25 Nisan 2013 Perşembe

Kürtlerin çıkarı nerededir ya da kavram kargaşasında yeni boyutlar

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ

Yönetmen Gazeteci

25 Nisan 2013 Siyaset Sosyolojisi



Hacı Malik El Şahbaz ya da Malcolm X (ABD'li Müslüman hatip 1925 - 1965)



Son günlerde gündemde olan Barış Süreci hepimizin izlediği bir olay.
Bu kapsamda ortaya çıka Akil İnsanlar konusu ise başlı başına bir inceleme konusu.
İçerisinde Batı’nın da bulunduğu Terör Sorunu ile Kürt Sorunu alanında yoğun bir kavram kargaşası yaşıyoruz. 
Dil, lehçe, soy sop, mülkiyet, kabile, aşiret yapılanması ve çağdaşlaşma gibi sorunlar günden güne çığ gibi büyümektedir.
Bu yüzden her iki alanda yaşananlar ile ayrımcılık konularını da değerlendirilmesine de gerek var.
Düziçi Haber yayın alanında yer alan bir sanal anket uygulamasını irdelemek istiyorum.
Bu bağlamda Başbakanlıkça yaptırılan anketler ile Şanlıurfa’daki bir uygulamayı sunacağım sizlere.



Savaş var ise barış da olmalıdır!

Savaş mı yoksa barış mı istersiniz’ diye sorulsa çoğunluk ‘barış’ diye ayağa kalkar.
Bu çağda 'savaşmak' ya da 'birilerini arkadan vurmak' kadar utanılası bir iğrençlik olamaz!
Ülkemizdeki belirgin ayrılıkçı odaklar ile onlara bağlı bazı yazarlar ile siyasetçiler bu topraklarda ‘topyekûn bir savaş’ yaşanıyormuşcasına özellikle Türkler ile Kürtler (kimilerine göre ‘içselleştirilen’ Zazalar dâhil!) arasında bir ‘savaş’ yaşanmakta olduğunu anlatmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı ya da Kıbrıs Savaşı gibi ‘bir savaş’ var ise onun gelişmesine ve sonuçlarına bağlı olarak ‘bir barış anlaşması’ da olmak zorundadır. Devletler hukukundaki durum bu. 

Biliyoruz ki insanoğlunun acımasızlıklarına da damgasını vuran savaşlar İç Savaş, Cephe Savaşı, Hava Savaşı, Deniz Savaşı, Topyekûn Savaş, Kıtalararası ya da Dünya Savaşı gibi adlarla anılırlar. Çoğunuza göre olduğu gibi bana göre de ülkemizde ne Kürt yurttaşlarımız ile ne Arnavut ne Laz ne Zaza ne de Boşnak yurttaşlarımız ile ne İç Savaş ne de Cephe Savaşı yaşanmaktadır. Ne yazık ki o çok tehlikeli ‘savaş’ ve ‘barış’ kavramları kimilerinde son otuz yıldan beri geniş topluma kabul ettirilmek istenmektedir. Mesleğim gereğinde de (sosyolojik olarak) ne ayrımcılık ne çatışma ne de kan davası gütme gibi bir süreç yaşadık, diyebiliriz. Ne yazık ki terör dayatmaları ile gelinen bu aşamada ‘terör örgütünün siyasi uzantıları’ TBMM’de bile aba altından sopa gösterircesine, ‘Azdan az çoktan çok gider!’ diyerek meydan okuyabilmektedirler.

Kavram kargaşalarını kim düzeltecek?

Oysa yaşanılan vur kaçlı, uzaktan kumandalı, araç yakmalı ve arkadan adam vurmaya yönelik silahlı saldırılar için ‘savaş’ değil ‘terör’ adı verilir. Bu gibi binlerde sinsi saldırı için ‘savaş’ kavramını kullanmak bilgisizlikten öte gerçekleştirilen insanlık dışı pusu dayanaklı saldırılar için, ‘Bu savaştır. Her türlü yola başvurulur’ gibi bir açıklamayı da içeriyor ki söylem karşısında ne hukuk ne toplum bilim ne kamu vicdanı kabul edebilir. Ne yazık ki kendinden menkul bazı siyaset erbabı ile bazı yazarlar bunu kabul etmiş bulunuyor!

Geçenler Boston’da üç kişinin ani ölümü ile sonuçlanan bir bomba patlaması olayı için hukukçu B. H. Obama, ‘terör eylemi' olduğunu söyleyerek kınamış ve saldırıyı düzenleyenlerin teslim olmaması durumunda ‘vurularak’ öldürüldüklerini biliyoruz.  Yine biliyoruz ki 11 Eylül 2001 tarihinde Arap kökenli El Kaide Örgütünün (19) üyesi tarafından ABD'nin New York kentindeki Dünya Ticaret Merkezi ile diğer bazı alanlara düzenlenen ve bir anda yaklaşık (3.000) kişinin ölümünde yol açan sinsi saldırı da 'terör saldırısı' adlandırması yapılmaktadır. 'Dünyanın en büyük saldırı eylemi olarak' nitelenen bu terör saldırısını düzenleyen 'köktendinci silahlı’ örgütünün kurucusu Usame Bin Ladin, 2 Mayıs, 2011 günü Pakistan'da bulunan bir 'kışlanın yanında büyük bir evde bir helikopter saldırısıyla CIA tarafından öldürülmüştür. Cesedi, hiçbir devlet tarafından kabul edilmeyeceği gerekçesiyle denize atılmıştır.' (tr.wikipedia.org'dan alıntıdır.)

Bir yılı aşkın bir süre önce Afet Konutlarının teslim töreninde Van'da konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi o gün de 'terör örgütü' kavramını da kullanarak terör örgütünün nasıl çalıştığını da anlatıyordu. Ona göre, 'Terör örgütü ve onun uzantısı siyasi partiyi ticarethaneye çevirmişler. Türkiye'ye düşmanlık besleyen ne kadar mihrak varsa onlardan ihale alındığını, karşılığında zulüm, kan ve yalan satıldığını' açıklamıştı. Erdoğan o konuşmasında bir anlamda içini dökerek, 'Alçakça okullara saldırıyorlar, alçakça yurtlara saldırıyorlar. Çocuklarımız içeride, molotof kokteyllerle oraları bombalıyorlar. Yanıcı maddeler atıyorlar. Cehaletten beslenenler eğitimden korkarlar, öğretimden korkarlar. Bu okullarda eğitim gören, aydınlanan, ülkenin ve dünyanın gerçeklerine vakıf olan çocuklarımızın bu tür gelişmelerini hazmedemezler. Çünkü böyle olursa onları evlerinden alıp, dağlara sevk edemezler. Bu aklı onlara mutlaka iplerini ellerinde tutan efendileri vermiştir. Çünkü bunların o kadarını düşünecek, o kadar ileriyi görecek ferasetleri de yoktur. Okullara yönelik saldırıları, bunların gerçek yüzlerini çok çarpıcı şekilde ortaya koydu.' (23 Ekim 2012 Zaman.com.tr) açıklamasında bulunmuştu.

Terör Örgütünün çevreye etkileri için yine Van'da, 'Niye Güneydoğu'da Doğu'da yatırım yapmıyor yatırımcı. Korkuyor. "Terör" diyor "gelir de benim fabrikamı yakarsa, bombalarsa. Onun için gelemiyorum". Buralarda işsizlik varsa bundan dolayı var. Bunun önünü açmak için önce bölücü terör örgütü ve uzantısıyla benim Kürt kardeşim arasına duvar örmeli ki buraya yatırımcı rahat gelsin' sözlerinden sonra dile getirdiği diğer açıklamalar da bugün gelinen kavram kargaşasının bir başka boyutu olsa gerek. Başbakan Erdoğan'a göre, 'Kendisine oy veren vatandaşla değil eli kanlı teröristle kucaklaşan demokratik bir siyasete inanmış bir siyasetçi olamaz. Hizmet vermekle işiniz yok madem parti tabelalarınız sökün yerlerine İmralı'ya ya da Kandil'e mecburi istikameti gösteren trafik tabelaları koyun. Hiç değilse milletimiz ne olduğunuz ne iş yaptığınızı bilir.' (Erusam.com. 24.10.2012) açıklaması ile bugün gelinen aşamayı o günden görmüş olduğunu da söyleyebiliriz.

Ne yazık ki Başbakan Erdoğan’ın o konuşmalarından on iki gün kadar sonra BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, ‘Aklınızı başınıza alın, Kürtler 1915’lerdeki Ermeniler değil ki katledesiniz. Kürtlerin bir sözü vardır: Azdan az gider, çoktan çok gider’ diyebiliyordu. O gün İzmir’de 1500 BDP ’li, açlık grevlerine destek vermek için yürüyüşe katılan BDP’li Sakık, ‘Kürtler, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar ataları idam edilerek geldi. Şeyh Sait, Öcalan’ın atasıdır, bizim atamızdır. Seyit Rıza, Öcalan’ın atasıdır, bizim atamızdır. Kürtler size boyun eğmediler. Hele bugün Kürtleri idamla tehdit etmek abesle iştigaldir’diyerek, bir anlamda ‘kan davası’ gütmekte olduğunu söylemiş olmuyor muydu? (Radikal.com.tr 05/11/2012). 

BDP’li Sakık bu konuşmasından çok değil üç gün sonra bu kez de TBMM’de, o günlerde Bursa’da yaşanılan gerginlikler üzerine, ‘Evet, tehditse tehdit… Azdan az çoktan çok gider… Ey devlet, ey Vali, ey İçişleri Bakanı, ey polis, cinayeti işleten ve soruşturan sizseniz failler bulunmuyorsa, mağdurları içeri tıkıyorsanız bir tek şeyimiz kalmıştır: Size karşı direnmek, zulme karşı direnmektir’ sözleri ile nasıl bir kişilik yapısında olduğunu açıklamış olmuyor mu? TBMM’nin dünkü(25.04.2013) oturumunda CHP Grup Başkanvekili Emine Ülke Tarhan’ın BDP’li Sakık’ın 2012’de söylemiş olduğu ‘Azdan az çoktan çok gider’ sözlerini hatırlatarak, ‘Biz mi barış istemiyoruz? Şu sözlere bakın asıl siz barış istemiyorsunuz. Sen bunları benim külahıma anlat’ diyerek tepki göstermesi üzerine BDP’li Sakık kürsüye gelerek, ‘Ben bu sözümün arkasındayım’ diye karşılık vermekten de çekinmemiştir.

Kürtlerin menfaati nerededir?

Yeniden kendi sorunumuza dönecek olursak toplumumuzdaki ‘din kardeşliği’, ‘komşuluk’, ‘ortak dil’, ‘akrabalık’ ve ‘birlikten kuvvet doğar’ anlayışından dolayı ülkemizde bazı gerginliklere rağmen Türk – Kürt çatışması ve ayrımcılığı gibi bir açmaza düşülmemiştir. Kamuoyuna göre hepimiz bu toplumun bir birinden ayrılması imkânsız bireyleriyiz. Birileri bizi bölmek, ayırmak ve parçalamak istese bile bu amaçlarına ulaşamayacaklardır. Kaldı ki Ziya Gökalp (1922,1992) ile bazı siyasetçiler ve bilim adamlarına göre ‘Kürtlerin menfaati’ Türklerin yanıdır!


Yıllardır dayatılan Terör Saldırıları sonucu bir anda beş beş, on on, yirmi yirmi öldürülen yurttaşlarımızın acısından dolayı  ‘Kürt olmaktan utanıyorum’ diyen tanıdıklarınız olmadı mı hiç? Ayrıca yine bazı ‘hayali haritalar’ ile ‘özerklik’ ve ‘eyalet’ söylemleri karşısında ‘Ben şimdi Van’a ya da Diyarbakır’a pasaportla mı gideceğim’ diyen Kürt, Türk, Zaza, Arap, Türkmen, Kırgız ya da Laz kökenli arkadaşınız yok mu?

Genar Araştırma Danışmanlık Eğitim Şirketi’nin bu ay başında ‘Üç (3) bin kişiyle yaptığı ankete göre, Türkiye'nin yüzde 94.2'si 'T.C. vatandaşı olmaktan rahatsız değil, yüzde 5.8'i ise rahatsız.’ Ancak yukarıdaki saptamalara göre de toplumun ‘yüzde 95 de Kürtlerle Türkler aynı devlet çatısında yaşamalı’ diyor! Şubat başında Başbakanlık tarafından yapılan bir başka araştırmaya göre ise ‘Türk ve Kürt halklarının bundan sonra da birlikte yaşayabileceğine inanıyor musunuz, sorusuna ise %95 evet çıkmış. Kürtlerin ayrı bir devlet kurmalarına inananların oranı ise %5 olarak saptanmış’ bulunuluyor.

Umulur ki Sanayi Devrimi ile Fransız Devrimi’nden sonra gelişen yoğun eşya tüketimi ve yeni hukuk anlayışı sonucu güçsüz düşen Batı’nın yarı sömürgesi Osmanlı Devletimizin devamı olarak kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti bütün olumsuzluklara ve ayrılıkçı söylemlere rağmen sınırlarını koruyacak ve yüzlerce ortak değerleri ile bu coğrafyadaki bir arada yaşama bilinci potasındaki yurttaşlarımız geleceğe daha bir umutla bakabilecektir. Bu da AKP İktidarının kökü derinlerde yatan dâhili ve harici ayrılıkçı odakları engelleyebilmesi ile mümkündür.

Düziçililer Barış Süreci için ne düşünüyor?

İşte bu gibi gelişmeler kamuoyunu uğraştırırken on beş günden bu yana sanal ortamda Düziçi Haber kaynaklı ankete göre ‘barış’ siyaseti gerekli etkinliği göstermekten uzaktır. Düziçi Osmaniye’nin ikinci kalabalık bir ilçesi olup yaklaşık içerisinde 43.000 kişi yaşamaktadır. Aşağıda okuyacağınız söz konusu anketin bugün açıklanan dökümüne göre ‘çözüm süreci’ %32 (27 +5) oranında desteklense bile % 53 oranındaki karşı görüşe karşılık %15 oranındaki ‘ciddi endişelerim var kararsızım’ bulgusu sanırım ilgililere bir fikir verebilecek açıklıktadır. Bu durumda gelişmeler karşısında ‘endişeli’ ve ‘kararsız’ durumda bulunan %15 oranındaki kitlenin kazanılması büyük önem taşımaktadır.

Düziçi’nde daha çok gençlik kesiminin ilgi gösterdiği ‘barış’ konusundaki sanal anket uygulamasının sonuçları aşağıdadır:
Hükümetin İmralı ile başlattığı çözüm sürecini destekliyor musunuz?
Evet: Terörün bitirilmesi adına yapıldığı için destekliyorum  % 27
Hayır: Ülke için zararlı olacağına inandığım için desteklemiyorum  % 53
Görüşmeleri yanlış bulsam da desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum  % 5
Ciddi endişelerim var kararsızım  % 15’ (duzicihaber.com’dan alıntıdır.)

Bu bağlamda %5 oranındaki ‘görüşmeleri yanlış bulsam da desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum’ diyen bir kitle ile birlikte ‘süreci destekliyorum’ diyen % 27’lik kitlenin ancak %32 oranına ulaşması Düziçi bağlamında AKP İktidarının 2005’ten bu yana güttüğü Açılım Siyaseti ile Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi kapsamında başarıya ulaşamadığını yansıtmaktadır, diyebiliriz. 

Öte yandan içeriği belli olmayan söz konusu ‘barış süreci’ için ‘ciddi endişelerim var kararsızım’ diye görüş belirten %15 oranındaki kitlenin yaygın olarak dayatılan propagandalara da bağlı bir biçimde %10 oranında görüş değiştirseler bile ‘barışa evet’ diyebileceklerin oranı ‘görüşmeleri yanlış bulsam’ da diyen %5’lik oranla birlikte ancak %42’ye ulaşabilecektir.

Genar Araştırma Şirketinin üç bin kişiyi kapsayan yukarıdaki araştırmasına göre, ‘terörün savaş değil barış yoluyla bitirilmesini isteyenlerin oranı 89.6’dır.

Öte yandan Şanlıurfa’da yayınlanan Urfa’da Bugün adlı sanal ortamdaki sorgulamaya da göz atmakta yarar vardır.


Gazetenin ‘Barış Sürecine Destek Veriyor musunuz’ sorgulamasına göre:

Evet diyenler % 69.02

Hayır diyenler ise % 30.97’dir. (urfadabugun.com’dan alıntıdır)
Bu yansıma da gösteriyor ki terör saldırılarına daha açık durumda olan kentlerimizden biri olan Şanlıurfa'da yan yana yaşama bilinci bağlamında 'silahların susması' ve 'anaların ağlamaması' isteği ağırlık kazanıyor. İlk olarak 1983 yazında gittiğim Şanlıurfa kentleştikçe zenginleşti ve Atatürk Baraj Gölünden gelen sulama suyu ve elektrik enerjisi ile günden güne gelişiyor. Benzetmek gerekir ise Urfa ya da Haran Ovası ile irili ufaklı diğer ovalar ikinci bir Çukurova olarak her türlü sebze ve meyve üretiminde ülkemizde adını söyletiyor. Bu gelişmede Urfalı yurttaşlarımızın çabaları yanında iktidarların destekleri de inkâr edilemez.

Başbakan Erdoğan’ın eli güçlü

Başbakanlık’ın Şubat başında yaptırdığı bir araştırmaya göre ise ‘5.500 kişi ile yapılan görüşmeye göre katılımcıların %51’i Hükümet ile Öcalan’ın görüşmesine destek veriyor. Ancak ‘kandille de görüşülebilir diyenlerin oranı %40’ta kalıyor. Bölgede yaşananları ‘terör saldırısı’ olarak adlandıranların sayısı da hızla artıyor. İkinci ankete göre ise bölge halkının ancak %6’sı Kürt Sorunu olduğunu %39’u ise Terör Sorunu yaşandığını belirtmiş. Öte yandan ankete katılanlar İmralı Sürecinde kullanılan dile de itiraz ederek yapılanların ‘müzakere’ değil ‘görüşme’ olarak adlandırılmasının daha iyi olacağını belirtmiş. Terör Sorununun çözümü için %65 destek çıkmış. Ankette Türk ve Kürt halklarının bundan sonra da birlikte yaşayabileceğine inanıyor musunuz, sorusuna ise %95 evet çıkmış. Kürtlerin ayrı bir devlet kurmalarına inananların oranı ise %5 olarak saptanmış.  (22.02.2013 günlü  showhaber.com’den kısaltılarak alıntıdır.)

İmralı sürecine ilişkin bir ankete BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘Bu iş anketlerle yürüyecek bir iş değil. Yüzde 99 barışa karşı olsa barışı savunmayacak mıyız? Başbakan'a tavsiyem, barış gerçekleşene kadar anket işinden vazgeçsin’ (22.02.2013 günlü ntvmsnbc.com’dan alıntıdır) açıklaması ise kamuoyunun düşüncelerine saygı göstermek yerine ‘barış’ kapsamında gelişebilecek dayatmalara bel bağlanıldığının bir göstergesi değil midir?

Oysa ‘savaş’ bağlamında bir ‘zafer’ elde ettiklerini sananlardan kesim ise bu olayın sorgulanmaması gerektiğine inanmış olmalı ki hemen ‘barış’ istiyorlar. Bu ‘barış tutkusu öyle bir etki sağlamışa benziyor ki AB’nin AKMP Genel Kurulunda bile üç gün önce görüşülen Türkiye Raporunda yer alan bazı açıklamalar BDP’li Ertuğrul Kürkçü’nün değişiklik önergesi ile değiştirilerek kabul edilmiş. Buna göre ‘Türk kurumları ve Türk halkı’ yerine ‘Türkiye vatandaşları ve kurumları’ yazılmış. Yine söz konusu raporda yer alan, ‘Kürt sorunu ve PKK terörizmi 40 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu’ ifadesinin ‘Türkiye'deki Kürt sorunu ve Türk devletiyle PKK arasındaki çatışma 40 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu’ şeklinde değiştirilmesini içeren önerge’ de genel kurulda kabul edilmiş. Böylece ilgili raporda yer alan ‘PKK terörizmi’ ifadesi de ‘çatışma’ olarak değiştirilmiş.
AKMP’nin ilgili bir İzleme Komisyonunun önerisi ile ‘PKK terörizmi’ yerine ‘terörist’ yerine ‘aktivist’ (ya da Türkçe deyişle ‘eylemci’) kavramı yazılarak yeni yeni kavram kargaşalarına doğru yelken açmamızın yolu açılmış bulunuyor. 

‘142 evet, 35 hayır ve 6 çekimser oyla AKPM Genel Kurulu'nda kabul edilen rapor karşısında ne yazık ki AKMP Genel Kuruluna katılan AKP ve CHP yetkililerinin, sanırım yeteri kadar hazırlanamamış olmalarından dolayı hiçbir etkinliklerinin bulunmamasını da bugün hayretle okudum.(Kaynak 23.04.2013 Anadolu Ajansı)

Bütün gelişmelere ve olası bazı olumsuzluklara rağmen Başbakan Erdoğan’ın eli güçlüdür diyebiliriz. İnşallah hiç bir 'yol kazası' ya da değişik içerikli ‘terör saldırıları’ ile böl ve parçala içerikli ‘Batı dayatmaları’ olmadan 'uluslararası' içerikler de taşıyan şu 'terör belası' bir gün bitirilecektir. (Ankara 25 Nisan 2013)

(Açıklama: Yazarımızın bu yazısı daha uzun biçimi ile Duyuruyorum Sosyoloji alanında yayınlanmaktadır. Kaynak belirtilmek şartı ile bölüm bölüm ya da bir bütün olarak yararlanılabilir.)

Yorumlar:

Hayretle izliyor ve okuyoruz ...Selamlarımla. Tly Ekr  26.04.2013 9:14
Ömer Faruk: 
Ben de öyle Tly Hanım. Yine de dayanamayıp bu yaşananlar fil midir yoksa başımıza yine ne gibi çoraplar örülmek isteniyor diye yazmaya çalışıyorum. Yasalar karşısında eşitliği savunan yok! Çünkü yasaların çoğu iktidarlarca güçlüden yana. Gözünüze dizinize dursun diyen de yok! Çünkü gelir dağılım da toprak mülkiyeti de siyaset de belirli ağaların elinde. Altta kalanın canı çıksın. Başını uzatanı vurmak da insanlık değil. Soruna egemen kılınan kavram kargaşası ise birilerinin nasıl da işine geliyor şimdi daha iyi anlıyoruz. Görelim Mevlâ neyeler!  26.04.2013 15:27

Bu anketlerin hiç birine inanmıyorum. Hepsi belli amaca yönelik toplumu manipüle etmeye yarayan iktidar araçları. Selamlar. Ayrıntıda gezinmek   27.04.2013 02:31
 
Ömer Faruk:
Bence de desem bile başka dayanak var mı? Siyaset toz duman! İmralı ile Kandil bastırıyor Aynur Hanım. Her şeye rağmen 'istatistiklere inanmamalı' demek kolay olsa da 'istatistiksiz de olmuyor. Önemli olan iktidarın ki AKP oluyor bugün için, terör sorununun yaklaşık yetmiş yıl sonra Batı'nın Ortadoğu iştihası ile birlikte yaygınlaştırdığı Kürt Sorunu bağlamındaki kırmızı çizgileri nelerdir bilinemiyor! Bildiğimiz şu ki Batı kendi çocukları yerine geçen yüzyıllarda Bulgar, Giritli, Moralı, Atinalı, Boşnak, Arnavut, Karadağlı, Ermeni ve Arap gibi (ki çoğunluğu din kardeşimizdir) içimizden biri gibi yanı başımızda silahlandırdığı unsurları kullanmaktan çekinmiyor. Çünkü onlara göre Hunlar, Peçenekler, Avarlar, Hazarlar, Macarlar ile Moğol egemenliklerinden dolayı Osmanlılar gibi bugün Anadolu ve Trakya'daki Türkler de bu coğrafyadan un ufak edilerek atılmalıdır. Amaç Batı'nın maddi açlığı, Haçlı yayılmacılığı ve Petrol ile bazı madenlere duyduğu tükenmez iştihadır. Çıkmamış canda bir umut vardır! Ya sabır. 27.04.2013 15:27

Siyaset çok Adalet az

Siyaset çok Adalet az!
Fransız matematikçi, fizikçi ve düşünür Blaise Pascal (1623 – 1662)


Her birimiz bir şeylerden rahatsız dolaşıp duruyoruz.
Dertsiz baş yok.
İçimizden birileri bir diğeri için cehennem!
Kuşkular, suçlar birikmiş dağ gibi!
Silahlar bu yüzden patlıyor, bıçaklar bu yüzden çekilmiyor mu?
Trafik kazalarının çoğalması ise kişilik bozulması değil de nedir?
Dertlendiğimiz konulardan biri de adalet.
Ben beni bildim bileli adalet yerini bulmuyor.
TBMM yasaları yetersiz, noksan:
Nereye çeksen gidiyor lastik gibi.
Kararlar ortada.
Karakola ya da kodese bir kapıdan girilip diğerinden çıkılıyor!
Çünkü siyasetin oranı arttıkça adaletin azalmaya başlamış!
ABD bile şaşırmış bizdeki adalet uygulamaları karşısında.
Kısaca bizdeki siyasetin yargıya egemenliğinden dertli.
Savcı ne yapsın yargıç neylesin durumuna düşüldü.

AKMP de adaletin topuzunu öyle bir tutmaya başlamış ki otur ağla:
‘PKK terörizmi 40 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu’ yerine,
‘Türk devletiyle PKK arasındaki çatışma 40 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu’ deyivermiş!
‘PKK’lı terörist’ de artık ‘PKK’lı eylemci’ oluvermiş!
Gerçekte Batı bu adlandırmayı ‘Kurdish politicians and activists’ yıllardan beri kullanıyordu.
İmralı’daki terör suçlusu için ‘Mr. Ocalan’ denilirken Başbakan Erdoğan için PM yerine ‘Mr. Erdogan’ da yazılıyordu.

Peki, örgüt üyesi olarak arkadan adam vuran, uzaktan bomba patlatan kişilere ne denecek?
Biliyoruz ki siyaset ile adalet iyice birbirine karıştı.
Türkiye'nin adalet sırrı nerede gizli iyice ortaya çıktı.
Adalet bir uygulama alanı.
Yasaların çıktığı yer iktidarın odakları.
İktidarlar ne derse o yasalaşır.
Muhalefet de eleştirdiği ile kala kalır.
Adaletin içtihatları kendi yapısı içinde değil iktidarların isteğine göre çıkıyor.
Her yerde bir başka sarmal var:

Ticaret sarmalı,
İhale sarmalı,
Eğitim sarmalı,
Hukuk sarmalı,
AB sarmalı,
ABD sarmalı,
İsrail sarmalı,
Filistin sarmalı,
İmralı – Kandil sarmalı,
Terör sarmalı,
Adalet sarmalı
Kara Para sarmalı,
Kara Para Aklama sarmalı,
Ve anlı şanlı 'siyaset sarmalı' var her yanımızı kuşatan.

ABD 2012 Türkiye Raporunda oldukça dertli:
'Türkiye'de adalete etkili biçimde erişim yok' diyor nazikçe!
Ayrıca 'Hükümet ifade özgürlüğüne müdahale ediyor ve önemli ölçüde toplanma özgürlüğünü kısıtladı' diye duyurmuş dünyaya.
Her birimiz ayrı bir 'tavşan kaç, tazı tut' oyunu içindeyiz.
Uygulamalara akıl sır ermiyor!

Atalarımızın dediği gibi:
'Altta kalanın canı çıksın'
‘İte bak yattığı yere bak!’
‘Merhametten maraz doğar!’
‘Yılanın başı küçükken ezilir!’
‘Siyasete akıl sır ermez!’
'Adalet olmayan yerde hiç bir şey olmaz'
Ya da 'Büyük balık küçük balığı yutar!'

Fransız matematikçi, fizikçi ve düşünür Blaise Pascal (1623 – 1662) bir gün dayanamamış olsa gerek:
'Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır.
Gücü olmayan adalet acizdir, adaleti olmayan güç ise zalim.
Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır.

Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerekir.
Bunu yapabilmek için de adil olanı güçlü, güçlü olanın ise ... adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti.
Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık' diyor.

Özlü sözler gibi atasözlerimizi de severim.
Özellikle adaleti de içerenlerine bayılırım:
'Şeriatın kestiği parmak acımaz!’
‘Adalet kıldan ince kılıçtan keskin olmalı!’
‘Adaleti sağlamak kolay değil!’
‘Her şeyin başı sağlık!'
'Yeter ki paran olsun!'
'Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!'
'Kul hakkı yenmez!’
‘Mahkemede dayın olsun!'
Biliyoruz ki siyasetin kitabı yok!
Adalet de ‘kara kaplı kitapta’ gizli.
Gördüm ki siyaset ile adaletin uzantısı kılıç pek keskindir!
Sorunların özü aşağıdaki konuşmada gizli olmasın:

Az önce gazeteci Hasan Pulur'da okudum:
'Napolyon, kendisine suikast düzenleyen General Moreau’yu mahkemeye vermiş, mahkeme hakimine de haber yollamış:
‘Sen onu mahkûm et, ben affederim!’
Mahkeme başkanından, imparatora cevap:
'Peki, beni kim affedecek?'
İşin içine para girince sevgi ile saygı da biter ya
Adalet işlerine de siyaset sarmalı karışınca oyun başlıyor!
Adaletimiz bol olsun!
Gönlümüz ferah!
'Kirli Eller' kırılsın!
Her nerede var ise Kirli Siyaset de batsın emi!?