Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
Kitap 10 Ekim '13

Kapak tasarım:
Hakan Esmergül Editör: Gürol Tonbul. Meşe Kitaplığı 2013
Bir gün
uyandığınızda dışarıdan, ‘Tik tik tararo! Tik tik tararo!’ diye bir
ses gelse ne yaparsınız?
O sesin bir ara
üstüne basa basa, ‘Tik tik tararooo! Çocuklara yarar o!’ diyerek sizi çağıyor olsa nasıl bir duyguya
kapılırsınız, değil mi?
Eğer anneniz evde
size tatlıca bir şeyler yapamıyor ise siz de birkaç kuruş vererek; incecik bir
kamış çubuğa sarılı o renkli macunlardan hiç olmazsa bir tane satın alarak
özleminizi gidermek istemez misiniz?
Eğer içinde
bulunulan günler yokluk, çarpık, parasızlık, işsizlik ile dopdolu ise, ‘Tik
tik tararo! Çocuklara yarar o!’ çağrısı
çocukları nasıl etkiler değil mi?
İşte bu gibi
durumlar ile bazı çarpıklıkları da öğrenerek sorgulamak isterseniz Adana’nın 1940’lı yıllarına gitmek ister
misiniz?
O Adana ki o
yıllarda içinde barındırdığı nice yoksunluğa rağmen atalarımızın engin bir
sevgi, saygı ve dayanışma ilişkileri ile her türlü olumsuzluğa karşı direnerek
o günlerden bugünlere gelmiştir, desem yeridir.
Adana’nın
Tepebağ’ından sonra yan yana en eski iki mahallesinden biri olan Kayalıbağ’ında
1936 yılında doğan Aytaç Şenel
Tik Tik Tararo adlı anılar demeti ile
bizi 1940’larda yaşadıkları ile yüz yüze bırakıyor. O yıllarda Kayalıbağ ile
Şenellerin bağ evleri çevresinde olan bitenler yanında toplumun eğlence hayatı,
bazı yeniliklerin topluma etkisi ve Adana’daki polis baskınları ile basın yayın
hayatının da bazı kesitlerini bulabildiğimiz anılar Aytaç Şenel’in belirttiği gibi
nice ‘acı’ durumları yansıtıyor.
Aytaç Şenel bu
ölümsüz eserine yazdığı önsözde kulaklara küpe olabilecek şu sözlere yer
veriyor:
‘İkinci Dünya
Harbi zamanında her ailenin inanılmaz acılarını kendi içlerine gömmesini, ‘Kol
kırılır yen içinde kalır’ deyimiyle açıklayabilirim. Bu anlattığım anıların
başlangıçları ve sonuçları gerçek olup, bu iki nokta arasındaki gelişmeleri de
en uygun anlatımla kaleme alarak anılarımı tamamladım. Kitapta geçen insanların
ve mekânların isimlerini, o günleri yaşayıp da bugün hatırlayabilecek olan
Adanalılara acı vermesin diye kısmen değiştirdim.’
TRT’nin kuruluşundaki ilk görüntü yönetmeni,
gazeteci ve öykü yazarı Aytaç Şenel 1968 yılında görüntü yönetmeni (kameraman)
olarak girdiği TRT’de pek çok belgesel ve drama türü eser yanında haber
dizilerini gerçekleştirmiş, bir öğretmen olarak onlarca kameraman
yetiştirdikten sonra 1998’de emeklilik yıllarına adım atmıştır.
Kendisini 1977’de
uzaktan tanıdığım ancak 1978’de TRT'nin ilk yönetmenlerinden Tuncay Öztürk'ün Jack London'dan uyarlayarak yönettiği Ateş Yakmak adlı TV Oyununun görüntü yönetmeni olarak
çalışma ekibimize katıldığında tanımış, 1997’ye kadar sık sık görüşmüştük.
TRT’nin kurucu yönetiminde kameraman olarak görev alan Aytaç Ağabey şimdi
emeklilik yıllarını yaşıyor İzmir’de. Yeri geldiğinde çok azını bize anlattığı
anılarını sonunda yoğun bir çaba ile yayınlaması okuyucular için büyük bir
kazançtır. Onun toplumsal ve siyasi boyutları bakımından değişik içerikler
taşıyan gözlemleri ve düşünceleri sanırım bizi bize anlatabilecek en çarpıcı
dizi filmlerden biri olur.
Aytaç Ağabeyimin
yaklaşık elli gün önce bana yollamış olduğu bu anılarını Düziçi’nde okurken
annemin, ‘Oğlum sen o kitaba âşık oldum galiba’ deyişini ise hiç unutamam. O sıcak
günlerde büyük bir ilgi ile okuduğum bu anılar 1950’lerde iki kez 1963’ten
sonra ise sık sık gittiğim Adanalıları anlamak bakımından da beni çok
etkilemiştir. Tik Tik Tararo’da
anlatılan Adana ise bugün yer yer çarpık kentleşmenin yansımalarını taşıyor
olsa da her bakımdan gelişmiş bir kentimiz.
Çoğumuzun bildiği
gibi yazarlıkta en zor işlerden biri de kişinin kendisini anlatmaya
kalkışmasıdır. Bu işi başarabilmek için bazı özelliklerinizi anlatmak kadar
anılarınızı anlatabilmek de zor olsa gerek. Kişiliklerimiz ile anılarımız
konusunda titizlik göstermemiz yanında içtenlik, gerçekçilik, duygusallık,
başkalarına olan sevgi ve saygımız kadar pek çok etkenin varlığı bizi kuşattığı
için kendimizi anlatmak gibi birçok yönlülük işine kalkışabilmek en zor çabalardan
biridir bence.
1978 Şubat
ortasında Ateş Yakmak filmi
sırasında Uludağ’daki çekimlerimiz boyunca tanıdığım görüntü yönetmeni Aytaç
Şenel kendisini anlatmak konusundaki bu sorunu başarı ile bitirmiş bulunuyor.
İzmir’de yaşayan saygıdeğer meslektaşım Aytaç Ağabeyim on ay kadar önce beni
aradığımda çocukluk ve gençlik anılarını bitirmek üzere olduğunu söylediğinde
ne kadar sevindiğimi anlatamam. Çünkü onun çocukluk, gençlik ve TRT içerikli
birbirinden ilginç anılarının bir kaçını, onun özlü anlatımı ile dinlemiş
olduğumdan çok önemli yüzlerce anılar demeti ile karşılaşacağıma inanıyordum.
Onun 1940’lar ile
1950’leri içeren Tik Tik Tararo
adlı anılarını yenice bitirince bu düşüncemde yanılmamış olduğumu anladım.
1970’lerin o çalkantılı günlerinde Aytaç Ağabey, ‘Bakın çocuklar…’ diyerek
geçmiş günlerden olduğu kadar o an karşılaştığımız bazı olayları da değişik
açılardan irdeleyerek bizi güldürmeye ve düşündürmeye çalışırdı. Aytaç
Ağabeyimin, ‘Acı tatlı anılarımın çok azını bu kitapta anlattım. Biz üzüldük,
siz de üzülmeyin diye’ seslenişindeki haklılığı her anısında değilse bile
çoğunda kendisini gösteriyor.
TRT emeklisi Aytaç
Şenel’in çocukluğunda öğretmen, araştırmacı, gazeteci babası Necmi Bey Adana’da
Seyhan Irmağı üzerinde çevredeki tarlaların
sulanabilmesi için kurulan regülatörün yapımında teknik ressam olarak
çalışmaktadır. Elbistan’dan doğan Seyhan Irmağından aldığı
suları kanallar aracılığı ile Çukurova’da önemli bir görevi bugün bile yerine
getiren bu regülatör Alman Mühendisleri ile Adanalı işçilerin ve
ustaların eseridir.
Şimdi sözü
çocukluğunda sarı saçlı olduğu için dedesince Altınbaş olarak çağrılan Aytaç
Şenel’e bırakmakta yarar vardır, diye düşünüyorum:
‘’Regülatörün
inşası birkaç yıl sürdü. Yaz aylarında ya Yeni İstasyonun arkasındaki
dedemlerin bağında kalırdık ya da dedemler yakın bir kira evinde. Bazı günlerde
de babamla şantiyeye giderdik. Babamın Alman patronunun evi, şantiyenin
yanındaki iki katlı bir binanın üst katıydı. Binanın alt katı teknik çizimlerin
yapıldığı ve buna benzer bir takım işlerin yürütüldüğü bürolara ayrılmıştı.
Evin bulunduğu yerden regülatör inşaatı apaçık görülüyordu. Zaten o dönemlerde
buralar uçsuz bucaksız dümdüz tarlalarla doluydu. Yemek aralarında başta proje
başkanı olmak üzere diğer Alman ve Türk personel tepeden inşaatı seyrederken hararetli
hararetli konuşurlar, ellerindeki projeyi inceleyip üzerinde bir takım
düzeltmeler yaparlardı.
‘Proje başkanının
Pepi adında benimle aynı yaşta bir oğlu vardı. Babam, şantiyeye bazen
bisikletle gider gelir, bazen de bir kamyonet kendisini alırdı. Kamyonet
geldiği günlerde babam, annemi ve beni şantiyeye götürürdü. O yıllarda her
taraf tarla ve bağdan geçilmezdi. İn cin top oynuyor, derler ya, aynen öyleydi.
Dilberler Sekisi’nde regülatöre çok yakın bir bölgede on üç dönüm kadar bir
bağımızın olduğunu yıllar sonra öğrendim. Bağ, Seyhan Barajı için istimlâk
edildiğinde, ben on dört yaşlarında idim. Hatırladığıma göre metresi yirmi dört
kuruştan istimlâk edilmişti. Şimdilerde bu bölge çok gelişmiş, imara açılmış ve
Yeni Adana doğmuş. Modern ve örnek bir Adana.’
Tik Tik Tararo
adlı anıların yazarı ak saçlı Aytaç Şenel’e göre, ‘Yıldız tarihi: 2012. Halen
değişen bir şey yok. Yine binlerce çocuk savaşlarda kaybediliyor. Dünya ise
yine seyirci.’
Başta Pepi olmak
üzere yirmi sekiz Almanın sonlarının ne olduğunu ve Aytaç Şenel’in daha nice
ilginç anılarını Tik Tik Tarraro’yu tanıtmak istediğim diğer yazılarımda
bulacaksınız.
Üç yüz sayfalık
eser İzmir'de bulunan Meşe Kitaplığı ile Yakın Kitabevi'nin
işbirliği ile Haziran 2013'te yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder