11 Temmuz 2013 Perşembe

ABD ile AB bizim dayımız mı?

Ömer Faruk Yılmaz
Yönetmen Gazeteci

12 Temmuz 2013 Güncel Hukuk Sosyolojisi



Gezi Parkı Eylemleri yargılanmasından sonra serbest bırakılanlardan bir grup

Az önce öğrendiğime göre Gezi Parkı olayları ile ilgili mahkeme sevk edilen aralarında Mücella Yapıcı'nın da bulunduğu (49) sanıktan (12) kişi serbest bırakılmış! 'Bunca kızılca kıyamet kopartmak neydi a bülbül' desem yeridir değil mi?

Elbette bir hinlik var bu işin içinde. Yoksa göz göre göre (!), 'suç işlemek amacı ile' bir anda Türkiye çapında elliye yakın kentte 'sanal' iletişim gücünü de kullanarak 'örgüt kurmak' her kişinin harcı olmadığı gibi verilen zararlardan dolayı onlarca kişiyi salıvermek öyle kolay olmasa gerekir. Bu konudaki Yargı kararını saygı ile karşılamaktan başka ne yapabiliriz.

Ne yazık ki söz konusu tepki (protesto) eylemleri sonucu beş (5) genç yurttaşımız aramızdan ayrılmış, yüzlerce kişi ise değişik biçimlerde yaralanmış ve özellikle Biber Gazı ile İlaçlı Tazyikli Su yüzünden oldukça hırpalanmışlardır. Sanırım onlardan bir kaçı İç Hukuk yollarına başvurarak haklarını arayacaklardır.

Bilindiği gibi dört gün kadar önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2006 yılında İzmir'de düzenlenen Bir Mayıs gösterilerinde polisin orantısız şiddet ve biber gazı kullanımıyla ilgili davada Türkiye'yi para cezasına çarptırmıştı. AİHM Kararına göre, 'Zuhal Subaşı ve Ali Çoban'ın açtığı davada Türkiye'yi, şikâyetçilerin her birine (15 bin) Euro, yaklaşık (38.400) TL ödemeye ayrıca yapılan masraflar için toplamda (1760) Euro, yaklaşık (4500) TL ödemeye mahkûm etmiş bulunuyor.

Unutmayalım Sopalı ve Palalı Saldırılar ile ABD ve AB odaklarının Gezi Parkı Eylemleri üzerinden yönelttikleri de başlıca etken olmuştur bence. Kaldı ki AB Uyum Yasaları gereğince de Türk Hukuku eski alışkanlıklarını bir yana bırakmak zorundadır. ABD'nin kaygısı ise İnsan Haklarını da içeren katıksız bir demokrasi uygulanmasına geçilmesidir.

Belki onların onca yaptıkları (!) tepki (protesto) eylemleri s u ç değildir de benim şu naçizane dokundurmamın s u ç sayılmasından korkarım. Ondan sonra palasız, sopasız, tabancasız ve Molotof'suz elli altmış satırlık yazıdan dolayı ayıkla pirincin taşını Ömerim!


İnşallah bir gün küfür etmek dışındaki bütün eleştiriler ile yakıştırmalar s u ç sayılmaktan çıkacaktır.
Görülen o ki bu konularda ABD ile AB'nin bizim 'dayımız' olmuş çıkmış. Onlar da olmasa biz ne yapardık erenler? Anlaşılan o ki b i z değil de iktidarların sürüklediği Türk toplumu ne teknolojik, ne ekonomik, ne eğitim öğretim, ne istihbarat, ne iletişim, ne savunma, ne uluslararası siyaset, ne de yargı konularında kendi kedimizi pek yönetemiyor gibiyiz. Bu gibi sorunlarımız arasında bir de 'çatışmacılık' ve 'ayrımcılık' içerikli particilik, etnik ulusalcılık ve terör saldırıları da katılmış olduğundan toplumumuzun nasıl gerilmekte olduğunu pek çok yansımaları ile görüyoruz. Bu duruma her bakımdan 'kör topal' bir gidiş denmez de ne denir, siz söyleyin.


Şaka bir yana bence onların nice raporları ile yazılı ve sözlü eleştirileri Yargıda karşılık bulmaya başladı.

Oysa Yargıçlar yürürlükteki yasaların verdiği yetkilerle vicdanlarına bağlı olarak hangi dava olursa olsun tutukluluk sürelerini çok daha kısa tutabilirlerdi.

Bizde derdest olunarak içeriye atılan kimi kişilerin ilgili suç dosyalarının aylar yıllar sonra sunulabildiği de yazılıp çizilmedi mi?

Bu bağlamda uzun tutukluluk süreleri konusundaki AİHM ile AYM kararları yüreklere su serpmiştir.

Böylece kimin dayımız olup olmadığı i l k kez daha tescillendi, diyebilirim.

Bilindiği gibi ABD, ABD Büyükelçisi, AB, AP ile AİHM sürekli olarak Türkiye’deki insan haklarını eleştirdi. Bu çerçevede yayınlanan raporlarında Türkiye hep düşük not aldı ve AİHM Kararları’nda para cezasına çarptırıldı.

Daha çok tüketim, daha çok siyasi bağdaşıklık, daha çok alışverişi de içeren Özgürlükçü Liberal Kapitalist Demokrasi dayatmacısı Batı’nın bütün bastırmalarına rağmen TC iktidarları 1970’lerden beri yine de bildiğini okuyor.  Çünkü AİHM’ne her babayiğit gidemiyor. Ayrıca bu yola başvurabilmek için İç Hukuk adlı sarmalı yıllarca beklemek gerekiyor. Bu süreç de Yargı kurumlarının uzatmaları oynaması yanında AİHM’deki sıraya bağlı. AİHM’ne avukat ücretinin yüksekliğinden dolayı çok az kişi başvurduğu için TC’ye gelen cezalar ‘devede kulak’ değil bir devenin bir sarı kılı kadardır, desem yeridir.

Bana göre AİHM Yargıçları İç Hukuktaki yargıçlarımızdan çok daha kılı kırk yaran bir yapıda.

Peki, KCK, BDP ve PKK'nın dayısı da kim ya da uluslararası dayıları kimler oluyor acep?
 

 

Hiç yorum yok: