Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
02 Haziran '13 Güncel Siyaset Sosyolojisi

Benim Gezi Parkım
İstanbul Beyoğlu’ndaki Gezi Parkı çoğu gezgin gibi benim de uğrak yerlerimden biridir. Ünlü yazarımız Tarık Buğra’nın İbiş’in Rüyası adlı romanından kendisinin uyarladığı on bölümlük dizinin ilk çalışmalarına yönetmen Sırrı Gültekin ile birlikte 1979’un Mart ayında başlamıştık. Dizinin ön çalışmaları ile çekimleri sırasında otelden çıkarak İstanbul Radyosu’ndaki bazı resmi işlerim için sık sık Gezi Parkı'nın içinden geçerek gider gelirdim. Böylece belediye otobüsüne binerek tıkış tıkış gitmemiş ya da taksi parası vererek TRT Kurumundan onaylanmış harcamalarımı kabartmak istemezdim.
O günlerde karşılaştığım bazı kişilerden Gezi Parkı’nın bir zamanlar Belediye Gazinosu olduğunu daha önce de Osmanlı Topçu Kışlası olduğunu öğrenmiştim. Bu kişiler Yeşilçam'ın ünlü kostümcüsü Niyazi Er, araştırmacı ve arşivci Naki Tuğsavul ile dizinin müzik kadrosunda bulunan yaşlı çalgıcılarımız idi. Resmi işlerim yanında arkadaşlarımla görüşmek ve öğle yemeğini yemek için Gezi Parkı’ndan geçerek TRT Bölge Müdürlüğü’ne gidiş gelişim 1992 yılına kadar devam etti. Çünkü Taksim Anıtı’nın önünden geçerek bekleşen belediye otobüslerinin arasından merdiven basamaklarını çıktıktan sonra karşıma çıkan o ağaçlar, temiz hava ile uçuşan kuşların cıvıltısı arasından geçerken parkın içerisinde koşuşturan bazı kişiler, konuşmaya dalmış çiftler, anne babalar ile çocukları ve uyuklayan bazı yaşlıları da görerek yol alırdım.
Bir kaç kez de iş arkadaşlarım ile Gezi Parkı içerisinden konuşa konuşa İstanbul Radyosu’nun yakınlarına kadar gidişimi hiç unutamam. Özelikle bir gün bir arkadaşımla gölgede dinlenme için oturduğumuzda torununun bir başka çocukla oynamasını seyreden bir anneanne ile sohbetimizi de unutamam. İnşallah bir gün bizim de torunlarımız olur diye konuşarak tatlı tatlı gülmüştük. Şimdi düşünüyorum da ‘çok kısa’ olduğu söylenen ömür, özellikle torun sahibi olmak ve onların büyümesi ve eğitimi ile uğraşmak hiç de kısa bir yol olmasa gerek.
Bir AVM yapmak için bir parkın ortadan kaldırılması gerekir mi?
2011’de Gezi Parkı’nın bulunduğu geniş alana 1780'de yapılan Osmanlı Topçu Kışlası’nın yeniden yapılabileceği gündeme gelmişti bir ara. Daha önce de bilindiği gibi AK Parti’nin Taksim’de yüzyıllardan beri var olan küçük cami yerine daha büyük bir cami yapılması tasarısı da gündeme gelmiş olurdu, olmazdı tartışmaları başlamıştı. Söz konusu alana yapılabilecek cami için proje yarışması bile açılmıştı sanırım. Anlaşılan o ki söz konusu AVM Projesi 2011’de ilgili yetkililerce onaylanmış. İhaleye bile çıkılarak adı (K) ile başlayan bir şirkete bile verilmiştir.
İşte 2011’de Osmanlı Topçu Kışlası esinlenilerek dev bir alışveriş merkezi (AVM) yapılması gündeme düşmüştü. O günlerde gördüğüm söz konusu tasarım Gezi Parkı yeşil alanını dört bir yandan kuşatarak orta yerde ağaçlık bir alan bırakıyordu. Bildiğim kadarı ile 2010’da ilgili makamlara sunulan Yeni AVM Yasası bugüne kadar TBMM’de görüşülmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığınca yapımı tasarlanan ‘Topçu Kışlası AVM’ diyebileceğimiz söz konusu tasarının uygulanması aradan çıkarılmak isteniyor olasın?
Gezi Parkı’nda bir gece ansızın başlatılan kazı çalışmasının yankıları yayılmaya başladı
İşte geçtiğimiz günlerde Gezi Parkı alanı çevresi kazılarak ünlü Osmanlı Topçu Kışlası’nın yeniden yapımını da içeren uygulama için bir gece ansızın girişilen k a z ı (hafriyat) çalışması başlatılmıştı. Olaya tepki koymak isteyen bazı İstanbulluların Gezi Parkı’na sahip çıkmaları ile başlayan sesli, bayraklı ve iş makinalarını durdurmaya yönelik tepkiler bilindiği gibi polis ekiplerinin Biber Gazlı sert tepkisi ile karşılık buldu.
O ilk gün bir an için durdurulmuş olsa bile orada gecelemek isteyenlerin gece yarısı kovalanarak karşı konulması aradaki göstericilerin sözlü ve taşlı tepkilerine karşılık gaz maskeli polislerin coplu, kalkanlı, tazyikli sulu, tekmeli, der destli ve Biber Gazlı saldırıları hiç umulmadık görüntülerin yaşanmasına yol açtı.
Yanlış hesap Gezi Parkı’ndan dönmüştür
İşte söz konusu karşılıklı tepkiler ve özellikle polisin, göstericileri Gezi Parkı’ndan uzaklaştırmak için ‘orantısız güç kullanımı’ içerikli tepkisi bugün beşinci gününde akşamüzeri durduruldu.
Olayı sesli ve bayraklı bir biçimde kınayan kitleler şu an bir bayram havasında. Ancak özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’da bazı çatışmalar ya da polisin yine 'orantısız güç kullanımı' içerikli uygulamaları ortaya çıkabilir.
Bu sevindirici bir sonuçtur. Yüreklere su serpilmiştir. Bağdat’ta olduğu sanılan ‘yanlış hesap' Gezi Parkı’ndan dönmüştür.
Bu sonuca ulaşılmasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan’ın görüşmelerinin ardından gerekli barışçı söylemlere bağlı olarak İstanbul’da yaşanılan sorun ‘kan gövdeyi götürmeden’ çözülmüşe benziyor.
Gezi Parkı direnişi AKP'ye karşı biriken toplam tepkilerin bir bileşkesi olamaz mı?
Unutmayalım ki kitlelerin Gezi Parkı tepkisi sorunun kökeninde AK Parti'nin devlet, ülke, adalet, Yeni Anayasa, terörle mücadele, Barış Süreci ve Akil İnsanlar içerikli değişim baskılarının da etkisi vardır. Gezi Parkı'nın yapılaşmaya açılmasına verilen bu çevre bilinci içerikli tepki, gerçekte AK Parti'nin yıllardan beri toplum kesimlerinde biriken çok yönlü ve bastırılmış tepkilerinin bir bileşkesidir bana göre.
Sorunun içerisinde işsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, liyakata uyulmaması, adaletin sağlanamaması, zaman zaman basın yayın araçlarının kısıtlanmaya gidilmesi, yaygın HES açılması, kentsel dönüşüm, gündemin çok hızlı değişmesi, ayrılıkçılığın yaygınlaşması, terör saldırılarının başlattığı psikolojik çöküş, Açılım Süreci, hayat pahalılığı, emeklilerin aylıklarındaki artışların yetersizliği, milletvekillerinin aylıklarına yapılan yüksek zam ve yeni bazı ayrıcalıkların tanınması, terör saldırıları da içeren Suriye İç Savaşı'nın çok yönlü etkileri ile Akil İnsanlar'ın bazı açıklamaları yoktur, denilebilir mi?
Bu bağlamda şunu da vurgulamak isterim ki 2009’da ortaya atılan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi de gerektiği gibi uygulanamamıştır. O günlerde TBMM Basın Bölümünden aldığım ilgili kitapçık o güne kadar sürüncemede kaldığını sandığım Açılım Süreci’ne göre çok daha geniş kapsamlı uygulamaları öngörmesi bakımından, ‘İşte olay bu!’ türünden bir umutlanma yaratmıştı bende. Ne yazık ki bu alandaki uygulamalar bağlamında, binlerce yıllık Anadolu ve Türkiye potasında ‘bizi bir yapan değerler’ olarak ne milli birlik, ne ortak değerlerimiz ne de İslam Kardeşliğimiz doğrultusunda çok yönlü açılımlara gidilmiştir.
Orantısız güç kullanmak toplumsal barışı yaralamaz mı?
Gezi Parkı gibi önemli bir yeşil alanın AVM’leştirilmesine karşı çıkarken yaralanan, ABD malı Biber Gazı ile gözleri yaşaran, ayakları burkulan, tazyikli su ile yerlere serilen yurttaşlarımızın içine düşmek zorunda kaldıkları durumuna üzülmemek elde değil.
Şu an İstanbul, Adana, İzmir gibi kentlerimizde acı çeken, uykusuzluğu göze alarak bekleşen, bu toprağın bazı gözü kara çocukları ile h e m h a l olmak istiyorum kendi çapımda. Oysa ne yazık ki onların taş ya da su şişesi atmalarına karşılık onlara sıkılan tazyikli su, Biber Gazı, manevra fişeği ile plastik mermi gibi yaralayıcı, hatta öldürücü araçlar kullanılması ‘orantısız güç kullanmak’ değil de nedir?
(Açıklama: 01.06.2013 günü 22:00 sularında yazılan bu yorumlama yeni düzenlemeler ve eklemeler ile güncellenerek ikiye bölünmüştür.)
Gelecek yazı: Gezi Parkı için ben de nöbetteyim
Yorumlar:
Cumhurbaşkanı yazmak zorunuza mı gidiyor CB yazmışsınız? Sırf o ibare yüzünden anlattıklarınızın tersine inandım. Tarafsızlık makamları küçültmez, olayları tek tarafa yıkmaz. Haklı eylem sebebi, yakılan ara sokaklarla meşruluğunu yitirmiştir. Orada yapılması gereken, onbinlerin aynı an da o parkın tek karış toprağını açıkta bırakmadan fidan dikerek şarkılar söylemesiydi. Bence toplumu karşı karşıya getirecek eylemler yerine toplumu vicdanen buluşturan eylemleri yazın ki yazınız gönüllerde kök salsın. Saygılarımla
Oğuzhan Aydemir 02.06.2013 0:20
İstanbul Beyoğlu’ndaki Gezi Parkı çoğu gezgin gibi benim de uğrak yerlerimden biridir. Ünlü yazarımız Tarık Buğra’nın İbiş’in Rüyası adlı romanından kendisinin uyarladığı on bölümlük dizinin ilk çalışmalarına yönetmen Sırrı Gültekin ile birlikte 1979’un Mart ayında başlamıştık. Dizinin ön çalışmaları ile çekimleri sırasında otelden çıkarak İstanbul Radyosu’ndaki bazı resmi işlerim için sık sık Gezi Parkı'nın içinden geçerek gider gelirdim. Böylece belediye otobüsüne binerek tıkış tıkış gitmemiş ya da taksi parası vererek TRT Kurumundan onaylanmış harcamalarımı kabartmak istemezdim.
O günlerde karşılaştığım bazı kişilerden Gezi Parkı’nın bir zamanlar Belediye Gazinosu olduğunu daha önce de Osmanlı Topçu Kışlası olduğunu öğrenmiştim. Bu kişiler Yeşilçam'ın ünlü kostümcüsü Niyazi Er, araştırmacı ve arşivci Naki Tuğsavul ile dizinin müzik kadrosunda bulunan yaşlı çalgıcılarımız idi. Resmi işlerim yanında arkadaşlarımla görüşmek ve öğle yemeğini yemek için Gezi Parkı’ndan geçerek TRT Bölge Müdürlüğü’ne gidiş gelişim 1992 yılına kadar devam etti. Çünkü Taksim Anıtı’nın önünden geçerek bekleşen belediye otobüslerinin arasından merdiven basamaklarını çıktıktan sonra karşıma çıkan o ağaçlar, temiz hava ile uçuşan kuşların cıvıltısı arasından geçerken parkın içerisinde koşuşturan bazı kişiler, konuşmaya dalmış çiftler, anne babalar ile çocukları ve uyuklayan bazı yaşlıları da görerek yol alırdım.
Bir kaç kez de iş arkadaşlarım ile Gezi Parkı içerisinden konuşa konuşa İstanbul Radyosu’nun yakınlarına kadar gidişimi hiç unutamam. Özelikle bir gün bir arkadaşımla gölgede dinlenme için oturduğumuzda torununun bir başka çocukla oynamasını seyreden bir anneanne ile sohbetimizi de unutamam. İnşallah bir gün bizim de torunlarımız olur diye konuşarak tatlı tatlı gülmüştük. Şimdi düşünüyorum da ‘çok kısa’ olduğu söylenen ömür, özellikle torun sahibi olmak ve onların büyümesi ve eğitimi ile uğraşmak hiç de kısa bir yol olmasa gerek.
Bir AVM yapmak için bir parkın ortadan kaldırılması gerekir mi?
2011’de Gezi Parkı’nın bulunduğu geniş alana 1780'de yapılan Osmanlı Topçu Kışlası’nın yeniden yapılabileceği gündeme gelmişti bir ara. Daha önce de bilindiği gibi AK Parti’nin Taksim’de yüzyıllardan beri var olan küçük cami yerine daha büyük bir cami yapılması tasarısı da gündeme gelmiş olurdu, olmazdı tartışmaları başlamıştı. Söz konusu alana yapılabilecek cami için proje yarışması bile açılmıştı sanırım. Anlaşılan o ki söz konusu AVM Projesi 2011’de ilgili yetkililerce onaylanmış. İhaleye bile çıkılarak adı (K) ile başlayan bir şirkete bile verilmiştir.
İşte 2011’de Osmanlı Topçu Kışlası esinlenilerek dev bir alışveriş merkezi (AVM) yapılması gündeme düşmüştü. O günlerde gördüğüm söz konusu tasarım Gezi Parkı yeşil alanını dört bir yandan kuşatarak orta yerde ağaçlık bir alan bırakıyordu. Bildiğim kadarı ile 2010’da ilgili makamlara sunulan Yeni AVM Yasası bugüne kadar TBMM’de görüşülmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığınca yapımı tasarlanan ‘Topçu Kışlası AVM’ diyebileceğimiz söz konusu tasarının uygulanması aradan çıkarılmak isteniyor olasın?
Gezi Parkı’nda bir gece ansızın başlatılan kazı çalışmasının yankıları yayılmaya başladı
İşte geçtiğimiz günlerde Gezi Parkı alanı çevresi kazılarak ünlü Osmanlı Topçu Kışlası’nın yeniden yapımını da içeren uygulama için bir gece ansızın girişilen k a z ı (hafriyat) çalışması başlatılmıştı. Olaya tepki koymak isteyen bazı İstanbulluların Gezi Parkı’na sahip çıkmaları ile başlayan sesli, bayraklı ve iş makinalarını durdurmaya yönelik tepkiler bilindiği gibi polis ekiplerinin Biber Gazlı sert tepkisi ile karşılık buldu.
O ilk gün bir an için durdurulmuş olsa bile orada gecelemek isteyenlerin gece yarısı kovalanarak karşı konulması aradaki göstericilerin sözlü ve taşlı tepkilerine karşılık gaz maskeli polislerin coplu, kalkanlı, tazyikli sulu, tekmeli, der destli ve Biber Gazlı saldırıları hiç umulmadık görüntülerin yaşanmasına yol açtı.
Yanlış hesap Gezi Parkı’ndan dönmüştür
İşte söz konusu karşılıklı tepkiler ve özellikle polisin, göstericileri Gezi Parkı’ndan uzaklaştırmak için ‘orantısız güç kullanımı’ içerikli tepkisi bugün beşinci gününde akşamüzeri durduruldu.
Olayı sesli ve bayraklı bir biçimde kınayan kitleler şu an bir bayram havasında. Ancak özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’da bazı çatışmalar ya da polisin yine 'orantısız güç kullanımı' içerikli uygulamaları ortaya çıkabilir.
Bu sevindirici bir sonuçtur. Yüreklere su serpilmiştir. Bağdat’ta olduğu sanılan ‘yanlış hesap' Gezi Parkı’ndan dönmüştür.
Bu sonuca ulaşılmasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan’ın görüşmelerinin ardından gerekli barışçı söylemlere bağlı olarak İstanbul’da yaşanılan sorun ‘kan gövdeyi götürmeden’ çözülmüşe benziyor.
Gezi Parkı direnişi AKP'ye karşı biriken toplam tepkilerin bir bileşkesi olamaz mı?
Unutmayalım ki kitlelerin Gezi Parkı tepkisi sorunun kökeninde AK Parti'nin devlet, ülke, adalet, Yeni Anayasa, terörle mücadele, Barış Süreci ve Akil İnsanlar içerikli değişim baskılarının da etkisi vardır. Gezi Parkı'nın yapılaşmaya açılmasına verilen bu çevre bilinci içerikli tepki, gerçekte AK Parti'nin yıllardan beri toplum kesimlerinde biriken çok yönlü ve bastırılmış tepkilerinin bir bileşkesidir bana göre.
Sorunun içerisinde işsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, liyakata uyulmaması, adaletin sağlanamaması, zaman zaman basın yayın araçlarının kısıtlanmaya gidilmesi, yaygın HES açılması, kentsel dönüşüm, gündemin çok hızlı değişmesi, ayrılıkçılığın yaygınlaşması, terör saldırılarının başlattığı psikolojik çöküş, Açılım Süreci, hayat pahalılığı, emeklilerin aylıklarındaki artışların yetersizliği, milletvekillerinin aylıklarına yapılan yüksek zam ve yeni bazı ayrıcalıkların tanınması, terör saldırıları da içeren Suriye İç Savaşı'nın çok yönlü etkileri ile Akil İnsanlar'ın bazı açıklamaları yoktur, denilebilir mi?
Bu bağlamda şunu da vurgulamak isterim ki 2009’da ortaya atılan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi de gerektiği gibi uygulanamamıştır. O günlerde TBMM Basın Bölümünden aldığım ilgili kitapçık o güne kadar sürüncemede kaldığını sandığım Açılım Süreci’ne göre çok daha geniş kapsamlı uygulamaları öngörmesi bakımından, ‘İşte olay bu!’ türünden bir umutlanma yaratmıştı bende. Ne yazık ki bu alandaki uygulamalar bağlamında, binlerce yıllık Anadolu ve Türkiye potasında ‘bizi bir yapan değerler’ olarak ne milli birlik, ne ortak değerlerimiz ne de İslam Kardeşliğimiz doğrultusunda çok yönlü açılımlara gidilmiştir.
Orantısız güç kullanmak toplumsal barışı yaralamaz mı?
Gezi Parkı gibi önemli bir yeşil alanın AVM’leştirilmesine karşı çıkarken yaralanan, ABD malı Biber Gazı ile gözleri yaşaran, ayakları burkulan, tazyikli su ile yerlere serilen yurttaşlarımızın içine düşmek zorunda kaldıkları durumuna üzülmemek elde değil.
Şu an İstanbul, Adana, İzmir gibi kentlerimizde acı çeken, uykusuzluğu göze alarak bekleşen, bu toprağın bazı gözü kara çocukları ile h e m h a l olmak istiyorum kendi çapımda. Oysa ne yazık ki onların taş ya da su şişesi atmalarına karşılık onlara sıkılan tazyikli su, Biber Gazı, manevra fişeği ile plastik mermi gibi yaralayıcı, hatta öldürücü araçlar kullanılması ‘orantısız güç kullanmak’ değil de nedir?
(Açıklama: 01.06.2013 günü 22:00 sularında yazılan bu yorumlama yeni düzenlemeler ve eklemeler ile güncellenerek ikiye bölünmüştür.)
Gelecek yazı: Gezi Parkı için ben de nöbetteyim
Yorumlar:
Cumhurbaşkanı yazmak zorunuza mı gidiyor CB yazmışsınız? Sırf o ibare yüzünden anlattıklarınızın tersine inandım. Tarafsızlık makamları küçültmez, olayları tek tarafa yıkmaz. Haklı eylem sebebi, yakılan ara sokaklarla meşruluğunu yitirmiştir. Orada yapılması gereken, onbinlerin aynı an da o parkın tek karış toprağını açıkta bırakmadan fidan dikerek şarkılar söylemesiydi. Bence toplumu karşı karşıya getirecek eylemler yerine toplumu vicdanen buluşturan eylemleri yazın ki yazınız gönüllerde kök salsın. Saygılarımla
Oğuzhan Aydemir 02.06.2013 0:20
02 Haz’da yolladığım ancak yayınlanmayan cevabımdır:
Oğuzhan Bey yorumum için getirdiğiniz eleştiriye katılamam bu bir. İkincisi 'Evet uzun uzun yazmak zoruma gidiyor' desem ne kadar sevinirsin değil mi? Gerçekte gelişmeler konusunda tutarlı hiç bir görüşün olmmadığı için bazı ayrıntılara takılıp kalmak gibi nice saplantılar içinde mutluluk düşleri peşinde yüzen bir tek sen değilsin ki! Nice Deve Kuşları gördüm nice mangalda kül bırakmayan zavallılar gördüm hep sana benziyorlardı: Bir kaç ayrıntıda kaybolup gidiyorlar, gerçekte var olan büyük sorunlları görmezden geliyorlardı. Çünkü onlar iktidar ipine öyle sarılmış, öyle imkanlara gark olmuşlardı ki onları ne uyandırmak ne de ezilmekte olan kişilerin acılarına ilgilerini çekmek mümkün değildi. Çünkkü onlara göre bir olayın başka yönlerinin de var olduğunu görmek, uygulanan bazı çözümlerin hiç de yeterli kalmadığını söyleyebilmek gibi bir yol düşünmek mümkün değildir. Kurgulanma böyle gelmiş böyle gidiyor!
Özellikle her konuda olduğu gibi özellikle iktidarı eleştirmek gibi bir eğilim içerisind eolmak bile itelenmeye, ötelenmeye gerektiğinde boğulmaya mahkumdur. Onların insanlık ve özgürlük anlayışları budur. Oysa arkadan adam vurmak yolu ile Doğu'da egemenlik kurmuş olan Terör Örgütü ile onun siyasi uzantılarının nice zalimliklerini, yeşetilen ayrılıkçılık tohumlarını h i ç görmezler. Yoksa onların arasında gizli bir anlaşma mı var? Bu da benim görüşüm, kim ne karışabilir değil mi?
Peki kendisini tanıtırken 'olasılıklar' üzerine çalıştığını yazan sizin gibi Basın çalışanı bir kişi Taksim Meydan Savaşı başlıklı yazısında nasıl olur da Osmanlı Topçu Kışlası'nın yeni tasarımı ile Gezi Parkı alanına oturtulmasını yansıtan krokisini nasıl görmezden gelebilirsiniz? Cumhurbaşkanı yerine CB yazılması çok ağırınıza gitmiş olmalı belli ki. Seni mi kıracağım 'Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' diye yazacağım bu akşam. Umarım o zaman 'Sırf o ibare yüzünden anlattıklarınızın tersine inandım' yargınızdan dönersiniz değil mi?
Umarım kimin kazanıp kimin kaybettiğini sizin gibi düşünenler de anlamış olacaktır. Gezi Parkı'nın eski TopçuKışlası'nın konumu kapsamında yeniden düzenlenilmeye çalışılmasını da görmeniz gerekiyor.Taksim'e çok yakışan GeziParkı rantiye ekonomisi için kaldırılmamalı. Pek çok nedeni içeren tepkiler için dayatılan Biber Gazı bir gün onu sıktıranları da bulsun emi?
Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 09.06.2013 18:55
Oğuzhan Bey yorumum için getirdiğiniz eleştiriye katılamam bu bir. İkincisi 'Evet uzun uzun yazmak zoruma gidiyor' desem ne kadar sevinirsin değil mi? Gerçekte gelişmeler konusunda tutarlı hiç bir görüşün olmmadığı için bazı ayrıntılara takılıp kalmak gibi nice saplantılar içinde mutluluk düşleri peşinde yüzen bir tek sen değilsin ki! Nice Deve Kuşları gördüm nice mangalda kül bırakmayan zavallılar gördüm hep sana benziyorlardı: Bir kaç ayrıntıda kaybolup gidiyorlar, gerçekte var olan büyük sorunlları görmezden geliyorlardı. Çünkü onlar iktidar ipine öyle sarılmış, öyle imkanlara gark olmuşlardı ki onları ne uyandırmak ne de ezilmekte olan kişilerin acılarına ilgilerini çekmek mümkün değildi. Çünkkü onlara göre bir olayın başka yönlerinin de var olduğunu görmek, uygulanan bazı çözümlerin hiç de yeterli kalmadığını söyleyebilmek gibi bir yol düşünmek mümkün değildir. Kurgulanma böyle gelmiş böyle gidiyor!
Özellikle her konuda olduğu gibi özellikle iktidarı eleştirmek gibi bir eğilim içerisind eolmak bile itelenmeye, ötelenmeye gerektiğinde boğulmaya mahkumdur. Onların insanlık ve özgürlük anlayışları budur. Oysa arkadan adam vurmak yolu ile Doğu'da egemenlik kurmuş olan Terör Örgütü ile onun siyasi uzantılarının nice zalimliklerini, yeşetilen ayrılıkçılık tohumlarını h i ç görmezler. Yoksa onların arasında gizli bir anlaşma mı var? Bu da benim görüşüm, kim ne karışabilir değil mi?
Peki kendisini tanıtırken 'olasılıklar' üzerine çalıştığını yazan sizin gibi Basın çalışanı bir kişi Taksim Meydan Savaşı başlıklı yazısında nasıl olur da Osmanlı Topçu Kışlası'nın yeni tasarımı ile Gezi Parkı alanına oturtulmasını yansıtan krokisini nasıl görmezden gelebilirsiniz? Cumhurbaşkanı yerine CB yazılması çok ağırınıza gitmiş olmalı belli ki. Seni mi kıracağım 'Cumhurbaşkanı Abdullah Gül' diye yazacağım bu akşam. Umarım o zaman 'Sırf o ibare yüzünden anlattıklarınızın tersine inandım' yargınızdan dönersiniz değil mi?
Umarım kimin kazanıp kimin kaybettiğini sizin gibi düşünenler de anlamış olacaktır. Gezi Parkı'nın eski TopçuKışlası'nın konumu kapsamında yeniden düzenlenilmeye çalışılmasını da görmeniz gerekiyor.Taksim'e çok yakışan GeziParkı rantiye ekonomisi için kaldırılmamalı. Pek çok nedeni içeren tepkiler için dayatılan Biber Gazı bir gün onu sıktıranları da bulsun emi?
Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 09.06.2013 18:55
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder