bilen var mı?
Ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (1969) içerisindeki Dışişleri Bakanlığı İslami Konferansı ile İslamî Zirve neden gerektiği kadar etkin değil?

Türk dışişlerinin sorunu bir tek Suriye ile Mısır mı?

TC Dışişleri ne kadar acıdır ki ne Sivas'tan öteye ne de Musul dâhil Bağdat'a kadar uzanamıyor.

Varsa yoksa Gazze.
Sanki bir gün şişeden cin min çıkacak.
Gündem yine hep Mısır!
Oysa Mısır ABD eğitimli Mursi ile mutlu olamadı.
Kan uyuşmazlığı yaşandı iki yıl dolmadan.
Yine iki yıldan beri eski dost Suriye gündemden hiç inmiyor.
O Suriye ki sonunda PKK destekli PYD teröristlerince teslim bayrağını çekiyor Kuzey’de.
Türkiye içerideki istikrara rağmen dışişlerinde neden çuvalladı?
Türkiye’yi kuşatan dış sorunları ‘öz gündemimiz bunlardır, diyerek sıralayalım şimdi:
1-Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü nasıl sonlandırılacak?
2- Güneydoğu Anadolu'nun birilerince 'kurtarılmış bölge' gibi sunulması kimin umurunda?
3-Doğu Akdeniz'de İsrail ile Yunanistan'ın petrol ve doğal gaz araştırmaları Türkiye’nin çıkarlarına ters düşmüyor mu?
4-Ermenistan'ın günden güne ABD ile Rusya güdümünde güçlenesi Türkiye için yeni sorunlar yaratmayacak mı?
5-Irak'taki üç milyonluk Türkmen kardeşlerimiz üzerindeki Erbil ile Bağdat’ın sinsi ve terör saldırılı baskıları nasıl önlenecek?
6-Batı Trakya Türklerinin İnsan Hakları bağlamındaki yoksunlukları neden giderilemiyor?
7-İran'daki sözde İslam Cumhuriyetinin Azeri Türklere karşı yıldırıcı baskıları için Türkiye neden İnsan Hakları Raporu yazamıyor?
8-Bulgaristan Türklerinin ırkçı etnik Bulgar grupların onları yeniden sindirmeye çalışılması neden AB’ye şikâyet edilmiyor?

Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Davutoğlu bunları bir gün tek tek açıklasa da o ünlü Stratejik Derinlik adlı dış siyaset dayanaklarının ABD ile AB teslimiyeti içerisinde nasıl erimekte olduğunu öğrensek de kendimize yeni birkaç yol haritası çizmeye çalışsak olmaz mı?

Sorunlara da bağlı olarak sıralamaya çalıştığım bu sorular yüzünden e olacak bu işlerin sonu erenler, diye sorsam çok mu ileri gitmiş olurum?


Yorum

Merhaba Ömer kardeşim (yoksa Faruk mu demeliyim)..."Yığınakta yapılan hata, muharebe boyunca kendini gösterir..."...Bu askeri literatürde çok önemli bir kuraldır...Bu kural siyasi ve sosyal hayata da yapılır...Selamlar.
Cdenizkent 
 28.07.2013 15:21
./.. yorumun devamı.. tampon güç olan Suriye'nin tüketilmesinden sonra, İsrail'in rahatça ve süratle Kuzey'e yürüyeceği, bu çıkışın ardından, öncelikle İran'a saldırının yattığı doğrultusundaki senaryoları haksız sayabilir miyiz. Ekonomik ve askeri alanda üstünlüğe erişmiş İran'ın bu saldırıya maruz kalmasının, bir dünya savaşını beraberinde getireceğini akıldan çıkarmamakla birlikte, sırada Türkiye'nin bulunduğunu, nitekim, çağdaşlar ve dindarlar yaklaşımları ile ayrıştırılan ulusun, böyle bir durum karşısında hangi güçle bu tehlikelere karşı koyabileceğini siyasilerimiz düşünmekte midirler. Endişe ve üzüntüler giderek tırmanıyor.Temenni ederim, bu düşünceler lüzümsuz kuruntulardan öteye geçmez. Selam ve saygılar. Refik BAŞDERE 28.07.2013 2:39
Saygıdeğer Mencik, bu kadar sorunu olan bir ülkenin, sıkıntılarını, dış politikadaki sorunlarını ayrıntılı bir biçimde masaya yatırmışsınız. Yüreğinize sağlık. Ancak, benim acizane kanaatimce, Türkiye'nin bunca bidayet eden duruşuna rağmen, başına örülen çorapları görmezden gelmemiz mümkün müdür. Suriye ve İran'ın kendi sınırları içerisinde de Kürt tehdidinin bulunmasına karşın, yeri geldiğinde bu sorunu, Türkiye'yi tehdit eden bir üslupla kullanmaları dikkate şayan değil midir. Türkiye'yi İran'a karşı koruyacağını ifadeyle, Patriot füzelerini ülkemizde konuşlandıran ABD,bu ülkelerle ilişkilerimizin daha da gerilmesine yol açmamış mıdır. Suriye konusundaki yanlışlarımız nedeniyle, bizi uyarma dostluğunu niçin göstermemiştir. Bir Kürt devletinin kurulması senaryoları çok önceden yazılmışken, hükümetimiz bunun idrakine neden varmamış ve zamanında önlemlerini almamıştır. BOB projesinin eşbaşkanı olduğu ile övünen siyasi liderimiz, Suriye'nin bitirilmesinden sonra, önünde tampon güç ./..  Refik Başdere
28.07.2013 2:25
Hocam, "İran" derken herkesin anladığı farklı... Ülke nüfusunun yarısının Türk olduğu bir memleketten bahsediyoruz. Azerbaycan'ın büyük parçasından bahsediyoruz. Fars kültürüyle ezilen büyük bir ülkeden bahsediyoruz. Ezildikleri halde ülkelerine ihaneti bir an bile akıllarından geçirmeyen, yabancı güçlerle ya da Türkiye'ye sırtlarını dayayarak ülkeyi yıkmayı düşünmeyen büyük bir Türk kitlesinden bahsediyoruz. Boydan boya tamamen Türkçe konuşarak seyahat edebildiğimiz Selçuklu, Akkoyunlu ülkesinden bahsediyoruz. Ha iktidarımız kimliksiz, vatansız, tarihsiz olduğu için bu gerçekler bilinmiyor. Umarım şimdi "İran" dendiğinde neden iki belki de üç kere düşünmemiz gerektiği daha iyi anlaşılır. Bazıları İran derken şeriat, yobazlık anlar ve belki de özler. Ama adı Türk, kalbi Türkçe atan az sayıda insanın Tebrizle Şehriyarla, mugamla yüreği titrer... Siz Aras'ı gördünüz mü bilmem... Ama kıyıcı Ermenilerin, ayrılmış Azerbaycan'ın ve ana Türkiye'nin kıyılarından ığranarak akar gider.
Ögeday 
 28.07.2013 1:42 

Aziz Kardeş ne kadar haklısın anlatamam! Sen bana göre İran'a daha yakın olduğun için olan bitenleri daha iyi görebiliyorsun. Özellikle 1979 İran İslam Devrimini yakından izlemeye çalıştım.Totaliter eğilimli Şahlarşahı Rıza Pehlevinin yıkılmasına sevinmiştim doğrusu. Bildiğiniz gibi Pehlevilik İngilizlerin yoğun çabaları ile İran'da iktidara getirilir. Ali Şeriati'nin nasıl harcandığını da biliyorum. Her devrim gibi bir süre sonra Humeyni bütün çağdaş Müslümanları saf dışı ederek özlediği Fransızcı ve Rusçu Mollalar Rejimini kurdu. Batı'daki Hıristiyan Demokrat ya da Muhafazakâr Demokratlık gibi bir yol izelemye başladılar. Kendi heykelleri yapılmasa bile resimleri ve fotoğrafları ile o hiç sevmedikleri 'putlaştırma' içerikli sürece girdiler. Bu durum bir devlet kurucusuna gösterilmesi gereken bir saygı gösterisini de aşarak dev prosterler ile öncelikle Tahran'da ve bize yakın sınırlarında arz-ı endam eyledi. Oradaki Azerilerin ezilmekte olduğunu hiç bilmem mi?Aras kıyılarında belg.çektim 1991'de!   28.07.2013 19:29
 

Merhaba hocam agziniza saglik. sizi her zaman irandan takip ederim.ben bir azeri turk olarak tebriz de dogdum ve 30 yil orada yasadim simdi tahrandayim yazdiklarinizin bazilari gerceklerle tutusmiyor . bizim irana ezildigmiz falan yok iranda 57 etnik gurup yasamakdadir(turkler, farslar. kurtler, araplar, ermeniler, tatlar, mazeniler,....) her kimse her ne dilde olsa da kendine gazetesi ve tv ve radio kanallari var. her dile gore kitap ve dernekleri bulunmaktadir. saygilar
rad max 
 01.08.2013 0:50
 
Sizin de ağzınıza sağlık Azeri Türkü Rad Max. Sizin sözlerinizdeki gerçeklik payları var olabilir. Ancak Türkiye'deki iktidarlar gibi AKP iktidarı da kendisine Batı'nın değişik içerikli raporlar ile getirmeye çalıştığı eleştiriler(tenkitler)de olduğu gibi kendisi de neden bir rapor yazmıyor demek istiyorum. Yazımda da okuduğunuz gibi bu konuda bir tek İran'da yaşayan Azeri Türkler için değil Batı Trakya ile Bulgaristan'daki Türkler için de gerekli raporları yazmadığını ve uluslararası alanda onları savunmadığını sorgulamak istedim. Bu yaklaşımın içerisinde sizin Azeri Lehçesi gibi bir lehçe kullanan K. Irak'taki Türkmenleri de vardır. Bu konuda Samarra için ağlamak ya da çözüm süreci sorunu, başlıklı yazımı da okumanızı isterim. Ayrıca İran bizi de Urmiye Gölü’nü de unuttu, başlıklı yazım ile Nihat Genç ile güvenlik ve enerji sorunu yolculuğumuzda ilginizi çekebilir. Ben 1970'lerden beri İran'la ilgilenirim. Peki, İran'da baskı yok da neden gerçek adınızı yazamıyorsunuz kardeş?