Toplum Bilimci Yönetmen Gazeteci
28 Temmuz 2013 Dünya Siyaset Sosyolojisi
İran'ın Türkiye gündemi

Bugün İran'lı bir yetkili, ‘Erdoğan hükümeti İslam Dünyası'nın güçlü bir kutbu haline gelmekteydi. Fakat Suriye'deki teröristleri destekleyince ve ülke içindeki halk ayaklanmalarını bastırınca bölgede saygınlığını kaybetti’ yorumunda bulunmuş.
Mısır gitti Türkiye ile İran mı kaldı?
Anlaşıldığına göre İran darmadağın durumdaki İslam Dünyası’nda Türkiye’yi önemli bir yerde görmek istiyor.
Ben de bu düşüncedeyim.
Oysa Türkiye 1940’lardan bu yana kendisine dayatılan Batı’ya teslimiyet içindedir.
İçerisinde pek çok sorunları da barındıran bu yoldan dönmek çok zor.
Peki, olası bir İslam Dünyası odaklanması Türkiye’yi başka başka sorunlarla yüz yüze bırakmaz mı?
Eğer sorunlar ülkelerin bağımsızlığı, silahlarından arındırılması, iktisadi ve teknolojik bağlamda çözümlenmeye çalışılır ise Türkiye kendisine rakip gibi duran Endonezya, İran ve Mısır’ı sollar geçer.
Mısır yenice daha adaletli ve daha demokratik olabilmek ve istikrarı yakalayabilmek bakımından zor durumdadır.
Sanırım İran bazı bakımlardan kendisine daha yakın bulduğu (!) Türkiye’yi yanına çekmeye çalışıyor yukarıdaki yoruma göre.
Oysa İran daha dört yıl önce Türkiye ile İran sınırının 454 km’lik bölümüne duvar çekme kararı almıştı.
Sonuç ne oldu bilemiyoruz.
Çünkü bazı yönlerden İran Türkiye’ye kapalı bir durumda.
Çünkü Türkiye Batı’ya dönük olduğu kadar Doğu’ya dönük değil.
İran 1979'dan beri içinde bulunduğu ‘molla’ ağırlıklı 'çağdaşlaşma' açlığı çeken ilginç yönetim düzeni yüzünden diğer İslam ülkeleri ile pek geçinemiyor.
Bazı kısıtlamalara da bağlı olarak Batı’da Fransa ile Almanya yanında Venezuela ile dost. Rusya, Ermenistan, Suriye ve Filistin ile sanki ‘kan kardeşi’ durumundalar.
Bir de bazı yer altı örgütlenmeleri ile özellikle İsrail’e karşı bazı terör saldırılarını destekliyor.
Kısıtlı bilgilerime göre başka sözler söyleyemem.
Az da olsa ezberlerime güveniyorum.
Biliyoruz ki İRAN daha düne kadar AK Parti iktidarınca baş tacı idi.
Ankara'da Anıt Kabir'e gitmekten korkan M. Ahmedinejat İstanbul'da Şahlarşahı gibi karşılanmıştı.
Ne yazık ki Doğal Gaza da bağlı o sıkı arkadaşlık 'B. Esad'ın canı Cehenneme' söylemi biçiminde sönüp gitti.
Oysa İran Türkiye'nin Asya'daki Türk Cumhuriyetleri ile Çin'e açılan kapısı.
Ayrıca İran Rusya ile birlikte Kafkaslar'daki küskünlüklerin de kilit ülkesi.
Oysa İran kaç zamandır Türkiye'ye ver yansın sayıp döküyor.
Türkiye nerede duruyor?
Siyaset bilimci olmasam da İransız bir Türkiye’nin güvende olamayacağını düşünüyorum önce.
İkinci olarak İran Türkiye Doğu’ya açılan ilk kapı olması bakımından da vazgeçilemeyecek bir ülke.
Ayrıca İran ile Türkiye birbirin eşit nüfusları bakımından iktisadi işbirliği için bulunmaz bir ortak.
Gördüğüm kadarı ile Türkiye Batı’ya bağımlılıklarından dolayı doğal gaz ile hurma alışı dışında İran’ı yıldan yıla dışladı. Nedenleri çok açık:
AKP İktidarı ABD'nin BOP kapsamında Erbil ile Kudüs doğrultusunda salınıp durduğundan iki iktidar arasındaki ipler günden güne geriliyor.
Sorunun içerisine bir de İran'ın yol arkadaşı Suriye rejiminin köşeye sıkıştırılmasında Türkiye'nin oynadığı çok açık.
Bu bağlamda İncirlik Üssü yetmiyormuş gibi Kürecik Üssü ile pek çok Patriot'un Maraş'tan öteye konuşlandırılması da İran ile Rusya için birer tehdit algısı olarak düşünülemez mi?
İşte bu yüzden İran son iki yıldan bu yana yeri geldikçe AKP İktidarını eleştiriyor.
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanvekili Mansur Hakikatpur, Türkiye'nin Suriye politikasını eleştirmiş.
Gezi Parkı üzerinden Türkiye'deki protesto olaylarına da değinen Hakikatpur, ‘Erdoğan hükümetinin yürüttüğü dış politika, son zamanlarda artık Türk halkının öfkelendirmeye başladı. Ankara, bugün Suriye'ye karşı düşmanca tavrının bedelini ödemektedir’ demiş.
Der mi der!
Umarım onun bu çıkışı uluslararası hukuk kapsamında s u ç değildir.
Bu sözlerin Gezi Parkı Tepkileri dışında temellendirebilmesi ç o k zor.
Türkiye İslam Dünyası'nda neden daha etkin olamıyor?
‘Türkiye'nin bölgede prestijinin kalmadığını öne süren’ Başkanvekili Mansur Hakikatpur’un, ‘Erdoğan hükümeti İslam Dünyası'nın güçlü bir kutbu haline gelmekteydi. Fakat Suriye'deki teröristleri destekleyince ve ülke içindeki halk ayaklanmalarını bastırınca bölgede saygınlığını kaybetti’ yorumunu nereye koyacağımı şaşırdım desem yeridir.
Türkiye ben beni bildim bileli İslam Dünyası’nda Mısır ve İran’a gerektiği gibi anlaşamadığından çuvalladıkça çuvallıyor desem yeridir.
Bu saptamaya bağlı olarak merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kurduğu D-8 (1996) toplantılarında Türkiye nerede duruyor bilen var mı?
Ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (1969) içerisindeki Dışişleri Bakanlığı İslami Konferansı ile İslamî Zirve neden gerektiği kadar etkin değil?
Türk dışişlerinin sorunu bir tek Suriye ile Mısır mı?
TC Dışişleri ne kadar acıdır ki ne Sivas'tan öteye ne de Musul dâhil Bağdat'a kadar uzanamıyor.
Varsa yoksa Gazze.
Sanki bir gün şişeden cin min çıkacak.
Gündem yine hep Mısır!
Oysa Mısır ABD eğitimli Mursi ile mutlu olamadı.
Kan uyuşmazlığı yaşandı iki yıl dolmadan.
Yine iki yıldan beri eski dost Suriye gündemden hiç inmiyor.
O Suriye ki sonunda PKK destekli PYD teröristlerince teslim bayrağını çekiyor Kuzey’de.
Türkiye içerideki istikrara rağmen dışişlerinde neden çuvalladı?
Türkiye’yi kuşatan dış sorunları ‘öz gündemimiz bunlardır, diyerek sıralayalım şimdi:
1-Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü nasıl sonlandırılacak?
2- Güneydoğu Anadolu'nun birilerince 'kurtarılmış bölge' gibi sunulması kimin umurunda?
3-Doğu Akdeniz'de İsrail ile Yunanistan'ın petrol ve doğal gaz araştırmaları Türkiye’nin çıkarlarına ters düşmüyor mu?
4-Ermenistan'ın günden güne ABD ile Rusya güdümünde güçlenesi Türkiye için yeni sorunlar yaratmayacak mı?
5-Irak'taki üç milyonluk Türkmen kardeşlerimiz üzerindeki Erbil ile Bağdat’ın sinsi ve terör saldırılı baskıları nasıl önlenecek?
6-Batı Trakya Türklerinin İnsan Hakları bağlamındaki yoksunlukları neden giderilemiyor?
7-İran'daki sözde İslam Cumhuriyetinin Azeri Türklere karşı yıldırıcı baskıları için Türkiye neden İnsan Hakları Raporu yazamıyor?
8-Bulgaristan Türklerinin ırkçı etnik Bulgar grupların onları yeniden sindirmeye çalışılması neden AB’ye şikâyet edilmiyor?
Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Davutoğlu bunları bir gün tek tek açıklasa da o ünlü Stratejik Derinlik adlı dış siyaset dayanaklarının ABD ile AB teslimiyeti içerisinde nasıl erimekte olduğunu öğrensek de kendimize yeni birkaç yol haritası çizmeye çalışsak olmaz mı?
Sorunlara da bağlı olarak sıralamaya çalıştığım bu sorular yüzünden e olacak bu işlerin sonu erenler, diye sorsam çok mu ileri gitmiş olurum?
Yorum
Merhaba Ömer kardeşim (yoksa Faruk mu demeliyim)..."Yığınakta yapılan hata, muharebe boyunca kendini gösterir..."...Bu askeri literatürde çok önemli bir kuraldır...Bu kural siyasi ve sosyal hayata da yapılır...Selamlar.
Cdenizkent 28.07.2013 15:21
Cdenizkent 28.07.2013 15:21
./.. yorumun devamı.. tampon güç olan Suriye'nin tüketilmesinden sonra, İsrail'in rahatça ve süratle Kuzey'e yürüyeceği, bu çıkışın ardından, öncelikle İran'a saldırının yattığı doğrultusundaki senaryoları haksız sayabilir miyiz. Ekonomik ve askeri alanda üstünlüğe erişmiş İran'ın bu saldırıya maruz kalmasının, bir dünya savaşını beraberinde getireceğini akıldan çıkarmamakla birlikte, sırada Türkiye'nin bulunduğunu, nitekim, çağdaşlar ve dindarlar yaklaşımları ile ayrıştırılan ulusun, böyle bir durum karşısında hangi güçle bu tehlikelere karşı koyabileceğini siyasilerimiz düşünmekte midirler. Endişe ve üzüntüler giderek tırmanıyor.Temenni ederim, bu düşünceler lüzümsuz kuruntulardan öteye geçmez. Selam ve saygılar. Refik BAŞDERE 28.07.2013 2:39
Saygıdeğer Mencik, bu kadar sorunu olan bir ülkenin, sıkıntılarını, dış politikadaki sorunlarını ayrıntılı bir biçimde masaya yatırmışsınız. Yüreğinize sağlık. Ancak, benim acizane kanaatimce, Türkiye'nin bunca bidayet eden duruşuna rağmen, başına örülen çorapları görmezden gelmemiz mümkün müdür. Suriye ve İran'ın kendi sınırları içerisinde de Kürt tehdidinin bulunmasına karşın, yeri geldiğinde bu sorunu, Türkiye'yi tehdit eden bir üslupla kullanmaları dikkate şayan değil midir. Türkiye'yi İran'a karşı koruyacağını ifadeyle, Patriot füzelerini ülkemizde konuşlandıran ABD,bu ülkelerle ilişkilerimizin daha da gerilmesine yol açmamış mıdır. Suriye konusundaki yanlışlarımız nedeniyle, bizi uyarma dostluğunu niçin göstermemiştir. Bir Kürt devletinin kurulması senaryoları çok önceden yazılmışken, hükümetimiz bunun idrakine neden varmamış ve zamanında önlemlerini almamıştır. BOB projesinin eşbaşkanı olduğu ile övünen siyasi liderimiz, Suriye'nin bitirilmesinden sonra, önünde tampon güç ./.. Refik Başdere
28.07.2013 2:25
28.07.2013 2:25
Hocam, "İran" derken herkesin anladığı farklı... Ülke nüfusunun yarısının Türk olduğu bir memleketten bahsediyoruz. Azerbaycan'ın büyük parçasından bahsediyoruz. Fars kültürüyle ezilen büyük bir ülkeden bahsediyoruz. Ezildikleri halde ülkelerine ihaneti bir an bile akıllarından geçirmeyen, yabancı güçlerle ya da Türkiye'ye sırtlarını dayayarak ülkeyi yıkmayı düşünmeyen büyük bir Türk kitlesinden bahsediyoruz. Boydan boya tamamen Türkçe konuşarak seyahat edebildiğimiz Selçuklu, Akkoyunlu ülkesinden bahsediyoruz. Ha iktidarımız kimliksiz, vatansız, tarihsiz olduğu için bu gerçekler bilinmiyor. Umarım şimdi "İran" dendiğinde neden iki belki de üç kere düşünmemiz gerektiği daha iyi anlaşılır. Bazıları İran derken şeriat, yobazlık anlar ve belki de özler. Ama adı Türk, kalbi Türkçe atan az sayıda insanın Tebrizle Şehriyarla, mugamla yüreği titrer... Siz Aras'ı gördünüz mü bilmem... Ama kıyıcı Ermenilerin, ayrılmış Azerbaycan'ın ve ana Türkiye'nin kıyılarından ığranarak akar gider.
Ögeday 28.07.2013 1:42
Aziz Kardeş ne kadar haklısın anlatamam! Sen bana göre İran'a daha yakın olduğun için olan bitenleri daha iyi görebiliyorsun. Özellikle 1979 İran İslam Devrimini yakından izlemeye çalıştım.Totaliter eğilimli Şahlarşahı Rıza Pehlevinin yıkılmasına sevinmiştim doğrusu. Bildiğiniz gibi Pehlevilik İngilizlerin yoğun çabaları ile İran'da iktidara getirilir. Ali Şeriati'nin nasıl harcandığını da biliyorum. Her devrim gibi bir süre sonra Humeyni bütün çağdaş Müslümanları saf dışı ederek özlediği Fransızcı ve Rusçu Mollalar Rejimini kurdu. Batı'daki Hıristiyan Demokrat ya da Muhafazakâr Demokratlık gibi bir yol izelemye başladılar. Kendi heykelleri yapılmasa bile resimleri ve fotoğrafları ile o hiç sevmedikleri 'putlaştırma' içerikli sürece girdiler. Bu durum bir devlet kurucusuna gösterilmesi gereken bir saygı gösterisini de aşarak dev prosterler ile öncelikle Tahran'da ve bize yakın sınırlarında arz-ı endam eyledi. Oradaki Azerilerin ezilmekte olduğunu hiç bilmem mi?Aras kıyılarında belg.çektim 1991'de! 28.07.2013 19:29
Merhaba hocam agziniza saglik. sizi her zaman irandan takip ederim.ben bir azeri turk olarak tebriz de dogdum ve 30 yil orada yasadim simdi tahrandayim yazdiklarinizin bazilari gerceklerle tutusmiyor . bizim irana ezildigmiz falan yok iranda 57 etnik gurup yasamakdadir(turkler, farslar. kurtler, araplar, ermeniler, tatlar, mazeniler,....) her kimse her ne dilde olsa da kendine gazetesi ve tv ve radio kanallari var. her dile gore kitap ve dernekleri bulunmaktadir. saygilar
rad max 01.08.2013 0:50
Ögeday 28.07.2013 1:42
Aziz Kardeş ne kadar haklısın anlatamam! Sen bana göre İran'a daha yakın olduğun için olan bitenleri daha iyi görebiliyorsun. Özellikle 1979 İran İslam Devrimini yakından izlemeye çalıştım.Totaliter eğilimli Şahlarşahı Rıza Pehlevinin yıkılmasına sevinmiştim doğrusu. Bildiğiniz gibi Pehlevilik İngilizlerin yoğun çabaları ile İran'da iktidara getirilir. Ali Şeriati'nin nasıl harcandığını da biliyorum. Her devrim gibi bir süre sonra Humeyni bütün çağdaş Müslümanları saf dışı ederek özlediği Fransızcı ve Rusçu Mollalar Rejimini kurdu. Batı'daki Hıristiyan Demokrat ya da Muhafazakâr Demokratlık gibi bir yol izelemye başladılar. Kendi heykelleri yapılmasa bile resimleri ve fotoğrafları ile o hiç sevmedikleri 'putlaştırma' içerikli sürece girdiler. Bu durum bir devlet kurucusuna gösterilmesi gereken bir saygı gösterisini de aşarak dev prosterler ile öncelikle Tahran'da ve bize yakın sınırlarında arz-ı endam eyledi. Oradaki Azerilerin ezilmekte olduğunu hiç bilmem mi?Aras kıyılarında belg.çektim 1991'de! 28.07.2013 19:29
Merhaba hocam agziniza saglik. sizi her zaman irandan takip ederim.ben bir azeri turk olarak tebriz de dogdum ve 30 yil orada yasadim simdi tahrandayim yazdiklarinizin bazilari gerceklerle tutusmiyor . bizim irana ezildigmiz falan yok iranda 57 etnik gurup yasamakdadir(turkler, farslar. kurtler, araplar, ermeniler, tatlar, mazeniler,....) her kimse her ne dilde olsa da kendine gazetesi ve tv ve radio kanallari var. her dile gore kitap ve dernekleri bulunmaktadir. saygilar
rad max 01.08.2013 0:50
Sizin de ağzınıza
sağlık Azeri Türkü Rad Max. Sizin sözlerinizdeki gerçeklik payları var
olabilir. Ancak Türkiye'deki iktidarlar gibi AKP iktidarı da kendisine Batı'nın
değişik içerikli raporlar ile getirmeye çalıştığı eleştiriler(tenkitler)de
olduğu gibi kendisi de neden bir rapor yazmıyor demek istiyorum. Yazımda da
okuduğunuz gibi bu konuda bir tek İran'da yaşayan Azeri Türkler için değil Batı
Trakya ile Bulgaristan'daki Türkler için de gerekli raporları yazmadığını ve
uluslararası alanda onları savunmadığını sorgulamak istedim. Bu yaklaşımın
içerisinde sizin Azeri Lehçesi gibi bir lehçe kullanan K. Irak'taki Türkmenleri
de vardır. Bu konuda Samarra için ağlamak ya da çözüm süreci sorunu, başlıklı
yazımı da okumanızı isterim. Ayrıca İran bizi de Urmiye Gölü’nü de unuttu,
başlıklı yazım ile Nihat Genç ile güvenlik ve enerji sorunu yolculuğumuzda
ilginizi çekebilir. Ben 1970'lerden beri İran'la ilgilenirim. Peki, İran'da
baskı yok da neden gerçek adınızı yazamıyorsunuz kardeş?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder