5 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Parkı için ben de nöbetteyim

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ

03 Haziran '13 Güncel Siyaset Sosyolojisi

Gezi Parkı için ben de nöbetteyim
 Gezi Parkı'nın önündeki Taksim Meydanı akşam üzeri (01.06.'13)


Toplumsal olaylar karşısında güvenlik güçlerine düşen sorumluluklar nelerdir?

Dinlediğim kadarı ile Başbakan Erdoğan şimdilik durdurulan bu kazı işinden vazgeçmeyecektir. Gerekli yasal yollar sonuna kadar değerlendirilerek en geç bir ay içerisinde Gezi Parkı'nda kurulması tasarlanan AVM gerekli tedbirler alınarak en kısa sürede bitirilmek istenecektir. Eğer sorun inatlaşmaya biner ise elbette AKP İktidarı kazanacaktır, bu açık. Çünkü emrindeki güvenlik güçleri yanında BDP ile birlikte TBMM’den her türlü yasayı çıkartma gücü vardır.

Geçtiğimiz yıllardaki bazı toplumsal olaylarda ya da bazı toplu gösterilerde olduğu gibi güvenlik güçleri yine hatalı davranmıştır. Ateşe körükle gitmek, türünden polis saldırıları ve ‘orantısız güç kullanımı’ sahnelenmiştir. AK Parti iktidarının istediği sonuç birkaç saat içerisinde ’hâsıl’ olsa bile o kesimler ile onları izleyen kişilerdeki tepki günden güne yoğunlaşmaya başlamıştır.

Bana göre her hangi bir olay için tepki konulduğunda: Yapmayın, daha fazla İlerlemeyin, buradan geçmeyin, orada yürümeyin, diye anonslar yapılmalıdır. Ayrıca: Bize kurşun atmayın, karşılık verildiğinde can kaybına yok açabiliriz. Bize kurşun atanlar beyaz bir mendil açarak teslim olsun, gibi uyarılarda bulunmak gerekmez mi? Bu bağlamda 'güç kullanmak' sanırım ancak 'bıçak kemiğe dayandığı zaman' ve eylemcilerin de silaha sarıldığı ve provokatörlerin giderek azgınlaşması üzerine başvurulacak bir yoldur. Ki bu durumda aklı selim sahibi herkes, 'İşte olacağı buydu!' diyebilsin.

Siyasiler de polisler de daha sabırlı olamaz mı?

Bu kapsamda; bize taş da atmayın, suç işliyorsunuz, bir saat içerisinde bu alanı boşaltmaz iseniz,  'Nush ile uslanmayı etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!' diyerek gerekenler yapılacaktır, denilebilir. Üst üste üç, beş, on, yirmi ya da yetmedi elli kez toplumu sesli olarak uyarması beklenmez mi?
Bu bildiri yasal olarak gerekir, diyerek kayıt altına da alınır. Nerede olur ise olsun güvenlik güçleri böyle çalışmalı.
Bundan sonra kalkanlı polisler kalabalık üzerine yavaş yavaş yürüyerek topluluğu bulundukları alanlardan usul usul uzaklaştırmaya çalışır. Görülen o ki Gezi Parkı'nda bu uygulama yapılmamıştır.

Bana göre öne sürülen polisler de onlara sesli olarak emir verenler de suç işlemişlerdir.
Bir olay karşısında aşırıya kaçmadan sesli, sözlü tepki koymak güzeldir. Gerekir de. Ancak özellikle gerçekten ‘güçlü olan’ polisin kaynağı kim olur ise olsun ‘aşırı güç kullanması’ hiç yakışık almıyor.
Oysa onların daha sabırlı, daha çözümden yana ve daha yatıştırıcı olması gerekmez mi? Çoğumuzun diyebileceği gibi 'orantısız güç kullanmak' polisler için de onların gerisindeki iktidar için de olumlu bir gelişmeye yol açmaz.

Umulur ki bu konuda uzlaşmacı tutum takınmayan topluluklara gerekli uyarılarda bulunmayanlar ile karşısındaki silahsız eylemcileri bir anda yere seren görevliler de tutuklanır. Bence kimsenin yaptığı yanına ‘kâr’ kalmamalıdır.

Abdullah Gül, ‘Önemli olan farklı görüşlere kulak verebilmektir’

Bir AVM inşası için yüzlerce ağaç kesmeye yeşil alan ve gezi yeri olarak bilinen Gezi Parkı'nın ince eleyip sık dokunarak Taksim çevresinin yayalaştırılması projesi kapsamında kurulması tasarlanan AVM inşaat alanına dönüştürülmesi yanlıştır. Ortaya çıkan bu tepki sanırım daha önceden bilindiği için söz konusu kazı işlerine bir gece yarısı başlatılmasına karar verilmiş olmalı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bugün, ‘Güvenlik güçlerimiz, müdahalelerinde ölçülü olmaya dikkat etmeli. Taksim’de birkaç gündür devam eden ve dün itibariyle kaygı verici noktaya gelen olayların yatışması için hepimize düşen daha fazla olgunluktur Sükûnetin sağlanması ve konunun yeniden bizlere yakışır bir şekilde tartışılarak neticelendirilmesi için herkesin üzerine düşeni ivedilikle yapacağına inanıyorum’ açıklaması gerçekten yüreklere su serpmiştir.

O’nun bu açıklamasının ardından Başbakan Erdoğan’ın kızgın olmasına rağmen polislerin geri çekilmesini istemiş olması da Gezi Parkı’nın bulunduğu alana bir AVM yapılması sorunun yeniden değerlendirilmeye alınacağın belirtisidir.

Gezi Parkı için ben de nöbetteyim

Onların barışçı tavırları ile şu an için geriye çekilmiş olan polisler umarım kimi yetkililerin bir gece ansızın yeniden kazı (hafriyat) işlerine başlaması emri verilmez. Bu nedenle ne olur ne olmaz diyerek Gezi Parkı içerisinde omuz omuza bekleşen duyarlı yurttaşlarımız gibi ben de benim gibi milyonlarca ‘gece kuşu’ da kaygılı bir bekleyiş içindeyiz.

Gezi Parkı gibi önemli yeşil alan kıyımına karşı çıkmak için yaralanan, biber Gazı ile gözleri yaşaran, ayakları burkulan, tazyikli su ile yerlere serilen, topuklarından vurulan, gözü çıkartılan, kolu yarılan, bu toprağın bazı delikanlı ya da terikanlı, özgürlük düşkünü, mangal yürekli bazı çocukları ile ‘hem hal olmak’ istiyorum. Belki bu gece çok geç uyuyacağım. Belki böylece Gezi Parkı’na vurulacak olan kepçeleri durdurmak için hiç çekinmeden gövdelerini dev araçların önüne atan, ağaçlara sarılarak onların sökülmesini önlemek isteyen yurttaşlarıma destek olmuş olurum diyorum.

Bu durumum 'sermaye kesimi için' bazı alanlarda da sergilenen yanlış siyasi gidişe karşı bir tavır alıştır.
Gelişmeler ne olursa olsun izlemek istiyorum.
Konuşmalar, çatışmalar, fotoğraflar, yorumlar birbirini izliyor.
İşte dün gece olduğu gibi bu gece de bana burada bilgisayar başında beklemek düştü.

(Açıklama: 01.06.2013 günü 22:00 sularında yazılan bu yorumlama yeni düzenlemeler ve eklemeler ile güncellenmiştir.)

 Yorumlar:
Günlerdir gündemi salgın bir hastalık gibi istila eden çevreci kisvesi altında çevreyi tahrip eden hassas provakatörlerin doğa sevgisini içinde taşıyan insanlara yakışmayacak türden çılgınca eylemleri içimdeki ağaç sevgisini öldürecek raddeye getirdi.Zulmün karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır;zulme zulümle karşılık verenler nedir peki?
Nazmiye çakmak 
 04.06.2013 21:06
Cevap :
Nazmiye Hanım ne kadar haklısınız bilemem! Hiç böyle zulüm olur mu türünden bir sarmala dönüştü her şey. Sorunun içerisindeki çevrecilik hızla özgürlük, emek, insan hakları, Biber Gazı, orantısız güç kullanımı, özel hayatı düzenleme,evde oturanlar dışarıya çıkarsa,özür dileme gibi içerikler kazanmaya başladı. Bu bir birikim patlamasıdır. Tepkisel toplumsal ve ruhsal olaylar böyledir. Küresel Isınma tehlikesine rağmen nice alanlarda ticaret yapmak isteyen bir iktidar var karşımızda. Özelleştirmedeki amansız satışlar yanında başta TOKİ olmak üzere DDY, bankalar,çoğu limanlar üzerindeki devlet egemenliğinin nasıl bir siyasi dayanak olduğu açık. 2B Yasası ile doğan alış veriş sürecinde gücü yetmeyen kimi yurttaşlarımızın evlerini,bahçelerini bırakıp gitmek durumunda kaldıkları açık. 2B için olduğu gibi yakında TBMM'de yasalaştırılacak olan Tabiat Kanunu Tasarısı ile ilgili olarak yenice yazdığım Yeni Toprak Ağaları Geliyor başlıklı yorumlamama da bakabilirsiniz. Her şeyin aşırısı zararlı, uzlaşmak iyidir.  06.06.2013 0:50

Hiç yorum yok: