30 Temmuz 2013 Salı

OHAL'den bu yana ne değişti?

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
Toplum Bilimci Yönetmen Gazeteci

30 Temmuz 2013 Dünya Siyaset Sosyolojisi

OHAL'den bu yana ne değişti?
Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği'nin yönetimindeki iller haritası (Alıntıdır)


Son gelişmelere göre aklıma geldi: 1987 ile 2002 yılları arasında uygulanan o kendinden menkul OHAL  uygulamaları İmralı-Ankara-Oslo Üçgeni ile kaldırılmış olmasın?

Yıllardır askere ve polise bırakılan Terörle Mücadele Efsanesi birden bire durdurulmadı mı?
Çünkü Terörle Mücadele sırasında sorunun çözümü için hiç bir iktidar Karşı Propaganda yapmamıştır.
Öte yandan Türk Güvenlik Güçleri ile adı belli Bölücü Terör Örgütü arasında çıkan çatışmaların başında 'Teslim olun' çağrısı olsa bile yine de, 'Vurdukça vur' ya da 'Başını uzatanı vur' anlayışı yöredeki toplum kesimlerinde ki içerisinde Mardinli Ahmet Türk gibi Toprak Ağalarında bile aydan aya geri tepmeye başladı.

Güneydoğu'daki toprak ağaları neden Bölücü Terör Örgütünü desteklemeye başladı?

1986 Temmuz ayı ortasında Viranşehir'den Nusaybin'e doğru İpek Yolu'nda belgeselin metin yazarı ve sunucusu Doç Dr. M. Kemal Öke ve TRT GAP Belgeseli ekibi ile giderken giderken ilgimi çektiği için uğrak vermeye karar verdiğimiz, o uzun Kasr-ı Kanco'da o güne kadar adını sanını bilmediğimiz ince uzun ve kül rengi şalvarlı Ahmet Türk'le tanışmıştık. Terör Örgütüne karşı gerekli tedbirleri aldıklarını sandığım onun silahlı korumalarını oradaki çekimlerim sırasında TRT Çekim Ekibi olarak görmüş ve bizi yollamadıkları için birlikte öğle yemeği yemiştik.

Dedesi merhum Hüseyin Kanco adı ile ünlü Hüseyin Türk'ten kalma o dev kasrın en az doksan basamaklı merdiveninin başına çıktığımda, nice modern tarım araçlarından başka TSK için yapılmış (H) işaretli bir helikopter pisti bile bulunduğunu görmüştüm. Bu durumu sanırım derin devlet de biliyordur. Ahmet Türk ile onun gibi Osmanlı Devletinin var olduğu yıllardan beri el değiştire eldeğiştire de olsa çok geniş toprak sahibi olan nice Toprak Ağası da sanırım nasıl oldu ya da neler değişti de Bölücü Terör Örgütünün yanında yer aldılar açıklayacaklardır.

Sonra ne oldu?

O Ahmet Türk şimdi bilmem kaçıncısı düzenlenen ve Yılmaz Güney'den M. Barzani'ye kadar 'dem bu demdir' denilerek tez elden kurulması beklenen Büyük Kürdistan (Kurdıtan) düşleri için neler yapılması gerektiğinin konuşularak kararlaştırıldığı Erbil toplantılarında Irak, İran, Suriye ve Türkiye'den kopartılarak kurulabileceği düşlenen uydu ya da Batı güdümlü 'manda yönetimi' içerikli Federe Kürt Devleti'nin gerçekleşmesi için bütün gücü ile çalışıyor.

Kısaca, bir tek örnekte bile görüleceği gibi Terörle Mücadele zaten başından beri iflas etmişti.
Onun yerine konulmaya çalışılan 2005 doğumlu Açılım Sarmalı ile sözde geniş topluma şirin görünebilmek için 2009 doğumlu Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi de gerektiği gibi savunulamadığından 'ayrılıkçı' söylemler alabildiğine artmıştır.

Bu bağlamda SHP gibi CHP de hiç mi h i ç masum değildir.
Bana göre 'yangına körükle gitmek' gibi bir saplantı içerisinde söz konusu 'ayrımcılık' kamçılanmıştır.
Oysa 'hukuk devleti' içerisinde 'ırklara göre' değil insana ya da yurttaşlara göre bir hukuk vardır.
Bırakınız Kürtlerin kökenindeki nice sorunlu durumları ve Kürtçe lehçelerinin birbiri ile uyumsuzluklarını, iş bu 'hukuk' bile savunulmamıştır.

Böylece Terör Örgütü 2000'in başında sıfır eylem düzeyinde iken 'baskın basanındır' diyerek Açılım Sarmalını izleyen üç yıl içinde ivme kazanarak yeniden uzaktan kumandalı bombalar ve roketler ile güçlenerek başlatıldı.
Yöredeki bir korucunun 2011'de belirttiği ve kamuoyunun da bildiği gibi içi kof ve 1992 model Apo patentli Açılım Süreci ile 'terör Örgütü şımarmıştır!'

'Otuz yıllık savaş' nasıl bitecek?

Sonunda terör örgütü ile yandaşlarının ve sözde 'barıştan yana' görünen kimi uzmanların söylemlerine göre 'otuz yıllık s a v a ş' tez elden bir 'barış' anlaşması ile sonlandırılmalıdır. Çünkü ç o k emek ve para yanında on binlerce c a n Öte Dünyaya yollanmıştı.

Bu kavram kargaşasını durdurabilmek için Başbakan Erdoğan bile dayanamayarak, belki de o an yanında Başdanışmanı Yalçın Akdoğan bulunmadığı için (olsa gerek!) Danimarka'daki soru üzerine o güne kadar Türkiye'de iken söylemediği, 'Benim ülkemde zaten barış var. Benim ülkemde savaş yok. Kelimeleri dikkatli seçelim' çıkışında bulunmuştur.

Ne yazık ki bu çok doğru tespit ne geçtiğimiz yıllarda ne de Danimarka dönüşünde gerektiği gibi savunulmamış olduğundan Terör Örgütü ile onun sizde barışçı ve demokrat siyasi uzantılarınca (ki bana göre silahlı çatışmaya ve bir terör örgütüne övgü düzenler ile ona lânet okumayanlar ne demokrat ne de barışçı olabilirler) kurulan İmralı-Ankara-Kandil ve Erbil içerikli dayatmalar çerçevesinde AKP İktidarı etkilenmek istenmektedir. Bu konuda ne kadar başarılı oldukları ise bazı açıklamalar yanında silahlı terör saldırıları içerikli 'aba altından sopa göstermek' yollu nice açıklamalarda çok belirgin olarak ortada durmaktadır.

Son olarak Kandil'de konuşlanan Terör Komuta Merkezinden bir yetkilinin, 'gerekli üç şart yerine getirilmez ise 15 Ekim 2013 s o n gündür' dayatması s a v a ş mı yoksa b a r ı ş mı seçeneğini bir kez daha gündeme oturtmuştur.
AKP sözcüleri bu konulardaki suskunluklarını korumak zorunda gibi bir tavır içerisinde değil midir?

Terör Örgütü ile sözüm ona siyasi uzantılarının ve 'ayrılıkçı' kimi kişilerin dayatmaları ile yöredeki '22 Karakol' kapatılıyormuş! Bu gelişmeler BOP'nin de gereklerinden biri olmasın?

Bilindiği gibi esrar tarlaları ve esrar ticaret ile ünlü Lice'de bir karakol yapımı PKK Örgütlenmesi ile sözde bir halk hareketi sonucu durdurulmak istenmedi mi?

Anlaşılan dağları bekleyen korku tehditlerini o kadar etkili kılmaya başladı ki artık dağlar, sınırlar, karakollar 'dükkan senin' oldu çıktı!

Terör Örgütünün sözde %15'i gitse bile 'kale içinden alınırmış' gibi bir gelişme içerisine gidildiği görülüyor. AK Parti söylemine göre ise bütün bu olup bitenler 'Hayaldi gerçek oldu!' demek midir gerçekten?

Kim seviniyor aylardan beri?
Teröristler ile onun sözüm ona silahlı çatışmayı da göze alan siyasi uzantıları ile kimi yazarlar!

AKP neden sesini yükseltmiyor ya da nedenlerin içindeki gizli nedenler nelerdir?

Peki, PKK Terör Örgütünün 1984'te başlattığı ilk katliamından sonra o günkü iktidar ile daha sonraki iktidarlar ve AK Parti, özellikle Terör saldırılarının birden bire yoğunlaşmaya başladığı 2010 Ramazan ayından bu yana neden aşağıdaki konuları da içeren yoğun bir çağrı yapmamıştır.

Buna göre diğer iktidarlar gibi AK Parti de:
'Biz ulusal sınırlarımızı bozdurmayız. Hayali Haritalara müsaade etmeyiz. Bu konudaki hiç bir görüşe de Terör Örgütü övgücülüğü ile şiddeti öngören ve giderek sinsice yaygınlaştırılmaya çalışılan ayrılıkçılık içerikli hiç bir propagandaya ve gizli ya da açık örgütlenmeye müsamaha etmeyiz. 

Çoğunluğu Türk olan bu toplumda Türk-Kürt-Laz-Çerkez-Çeçen-Arnavut-Boşnak-Gürcü-Arap-Rum-Ermeni ve Yahudi ayrımcılığı geçmişte var olmuş olsa bile artık buna izin vermeyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin İşgalci Batılı Güçlere karşı girişmiş olduğu şanlı Kurtuluş Savaşına da bağlı olarak sağladığı ve egemeni olduğu bütün etnik oluşumlar; bu topraklarda buluşarak hiç bir asimilasyona tabi tutulmadan uzlaşarak, kaynaşarak genel adı Türkiye olan bu topraklarda Türk olarak adlandırılan ancak kökenden değişik etnik özleri bulunan yurttaşlarımızdır. ABD, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Almanya, Avusturya'da da böyle değil midir? 

Oysa yüzyıllardan beri zorunlu olarak yan yana yaşamakta olduğumuzdan dolayı kökenimizde ya da damarlarımızda az ya da çok Med, Urartu, Asur, Pers, Sasani, Türk, Rum, Makedon, Selevkos, Kommagene, Ermeni, Süryani, Arap, Selçuklu, Beydili, Aydınlı, Bismilli, Artukoğulları, İnaloğulları, Moğollar ile Hazarlar yok mudur? Yüzyıllar içerisinde karşılıklı etkileşimler yolu ile ‘kültürleşme' içerikli benzeşmeler yolu ile geleneklerimiz, dillerimiz ve soylarımız birbirinden ayrıt edilemez durumlara gelmiştir. Benzer etkileşimler hangi toplumlarda olmaz ki’ diyemiyor.

Toplumda yaygınlaştırılmaya çalışılan ayrılıkçılık ve 'terör eylemleri'nin önünü açanlar ile onlara övgüler yağdıran hukuk, kültür, çağdaşlaşma, eğitim, açık toplum ve yurttaşlık bilinci gibi temel bilgilerden yoksun bütün müsebbiplere yazıklar olsun.

Yorum


Yazıklar olsun! Yalnız "Terörle Mücadele başında iflas etmişti..." cümlenizi tam anlayamadım. Bence yazının geneliyle tutarsız duruyor ama... Bu cümleden sonra "Silahla bir yere varılamaz!" anlayışı meşrulaştırılmaya çalışılıyormuş gibi bir intiba doğuyor, işin orasına Kurtuluş savaşını veren Türk Ulusu karar verir herhalde? Hâlâ bir nebze aklı ve vicdanı kaldıysa tabii...Teşekkürler ve saygılar.
Ögeday 
 30.07.2013 11:12
 
Sevgili Ögeday çok yerinde bir yaklaşımda bulunuyorsunuz. Hiç bir konuda anlaşamaz olsak bile 'temel bilgilerden yoksun bütün müsebbipeler yazıklar olsun' ilencimde anlaşabildiğimiz için kendimi mutlu hissedebilirim sanırım. Bir toplum bilimci olarak yörede 1982 sonundan 1991 sonuna kadar aralıklı olarak gözlemlerde de bulundum. Ziya Gökalp'ten Ş.Beysanoğlu'na İ.Beşikçi'den Musa Anter'e kadar da okudum. Buraya yazdığım cümlelerde ki benzer konuları daha önce de kaç kez yazmıştım. İktidarlar Terörle Mücadele görevini ne yazık ki oy kaygılarından dolayı Güvenlik Güçlerinin eline verdiler. İhalelerin çözümü onlara yettiğinden T.M. gibi kutsal ve zor bir görevi bütünleyecek olan maddi ve manevi içerikli tedbirleri ya da yukarıda yazdığım gibi, arkeolojik, tarihi, antropolojik, dil bilim, anlambilim hatta alfabe içerikli,  bilgi dolu Karşı Propagandaya hiç girişmediler. Böylece o bilinen etnik ırkçı, silahlı bölücü eğilimler ile ayrılıkçılık aldı başını gidiyor.Bunu merhum H.Kozakçıoğlu ile de tartıışmıştık. 30 Temmuz 013

"Hiç bir konuda anlaşamamak" değil... Ben sonradan okudum yorumumun biraz sabi olduğunu gördüm. Hocam,bölgenin toplumsal yapısı, dışa kapalıdır büyük ölçüde. Aşiret yapısı zaten kedni içinde bir devlettir ki PKK'nın tutunabilmesini en çok kolaylaştıran da sanırım bu. Aşiret yapısı uluslaşmaya karşı bir "kist" gibi duruyor. Bölge insanı kendisinin batıda yaşayabilmesini sağlayan şeyin "kanun önünde eşitlik" ile oluşan Türk uluslaşması olduğunu bu yüzden bir türlü göremiyor. Maalesef devlet erki, aşiretçiliğe karşı uluslaşmayı savunmak yerine on bir yıldır aşiretçiliğe teslim edilmiş vaziyette. Bakınız 2010 yılında "bölgedeki" öğretmenlere yollanan MEB genelgesi ile öğretmenlere şeyhlere, ağalara karışmamaları, "geleneklere" karışmamaları emredildi. Hani kızları okutacaktık, hani bayrağı savunacaktık?Hani ülkemiz bir şeyhler ülkesi değildi? Hani aklın aydınlığını öğretmenlerle yayacaktık?Asabiyetim bundandır, kusura bakmayınız. saygılar.
Ögeday 
 01.08.2013 5:27
 
 
Sevgili Ögeday ne kadar haklısın! Bunları daha nice açılımları ile gelmiş geçmiş iktidarlar ile AKP'nin beyin takımı bilmiyor mu? Benim sorunum bu konudaki bilgilerin onların başında ya da yanı başlarında bulunması gereken bir ya da bir kaç kişi tarafından en uygun Karşı Propagandalar yanında hukuki, siyasi, ve güvenlik açılımlarına dönüştürülebilmesidir. Yöreyi, az çok bilen bir kişi olarak ki bu konuları benden çok daha iyi bilenler de var, Toprak Ağalığı ile Aşiret ve Kabile yapılanmalarının (Feodalite) Kırmanç, Zaza, Lori, Gorani ve Sorani kökenli Kürt yurttaşlarımızın mal mülk sahibi olmaları, eğitime sarılmaları ile çağdaşlaşmalarının önündeki en büyük engel olduğunu biliyorum. Bu konularda yazılmış olan pek çok etnik sosyoloji, aşiret, kabile, dil, kültür, kitabe, lehçe, ağız içerikli yüze yakın eser bulunsa bile Batı'nın çıkarcılıklarını ve Türkiye'nin burnunun sürtülmesini de içeren Ortadoğu egemenliği tasarımları yüzünden hukuk değil siyaset öne çıkıyor.Bu konuları tartışmaya bile açmıyorlar!Hinlik bu! 01 Ağustos 013 16:40


Faruk bey, her zaman söylüyorum; araştırmayla elde edilmiş verilerle karşıma çıkan biri, düşüncelerime karşıt bir değerlendirme yapsa bile ona saygı duyar ve kendi düşüncelerimi bir kez daha gözden geçiririm...Eskiye yönelik bilgilendirme konusunda aramızda bir benzerlik var...Bu uzun bir süreç, doğrularla yanlışlar zaman içinde birbirine karışıyor ya da yer değiştiriyorlar...Dün başka bir şey söyleyenler, aradan zaman geçtikten sonra ilk söylediklerinin aksini söyleyebiliyorlar...Bunları, süreç içinde bir araya getirdiğimizde fark ediyoruz. Bence, bloğunuzun ana fikri(büyük harflerle yazıyorum: "IRKLARA GÖRE DEĞİL; İNSANA YA DA YURTTAŞA GÖRE HUKUK"...Sekspirvari(doğrusunu da yazayım da, ne olur ne olmaz: Shakespeare) bir deyişle "İŞTE BÜTÜN MESLE BU"...Benim bu kavgamdaki ana ilke budur. Selamlar.
C. Denizkent 
 30.07.2013 13:24
Sayın Denizkent ne desem ki! Sorunların özünde geçmişimizin ayak izleri vardır.Ne yazık ki bu gibi engin kaynakları göremeyen zavallılarca kuşatımışız. Bu yönden Şark Kurnazlığı adlı kimiler ya Gayya Kuyusu içinde ya da çevresinde beş altı saat kadar Geçmişin Yankıları adlı bir belgesel çekimim sırasında Sodom ve Gomore'den Zeytin Dağı'na kadar uzanan düşüncelerle dolaştığım Lût Gölü kadar çukurda bulunmaktan mutlulıuk duyan inatçı mı inatçı, kinci mi kinci kesimlerin işbirliği ile sesimiz boğulmak istenmiyor mu? Benim da sizin de uygulamaya çalıştığınız bu tavır bizim Tarih Bilinci yaklaşımımızın da bir yansıması olmalı.Bu yöntemle yazan bazı kişiler de ne yazık ki çoğu zaman bardağın dolu yerini değil de boş ya da kirli, benekli yerlerini görüyorlar.Bu yüzden K.Karabekir'in İstiklâl Harbimizdeki kendince tespitleri yanında Gazi Paşa'nın Nutuk adlı dev eserindeki bir çak genelleme ile bir iki noksanlığını görürler de onun Gazi Paşa'dan çok daha yaman bir İttihatçı olduğunu görmezler.  30.07.2013 23:41
 
 
   

Hiç yorum yok: