23 Temmuz 2007 Pazartesi

ANKARA YOLLARI 002 GÖK GÖZLÜ ABİDOS

GÖK GÖZLÜ ABİDOS

Gök gözlü Abidos!
Kıyıdan kıyıya
Teknelerde geze geze yorulmadın mı?

Gençsin, güçlüsün, yiğitsin!
Akaların, Trakların
Güzelleri çoktur biliyoruz!
Şu on beş yılda olan bitenler
Biz yaşlıları yordu:
Çok çabaladın, hiç yılmadın!

Büyük kayıklar yaptırmanı istemedik önce
Dedikodu yaptık yaşlı kadınlar gibi!
Biliyorsun;
İnadına dayanamayıp biz de katıldık sana.

Karılarımız, kızlarımız ne çok çalıştı
Hepimiz yüreklendik
O koca tekneler batmadı denizde
Gökler yardıma yetişti de batmadı hiç!

Kolları, bacakları, yürekleri
Kan dolu gençlersiniz!

Yeğenlerimiz, torunlarımız
Sağırlarımız, topallarımız
Ne de güzel çalıştınız!

Teknelere doluştuğunuzda
Nasıl sevinmiş
Nasıl ağlamıştık!
Şu kara azgın deniz, sizi yutsaydı
Bir koca balığı yutup götürdüğü gibi
Alıp götürseydi hepinizi
Karanlık denizin ardından ya dönmeseydiniz?

Bizler
Analar, babalar, sevgililer
Nasıl çırpınırdık Abidos?
İşte bu yüzden
Hem sevindik hem alkışladık
Hem de ağladık uzun uzun!
Ömrümüzde ilk kez
Siz denizin üstünde kayıp gidince usul usul
Güneş bulutların içinde kıpkızıl batınca
Yine ağlamasın mı bizim gözü sulular
O sevip sevip de aldattığınız kızlarımız!

Biz yaşlılardan bıktığınız için
Çekip gitmek istediniz açıkçası
Gittikçe büyüyen, küçülen dağlar gibi
Yeni mi yeni yurtlar bulmak istediniz
Deli bir ırmak gibi akıp duran denizi
Bilekleriniz, küreklerinizle aştınız
Karılarımız, kızlarımız
Bugün bile gülerler bize!

Biz yenildik sayılır Abidos!
Atalarımız da yenilmişti
Sayıları azdı, atları cılızdı!
Yağmur da yağmış birden
Paslı kılıçlar işler mi düşmana?
Büyük şölenler düzenleyen
Sarp tepelere yerleşmiş olan
Kurnaz Troyalılara karşı bugün bile
Dayanamayız Abidos!

Bir şölende yenen geyik eti tadında
Uyandığımızda kana kana içtiğimiz süt gibi
Evliliğin o ilk gecesindeki gurur gibi
Karşı kıyılara barış götürdünüz
Baban, deden, ne çok kızmışlardı sana!
Düşlerimizde gördüklerimizi yaşattın bize!

Yanıp kül olasıca Troya dışında
Herkesin bizim gibi olduğunu düşünüp dururken
Denizin ötesinde nice güzel insanların
Yaşadıklarını gösterdin bize Abidos!
Biliyoruz gelmedi senin gibi yiğit!
Ünün yayıldı, iyiliklerin geziyor dillerde
Karşı kıyılarda bile seni sevenler artıyormuş
Bunu biz yaşlılar daha iyi anlarız
Nice güzeller
Nice yiğitler de doyamadılar sana!

Gide gele, kıyıdan kıyıya bir köprü kurdun
Daha zengin olduk
Gelinlerimiz şimdi daha güzel
Dillenerek dolaşan çocuklar
Bizim yerimizi alacak bir gün
Tekneler daha da çoğalacak!

Kendimizi bildik bileli
Troya’yı aşamadık Abidos!
Adaların yan yana yüzüp durduğu
Masallarla büyüdük
Şimdi yeni yeni masallar anlatıyor gelinlerimiz
Konuştuğumuz dil, o eski dil değil!

Keşke karşı kıyılara gitmeseydiniz
Yelkenleriniz hep küçük kalsaydı
Kılıçlarınızı orada toprağa
Gömmeseydiniz barış uğruna !
O keskin kılıçlarımız parıldasa
Kalabalık bir ordumuz olsaydı
Hititler gibi başımıza börk geçirmeseydik!
Hitit sazlarını çalmasaydık şölenlerde!
İşte böyle dertlenip duruyoruz Abidos!

Sen başını hep dik tutarsın
Yaşlı baban da sana söz geçiremiyor biliyoruz!
O yaman arkadaşların da öyle
Savaşmayı öğrendiğin amcaların, dayıların toprak oldular
Troyalılar nasıl da kaçtılar senin önünden
Dönüp gelemez oldular, barış geldi topraklarımıza!
Yine başka başka dertler açmışlar başlarına
Bizi unutmuşlar
Başka düşmanlar edinmişler yenebilecekleri
Onlara yenilip belki de barış isteyecekler bir gün!

İyi güzel de Abidos;
Biz ne zaman daha güçlü olacağız?
Senin adını verdiğimiz
Şu küçücük kıyı kentimiz
Ne zaman surlar içine alınacak?
Korku içinde yatıp kalkıyoruz inan!
Savaşçılarımız niçin artmıyor?
Atlarımızı kim çalıyor düzlükten?
Altınlarımızın nasıl artacak?

Çanak çömleklerimizi
Ne güzel süslüyoruz artık
Hititlerden öğrendiğimiz mühür
Öyle güç kattı ki bize
Gelinlerin sayısı da artsın istiyoruz
Biz yaşlılar bunlar olsun istiyoruz Abidos!

Bahar şöleninden sonraki üçüncü gün
Yine tartışalım dünümüzü
Gök Gözlü Abidos!

Karşı kıyının yiğitlerine güvenmek olur mu?
Troya’nın kinine karşı koymak nasıl olacak?
Hititler de bize yüklenirlerse ne yaparız?
Günden güne kalabalıklaşan
Güzel adını verdiğimiz, bu güzel kent
Nasıl korunacak Abidos?

Sen çok gençsin bize göre
Ermiyor aklın düşmanın aklına
Sarı altının, keskin demirin
Kişinin açlığının, ne olduğunu
Kinin bir gün patlayıvereceğini
Bizim kadar bilemezsin Abidos!
Daha doymadın her şeye
Sen Troya’yı bile görmedin Ey Oğul!

Koyu bir sarhoşluk bu seninki!
On yedi yıldan bu yana
Yaşadığımız barış
Karşı kıyılara da sunduğumuz
O kutsal barış
Bir kaç yüz gözcü ile rahat rahat uyuyabildiğimiz
Şölenlerimizi doya doya uzattığımız
Sevgili barış
Artık bile bile
Kimseleri öldürtmeyen barış
Daha ne kadar sürer Abidos?

Büyük tekneler yaptırarak
Düşmanlarına yol göstermiş olmayasın?
Çünkü senin her işin biliniyor
Barışseverliğin
Bir gün kötüye kullanılmasın?

Ta ötelerden
Mikenler, Etrüskler
Büyük büyük teknelere binerek
Bir can kadar değerli altınları almak için
Gün ışıyınca
Akın akın
Geldiklerinde ne yapabiliriz Abidos?

Biliyoruz gelmedi bu topraklara
Senin gibi yiğit
Abidos bil ki düşmanın olmadık işi olmaz!

Sestos’lu, Elaeus’lu gelinlerin görkemi
Hitit’in sazları, güzelleri
Asativadaya'nın barış çağrısı
Anaların tatlı sevinci, uyuşturdu bizi!
Sürekli barış nasıl olur Abidos?
Troyalıların barışı
Aklımızı başımızdan almış olmasın?
Yanlış bilgilerimiz açığa çıkarsa ne yaparız
Barış bozulmaz mı Abidos?

Gençlik ateşi yüceldikçe yücelir
Hiç sönmez sanırsın
Şölenlerle, kadınlarla süslü barış
Yaşın ilerledikçe seni de bunaltır Abidos!

Gönül ister ki sen
Bir gün Troya’ya gitsen
Eritrai kıyılarında denize girsen
Magnesia'da yaylasan
Milet'te acı tatlı neler olmuş
Amazonlar'dan artakalan
Sırtında bir torba ile
Agorada oturup düşünsen
Mermerin egemenliğini görsen
Bilsen ki usta eller
O taşları nasıl da
Keser ince ince
Uysallaşır herşey
Eğer elin de dilin de
Gerektiği gibi yorulursa
İonya evlerinde
Ağırlanıp kalsan Ey Oğul!

Senin yaşadığın uzun bir sarhoşluk Abidos!
Aldatmasın seni hiç kimse!
Gerçekler şu yeşil yaprak kadar acı
Artık yelkenleri indirin
Hiç bir şey tek düze kalmıyor Abidos!
Her şeye bilgece bakmak gerek!
Abidos
Ey Abidos!
(2002)

ANKARA YOLLARI 003 AY DOĞUNCA GEZGİNLERİMİZ



AY DOĞUNCA

Dönenceler toprağa tutkun
Yel gibi gidiyor atlılar
Yürüyorum
Gidenlere yetişmek için
Taşlara ulaştı sessizlik
Yıldız yıldız eriyor güneş!

Önce bende başlar, sende dururdu
Bakışların özünde biz vardık
Ay nerde
Dönencemiz nerde şimdi?

Tepeye doğru bir yolda doğruluyorum
Köleler o eski köleler tek sıra

El etek öpenler
Nice hokkabazlar
Kin tutmuş
Kararmış
Pörsümüş dilleri
Doğruluk kıl payı
İnce bir esinti
İnce bir sızı
Yüreklerde
Artık
Adı var kendisi yok!

Arslanlar kapıları tutmuş
Irmaklar boz bulanık
Bırak, ben bu yolu keseyim!

Bütün açmazları sayayım bir bir!

Yazılınca
Tek tek
Gizli açık
Ortaya çıkınca
Ağaçların gürlüğü
Kuşların yokluğu
Yağmur da
Toprağı kabarttıkça
Yine birgün
Ay doğunca
Tana doğru
Neşterden kaşlarıma
Uzuyor
Uzadıkça uzuyor gülüş!

(2004)



GEZGİNLERİMİZ

İnce bir yağmur altında
Bir bakışla açılırken kapı
Edep, yiğitlik, kardeşlik
Taş duvarlar, nakışlar, çiniler
Kimi yaşatılan, kimi çürütülen
Hanların içinde
Bir yay gibi gerilerek
Derinlerde bir katta
Usulca kaynıyor su!

Beyaz börklü bir dağlı
Gezginleri anlatıyor:
Saldırganlar kaçmış
Künyeler el değiştirmiş
Unutulmuş ‘Doğu Ordusu’
Boğulmuş güller içinde
Üsküp’te yurt tutmuşlar saf saf!

Öğrenciler bir hana sığınmış
Minarelerin gölgesinde
Çarşıda, pazarda o sıcak gülüş
Üsküp, Vardar bereketin adı.

Geleceğin fırçası
Kubbeleri, kaleleri boyuyor!
Ozanlar her şeyi yoklamış aşk diye
Çaresizlik yine kol geziyor
Vuslat aranıyor köşe bucak
Dillerden düşmüyor ‘Yaban Çiçeği’!
‘Of bre zavallı Yaban Çiçeği!’

Durunca bir atmaca
Tepesinde avcının
Bir sözle tutuşurken el
Göç yola çıktı çıkacak
Balkanlar’da barışa doğru
Gece yarısı da olsa bir düğün kurulur!

Dilleri onulmaz bir özleme katarak
Üsküp’te yüreklere akıyor köprü
Bencillik ateşinde yanmış yüzleri
Işıl ışıl okşuyor çiniler!

Kosova ipeksi bir sis içinde
Gostivar’da kar var
Kocacık bir coşuyor
Bir küsüyor
Resne’de av yasak
Oruç kuşatmış evleri
İstanbul’un yürek atışları
Üsküp’te dilden dile söz olur!

Şehitler kollarını geriyor üstümüze
‘Tuna Nehri akmam diyor!’

Şimdi sesler birikiyor Vardar’da
Üsküp’ten Manastır’a bir tren kalkıyor
Sümer’den beri uzak yakın
Ne varsa hiç unutulmayan
Çocuklar kaderin cilvesi
Senin yada benim
Bir karar seline kapılınca yazı
Anıların girdabında bunaldıkça
Gitti de gelmedi İskender
Ağıtlar ekleniyor peş peşe
Üsküp kutsanıyor beş vakit!

Zırhını giyinmiş barış bugün de geldi
Yollara kol kanat geriyor ürkerek
Bosna acısı oturmuş gitmiyor
Garlarda Sultan Reşat
Selâmlıyor herkesi!

Gezginlerin torunları
Yine umut yontuyor
Dumanlı dağları tutan
Seslerin izinden
Kıpkızıl batıyor güneş!

(2000)