21 Mayıs 2013 Salı

Reyhanlı terörü için 'sansürsüz' bir kaç söz

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ

15 Mayıs '13 Güncel Siyaset Sosyolojisi




Dün akşamüzeri güneş batarken 'ne olacak bu memleketin durumu' diye düşündüm bir kez daha.
Reyhanlı’da sinsice patlatılan iki terör bombası ile (51) yurttaşımız öldürülüverdi.

Bir anda şehit düşen yurttaşlarımızın en çoğu bu sinsi saldırıda uçup gitti.
Terör Saldırılarından acıma, sevgi saygı, mertlik beklemek imkânsız.
Terör eylemleri kökeni ne olursa olsun toplumsal olduğu kadar kişilik sorunudur da.
İzlerini kaybettirip kaçarlar, kaçabildikleri kadar uzaklara.
Teröristlerin kişilik anlayışı da başarıları da bu tür 'vur kaç' içerikli bir 'eylemcilik' davranışı idi.

Kaynakları kurutularak her türlü terörü yenmek gerek
Bir tek ABD haklarından geliyor kendi teröristlerinin.
'Terör muamması' yıllardan beri en büyük sorunlardan biri bizde de.
Maddi ve manevi yönlerden çözülemedi gitti.
Reyhanlı'daki korkunç saldırı için her kafadan bir ses çıkmaya başladı.
Atalarımızın dediği gibi, 'Ateş düştüğü yeri yakar!'
Nice söylenti karşısında iktidar yetkilileri ne yapacak, diye de düşündüm.
Umulur ki Cilvegözü Saldırısındakiler gibi bu saldırının kirli elleri de tez elden bulunacaktır.

Reyhanlı saldırısı için neden ‘ulusal yas’ ilan edilmedi?
En büyük Terör Saldırısı ile elliyi aşkın yurttaşımız şehit oldu, yüzlerce yaralı ve sakat var.
Sorunun büyüklüğünden dolayı Ulusal Yas ilan edilebilir diye geçti içimden bir an.
Bu yazıyı tasarlarken bazı yazarları da okuyordum.
Umulmadık bir biçimde ortaya çıkan bu saldırısı karşısında iktidar basını uyarmış olmalı ki yazarların büyük bir çoğunluğu yorumlamada bulunmamış.

Olabilir, neden olmasın, dedim.
Bunu bir ‘sansür’ değil, karanlık güçlerin uyanmaması için bir girişim olarak yordum.
Çünkü acı büyüktü.
Ortadoğu yeni yeni gelişmeler yaşıyor Suriye İç Savaşı yanı başımızda gelişiyordu.
Ülkemiz değişik biçimlerde terör saldırıları ile sınanıyor, önü tıkanıyordu.
Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi konusunda bazı gizli çabalar olduğu açık.

Yabancı basın bizi bizden iyi mi bilecek?
Bugün akşama kadar beklemiş olsam da iktidar da hiç bir siyasetçi de ‘yas’ konusuna değinmedi.
Oysa bu terör saldırısının zamanlaması da büyüklüğü de sorgulanması gereken bir konu.
Sorunun didiklenmesi gerekiyorsa bunu da iktidar yetkilileri düşünür, dedim.
Yabancı basında çıkan ancak dilimize çevrilmeyen bazı ayrıntılar var mı diye bakayım demeye kalmadı önüme Türkçe bir kaç haber çevirisi düştü!
Gerçekten doğru ya da yanlış bazı ölü ve yaralı sayıları veriyordu yabancı basın.
Kimsenin ağzı torba değil ki büzesin!

Onlarda yöredeki muhabirlerinden ya da kendilerine yakın bazı kaynaklardan alıyorlardı bunları.
Belli ki iç ve dış güvenlik için bazı bilgiler gizlenmek isteniyordu.
Kaldı ki bir iktidar bilgi kaynakları ve karşı görüş açıklamak bakımından birkaç kişiye göre daha güçlü değil midir?

Can Dündar neden ‘neye sansür’ diye sorgulamak istedi?
İşte bu saldırı ile bu kadar can gitmiş ise bu gibi haberlere 'sansür gelir!' dedim içimden dün gece.
Sanırım o sıralarda nice yazar gibi duygusal Can Dündar da kan gölüne dönen Reyhanlı için ilk olarak bir şeyler yazmayı tasarlıyordu.
Çünkü Can’a göre Ege'deki köylü isyanı'ndan Akilleri de kapsayan Tahterevalli teorisi'nden başka bir şeyler yoktu ki koskoca Türkiye'de.

Gerçi son 'barış süreci' kapsamında bile olsa, Can Dündar da çoğumuz gibi, 'Türkiye’de de giderek otoriterleşen siyasi iktidara meydan okuyan, kıstırılmış medyadan yakınıp durmak yerine sosyal medyayı kullanan, yeni yöntemler ve söylemlerle, yeni politikalar üreten, genç bir muhalefetin vakti gelmedi mi' diye de sormak gerekiyordu. Çünkü var olan muhalefet partileri yaşlanmış, başındakiler de altmışlarını geçmişlerdi.

Teröre lânet okumadan da olsa silahlı eylemlerden medet uman sözüm ona bazı yeni yetme siyasetçiler de yetişmeye başlamıştı.
Onların AB üzerinde ne kadar etkili olduklarını son olarak AKPM'deki 'terör' ve 'terörist' kavramları konusundaki değişiklik önerilerinin geri çevrilmemesinden anlamaya başlamıştık.
Böylece kavramların içi boşaltılmaya başlanılmış, çirkinlikler örtülerek 'kan üzerinden' siyaset yapılması daha şirin bir 'eylemcilik' olup çıkmaya başlamıştı.
Artık ne eski terör saldırıları ne de Reyhanlı'daki korkunç kıyım için 'terör saldırısı', demek yerine 'aktivistlerin bir eylemi' demek daha bir olağan durum olabilecekti.

Can Dündar belki dün akşam, hangi konuyu yazayım diye ‘akla karayı’ seçmeye çalışıyordu.
Belki de 'pilav üstü döner nasıl yenilir' başlıklı bir yazı tasarlıyordu.
Ancak yine onu da şeytan dürtmüş, kalkmış gece yarısı 'sansür' konusunu şöyle bir deşelemek istemiş.

Sonunda bugün yayınlanan Neye sansür yazısı ile suya sabuna dokunmayan bir yazı döşenmiş.
İşin içerisine ne bir sayı ne dehşet görüntüleri ne kin dolu sözler ne de bir alıntı yerleştirmiş.
Ancak yine de Can Dündar, gelişmeler karşısında etkilendiğinden olsa gerek;
“Bizden ne gizliyorlar” kuşkusu yayılır.
Tevatür, kulaktan kulağa büyür.
Yalan ürer. Muamma ürkütür' diyerek tumturaklı bir kaç cümle eklemekten de alamamış kendisini.

Mızrak çuvalda gizlenir mi hiç?
Belli ki Can Dündar da bazı yorumcular gibi kılı kırk yararak da olsa sorunun öneminin altını çizmiş.
Onun bu yargısına ,‘Bence de‘ diyenler parmak kaldırsın, denilse yeridir.

Yok, parmak bile kaldıramıyorsanız:
Ya oturduğunuz yerden oturup kalacak,
Ya da kendi kendinize konuşmaya devam edeceksiniz!
Bu durumda 'yürüyüş, ayaklanma, tepki, iktidar, ulusal yas ' demek yerine dilerseniz kafanızı kaşıyabilirsiniz sinirinizden arada bir.
Oysa bütün dünyanın ülkemize çevrildiği bir süreçte hangi gerçeği ne kadar saklayabiliriz ki?

Dilerseniz kafanızı taştan taşa vurmaktansa bıyığınızı yolabilir ya da kafayı usturaya vurdurabilirsiniz.
Bence, ‘Bir anda şehit düşenler için bir Fatiha okuyup’ gelişmeleri sabırla izlemek gerekiyor.

İki yorum:

Ellerimiz yanmasın diye nasıl maşa kullanıyorsak kızgın kömürü tutamıyor isek halk da maşa durumunda ... Ölenler kimin umurundaki herkes kendi canını biliyor. Canı zaten koruma altında olanlar dünya yansa umurunda olmayanlar yaşıyor halk karnını doyurma peşinde birer birer vuruluyor ve ben unutma diyenleri unutmuyorum... Vurulduk ey halkım unutma... Güneş balçıkla sıvanmıyor 3-5 çapulcuya sınırsız haklar tanırsan geride olanlar da hak ister eee hakları ...Halk ölmeye devam vatan sağolsun derler ya... Tly Ekr  16.05.2013 9:06
Cevap: 
Sorunun özüne yönelik vurgularınız için teşekkürlerimiz sunarım Tülay Hanım. Sonuçları çok ürpertici bir karanlık gidiş içindeyiz. AK Parti bana göre ne bu toplumu ne Türk tarihine ne de Ortadoğu'daki gelişmeler anlamında gümümüzün gerektirdiği bir siyaset izliyor. Ben bu siyasete özellikle ABD güdümündeki uygulamalar için 'teslimiyet' nitelemesini kullanmak istiyorum. Ne yazık ki bazı sorunlar (gaileler) karşısında Osmanlı Devleti de bazen İngiltere ile Fransa'ya bazen de Almanya'ya sarılmak zorunda kalmıştır. O süreçte Mısır, Kıbrıs, Girit, Yemen, Libya, Balkanlar, Ege Adaları ve 1. Dünya Savaşı ile de bütün Ortadoğu elden çıkartılmamış mıdır?  Bu zillet teslimiyetçi uygulamalar bakımından bugün de devam etmiyor mu?
Maalesef haklısınız Ömer bey. Maalesef diyorum çünkü ülkem adına keşke haklı olmasanız. Reyhanlı'ya gitmeye bile yüzü olmayanlar koşarak ABD'ye gidiyorlar. Yazık ki ne yazık. Saygıyla... MEHMET ATAK  16.05.2013 0:08
Cevap :
Aziz kardeş var olunuz! Bence de, 'keşke' nice haksızlıklar karşısında olduğu gibi, iktidarların gerekli çok yönlü tedbirleri alamamış olmalarından kaynaklandığı için, çoğu içimizden çıkan hainler yüzünden bu tür terör saldırıları konusundaki bazı eleştirilerimizden dolayı hiç haklı olmasak! Yazdığınız gibi, 'Yazık ki ne yazık' Cennet ülkemizdeki maddi ve manevi binlerce açmaz için! Oysa 'önce can sonra canan' demek gerekmez miydi? Peki Reyhanlı Terörü için şöyle ya da böyle 'sansür' konuldu. Neden? Ölü ya da yaralı sayısının abartılması mı sorun? Gerekli güvenlik önlemlerinin alınamaması mı yoksa? Kaldı ki bu ülkenin yaklaşık (150) yıllık sansürlü ve sansürsüz aşamaları da yaşamış olan Basın Yayın Araçları aptal mı ki yaşanılan acıları saptıracak, kan üzerinden abartılı yayın yapacak? Oysa Batı basını yapmış işte! Onlara da bir Yargı kararı yollayın bakalım! Eğer sorun 'sinsice patlatılan bir bombadan dolayı yanmış bir Türk Bayrağı ile gösteri ile olası diğer gösteriler ise!' artık pes! İşte Yargı o ilk kararını kaldırdı. Ne oldu? Elbette iktidar için de kolay değildir bu acı. Bunu da anlıyorum. Bir de şu var söz konusu Göçmen Kampları en az (150-200) km. ötelere konuşlandırılmış olsa idi böyle mi olurdu? Sanırım iktidarı birileri yanlış yönlendiriyor. Yazık!  16.05.2013 14:25
 


Hiç yorum yok: