Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
http://blog.milliyet.com.tr/23 Nisan '13 Güncel - Siyaset Sosyolojisi
TBMM hangi şartlar altında açıldı?

Gazi Mustafa Kemal ile milletvekilleri 23 Nisan 1920 günü ilk TBMM önünde.
W.S. EDWARDS (İstanbul 17 Kasım 1919) :
Sait Molla'nın kurmuş olduğu cemiyet, bizden ödenek aldığına dair milliyetçi gazeteler tarafından kınanan bir cemiyettir... Bu cemiyet, hiç şüphesiz İttihat ve Terakki karşıtı, İngiliz taraftarıdır. Öte yandan Milliyetçiler arasında da epey sempatizanı olması gerek. Ne olursa olsun, Türkiye sorunu çözümleninceye kadar bu cemiyetle sıkı ilişki kurmak güç bir durum yaratabilir.
Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti;
Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;
Sizleri kendimize rehber kabul ederek, Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti adıyla bir dernek kurduk. Amaç, vatan savunmasıdır. Biz hemşehrileriniz de, siz muhterem kardeşlerimizle beraber öleceğiz ya da yaşama hakkını kazanacağız. Ve bugünden itibaren derneğimiz muhterem kardeşlerimizin vatani her emirlerini yapmaya hazırdır.
Mustafa KEMAL:
Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti'ne;
Anadolu'nun özellikle pek büyük değişimlere gerek duyulmakta olan kadınlık hayatında gelecek için pek büyük ilerleme ve uğraş gerektiren bu değerli girişim, memleketin her türlü iyiliğini ve mutluluğunu amaç edinmiş olan cemiyetimizin gerçekten teşekkürünü gerektirir. Türk kadınlarının inceliği ve gururu, sevgi ve cömertlikle karışmış özverileri, bu gibi toplumsal nedenler belirdikçe bütün dünya gözünde, özellikle Avrupa'nın bize karşı olan kamuoyu karşısında, geleceğin çağdaş bir Türkiye'sini kuracak milli yeteneğimizi kanıtlayacağından, milli ve vatani çıkarlarda saygıdeğer bayanların da düşünce ortaklığı memleket adına onur duyulmasını gerektiren bir durumdur.
Ahmet Hilmi KALAÇ (Atatürk'ün Kayseri'den ilk geçişi, 20 Aralık 1919):
Aralık ayının önemli olaylarından biri de, Mustafa Kemal Paşanın Kayseri'ye ilk gelişleri olmuştur. 20 Aralık 1919 da Heyeti Temsiliye Sivas'tan Ankara'ya geçerken iki gece Kayseri'de misafir edildiler. Mustafa Kemal'i Kayseri'yi ilk defa görecekti. Geleceğinden haberdar olan hemşehriler büyüklü, küçüklü yollara döküldüler. Atlılar, milli kıyafetlerle kilometrelerce uzak mesafeden karşılamaya çıktılar. Arabalarla Kumarlı ve Kayırhanı'na kadar gidildi. Havanın serinliğine ve ortalığın alaca karlı olmasına rağmen ulusal bir kahramana gösterilmesi gereken karşılamada kusur edilmedi. Atatürk'ün otomobili atlıların oluşturduğu sevgi halesi ortasında yürüyüşünü atlılara ayarlayarak yoluna devam etti. Kayseri'nin girişinde ve caddelerde toplanan halkı selamlayarak kendilerine ayrıldı. Sivas kapısındaki İmamzade Reşit Beyin evine indiler.
Cemal KUTAY(Ne Buldu, Ne Bıraktı) :
22 Aralık 1919 tarihinde Atatürk Mucur'dan hareketle Hacıbektaş'a ulaşır ve geceyi Bektaşi Şeyhi Cemalettin Efendi'ye misafir olarak geçirir. 24 Aralık 1919'da Mucur'dan Kırşehir'e gelir.
Ali Fuat CEBESOY:
Milli mücadele yılları idi. Heyeti Temsiliye, merkezini Ankara'ya taşımak kararını vermişti. 18 Aralık 1919'da arkadaşları ile beraber Sivas'tan ayrılan Mustafa Kemal 24 Aralık'ta Kırşehir'e gelmişti. Burada Gençler Derneğinde bir konuşma yapmıştı. Geceleyin şerefine bir fener alayı düzenleyen halka, yukarıdaki mısralara aşağıdaki şekilde değiştirerek okumuştu:
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderini
Düşman İzmir'e çoktan çıkmış, vatanın bağrına hançerini dayamıştı. Fakat onu kurtaracak Türk bulunmuştu. Bu büyük Türk, benim aziz arkadaşım Atatürk'tü.
Cemal KUTAY(Ne Buldu, Ne Bıraktı) :
Heyet-i Temsiliye 25 Aralık 1919'da Kaman'a, oradan 26 Aralık 1919'da Beynam'a varırlar. Ankara'ya doğru yola çıktıklarında yollar karla kaplı olduğundan tekrar Beynam'a dönerler. Ertesi gün 27 Aralık 1919'da 1. Dünya Savaşı'nda ordu kumandanlarına makam arabası olarak verilmiş üç otomobilin öndekinde kendisini karşılamaya gelmiş Ali Fuat Paşa, ikincisinde Rauf Orbay'ın yanında Ankara Vali Vekili ve Defterdarı Yahya Galip (Kargı), üçüncüsünde yaveri, Dikmen tepeleri üzerinde yolları doldurmuş coşkulu halkın, özel kıyafetli seymenlerin gönülden karşılayışları ile Ankara'ya girerler.
Ali Fuat CEBESOY (27 Aralık 1919) :
İlk kez Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa bu manzara karşısında çok duygulanmış,gözleri dolmuştu. Kendisine:
Ali Fuat Cebesoy: Ankara'yı nasıl buldunuz Paşam?
Diye sorunca, heyecanla ellerimi sıkmış:
Mustafa Kemal: Cidden olağan üstü, tebrik ederim, Ankara ulusal bir merkez olmuş.
Paşanın bu sözleri, günlerdir devam eden yorgunluğumu unutturmuştu. Mustafa Kemal Paşa halkı heyecanla selamlıyordu.
Mustafa Kemal: Karşılamaya gelenleri bu soğukta bekletmeyelim!
Otomobillere binerek hareket ettik. Paşa, Vali Vekili ile beni kendi arabasına almıştı. Kalabalık aralıksız bir kütle olarak şehrin ta içerlerine kadar uzanıyor, aylardan beri adını ve ününü duydukları aziz konuklarını ve arkadaşlarını bekliyorlardı.
Mustafa Kemal Paşa bazen arabadan iniyor: "Yaşayın, varolun!" sesleri ve alkışlar arasında halkı selamlıyordu.
Ali Fuat CEBESOY (27 Aralık 1919) :
Bu günkü Ankara radyo binasının bulunduğu mahalleye kadar gelmiştik. Yol önce istasyona ve sonra şehre dönüyordu. Otomobillerimizden inmiştik. Yaya olarak halkın önünden geçiyorduk. Hacıbayram Camiine kadar gitmiş ve buradan hükümet konağı meydanına gelmiştik. Hükümet konağında biraz dinlenmiştik. Mustafa Kemal Paşa, halkın gösterdiği coşkudan dolayı çok memnun olmuştu.
Ali Fuat Cebesoy: Yoruldunuz mu Paşam?
Mustafa Kemal: Hayır, hiç yorulmadım, hatta yol yorgunluğumu da unuttum.
Vilayette pek az kalmış, otomobillerle şehrin güney batısında bulunan ve bir tepenin üzerinde Ziraat Mektebi olarak inşa edilen büyük binaya gitmiştik. Heyeti Temsiliye ve maiyetleri burada misafir edilecekti.
Cemal KUTAY(Ne Buldu, Ne Bıraktı) :
27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelmiş olan Heyet-i Temsiliye'ye, Ziraat mektebi olarak yapılmış olan Kalaba Köyü yolu üzerindeki taş bina hazırlanmıştı. Alt kat Heyet-i Temsiliye üyesi olarak beraberindeki Mazhar Müfit Kansu, Bekir Sami, Hüsrev Gerede Beyler ile yaverlere ayrılmış aslı derslik olan iki geniş oda ise çalışma yeri olarak düzenlenmişti. İkinci ve sonuncu katta karşılıklı iki odanın birisi Mustafa Kemal'in, diğeri Rauf Orbay'ın idi.
Mustafa KEMAL:
Doğu ve Batı Trakya'nın bir mülki birlik içinde ifade ve ilanı doğru değildir. Doğu Trakya, itiraz ve münakaşa götürmez bir biçimde Türk vatanının bir parçasıdır. Batı Trakya ise, bir barış anlaşmasıyla vaktiyle, bırakılmış bir vatan kıtasıdır. Doğu ve Batı Trakya'nın ısrarla birliğini iddia etmek, Doğu Trakya üzerinde de, bazı yabancı iddialarına sebep olabilir. Doğu Trakya hakkında, hiçbir tartışma, söz konusu olmamalıdır.
A.SCOTT (30 Aralık 1919):
Milliyetçilerin Fransızlarla birleşmesinden korkacak hiçbir şeyimiz yok.
(F.O 371/4186/165694)
George KIDSTON (31 Aralık 1919):
M. Picot'un Mustafa Kemal'i Sivas'ta ziyareti, görünürde pek de başarılı olmadı. Fransızları Küçük Asya'ya sızmaya teşvik edebiliriz.
Mustafa KEMAL (Nutuk, 16 Mart 1920):
Efendiler, 1920 yılı Martının 16. günü öğleden önce, saat 10'da makine başında bana şöyle bir telgraf verildi:
Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey: Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'ya; Bu sabah, Şehzadebaşındaki Mızıka Karakolunu İngilizler basıp oradaki askerlerle İngilizler çarpışarak sonunda şimdi İstanbul'u işgal altına alıyorlar. Bilgilerinize arz olunur.
Mustafa Kemal: Ben bu telgrafın altına kurşun kalemimle "acele kolordulara, benim imzamla, M. Kemal" işaretini koyduktan sonra bu telgrafı verenden durumun açıklanmasını istemeye başladım. Manastırlı Hamdi Efendi ara vermeden bilgi vermeye devam etti: Bizim en güvenilir bir arkadaşımız var ki, yalnız o değil, herkes, yani gelen söylüyor. Şimdi de Harbiye'nin işgalini haber aldık. Hatta Beyoğlu Telgrafhanesinin önünde İngiliz askeri olduğunu fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyeceği bilinmiyor. Bu anda.
Harbiye Telgrafhanesinden, Telgrafçı Memur Ali: Bu sabah İngilizler basarak altı kişi şehit ve on beş kişi kadar da yaralı var. Şimdi İngiliz askeri dolaşıyor. Şimdi işte, İngiliz askerleri Nezarete (Bakanlığa) giriyorlar. İşte içeri giriyorlar. Nizamiye kapısında, teli kes, İngilizler buradadır.
Tekrar Mustafa Hamdi Efendi bizi buldu.
Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey: Paşa Hazretleri, Harbiye Telgrafhanesini de İngiliz deniz askeri işgal edip teli kestiği gibi bir taraftan Tophaneyi işgal ediyorlar. Bir taraftan zırhlılardan asker çıkarıyorlar. Durum tehlikeli bir hal alıyor. Efendim, sabahki çarpışmada 6 şehit, 15 yaralımız vardır. Paşa Hazretleri, yüksek emirlerinizi beklemekteyim.
Sabahki, bizim asker uykuda iken, İngiliz deniz askerleri karakola gelip işgal etmekte iken, askerimiz uykudan şaşkın kalkınca çarpışmaya başlanıyor. Sonunda bizden 6 şehit, 15 yaralı olup bunun üzerine zaten büyük kötülüklerini tasarlamış ki, hemen zırhlıları rıhtıma yanaştırıp Beyoğlu yönünü ve Tophane'yi işgal edip bir taraftan Harbiye Nezaretini işgal etmişler, hatta şimdi ne Tophane ve ne de Harbiye Telgrafhanesini bulmak mümkün oluyor.
Şimdi de haber almış olduğuma göre, Derince'ye kadar yayılıyormuş efendim.
İşte Beyoğlu Telgrafhanesi de yok. Orasını da işgal ettiler galiba. Allah korusun, burasını işgal etmesinler. İşte Beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. Kovmuşlar.
Bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. Şimdi haber aldım efendim.
Mustafa Kemal: Ankara'daki görevlimiz Hayati Bey Merhum, benim, ilk haber telgrafı üzerine yaptığım işarete uygun olarak verilen bilgiyi özetlemiş, Rumeli ve Anadolu'daki bütün komutanların adreslerine çektiriyordu. Bir an önce İstanbul üzerinden Edirne'ye çektirilmesini söylemiştim.
Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey: Yüksek emirleriniz yerine getiriliyor. Edirne'ye yazıyorum ve hep merkezleri hazır ettirdik.
Mustafa Kemal: Hamdi Efendi, Mebuslar için bir haber aldınız mı? Mebusan Milletvekilleri Telgrafhanesi cevap veriyor mu?
Telgrafçı Manastırlı Hamdi Bey: Evet veriyor. 14'ncü Kolordu Komutanı hazır. Paşa istiyordu verelim mi?
Mustafa Kemal: Efendiler, bundan sonra artık Hamdi Efendinin sözünü işitemedik. İstanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğuna hükmettik.
Manastırlı Hamdi Efendi, bu onurlu ve cesur Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı, İstanbul felaketinden kim bilir haber almak için ne kadar bekleyişler içinde kalacaktık? İstanbul'da bulunan Bakan, Milletvekili, Komutan teşkilatımız mensupları içinden bir kişi çıkıp vaktiyle bize haber vermeyi düşünmemiş olduğu anlaşılıyor. Bir ucu Ankara'da bulunan telin İstanbul'da bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkın bir hale gelmiş olduklarına bilmem ki, hükmetmek uygun olur mu?
Telgraf memuru Hamdi Efendi bundan sonra Ankara'ya gelerek Karargahımız telgraf memurluğunu yapmıştır. Kendisine borçlu olduğum teşekkürü burada açıkca söylemeyi ulusal görevlerimden sayarım.
VAHDETTİN (16 Mart 1920, Şahbaba Murat Bardakçı):
Savaş çok çetindi, acılar içindeki İstanbul'un göbeğinde süngülerini çatmış ordulara ve zaferin şımarttığı galiplere direnmek gerekiyordu.
Fransızlarla İngilizler arasındaki mücadele nihayet İngilizlerin üstünlüğüyle neticelendi. İstanbul artık İngiliz generalinin kumandası altındaydı ve Salih Paşa Kabinesi ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki iyi ilişkilerden rahatsız olan kumandan Meclis-i Mebusan'ı kuşattı, bazı liderleri tutukladı ve korkunç şartlar altında Malta'ya sürgüne gönderdi.
Başkentin işgali ve tatbik edilen baskılar bütün Türklerin yüreğinde derin yaralar açtı. Onca acıdan yorgun düşen halk, ümitsizliğe sürükleniyordu.
Mürefteli Nazmi BALKANOĞLU (Trakya ve Paşaeli Merkez Heyeti üyelerinden 6 Nisan 1920 günü, General Fr. D'Esperey'in Karaağaç'tan geçişindeki olayları şöyle anlatmaktadır) :
General Fr. D'Esperey, Paris'e gitmek üzere Edirne-Karaağaç istasyonundan geçerken, benim de üyesi olduğum Trakya Cemiyeti Merkez Heyetini vagonunda kabul etti.
General Fr. D'Esperey: Trakya'nın Yunanlılar tarafından işgali kararlaşmıştır. Siz, bu işgale mukavemet edemezsiniz. Çünkü, yeteri kadar askeriniz, silahınız yoktur. Bu işgalin durdurulmasının çaresi vardır. O da, Cemiyet Heyetiniz, Fransız mandasını istediğine dair bir karar tutanağını düzenleyerek bana verirse, Fransa Konferansta, Trakyalıları savunup, Yunan işgalinin önüne geçilebilir.
23 Nisan 1920 Öncesi
Kurtuluş hareketine karşı İstanbul'dan İngilizler ve Damat Ferit hükümeti tarafından kışkırtılıp desteklenen isyan en şiddetli devresini yaşıyor. Merkezler Düzce ve Bolu olan isyancılar, Nallıhan'ı abluka altına almak istiyor, askeri birlik ise direniyor. İsyancılar, telgraf hatlarını keserek kasabanın dışarı ile bağlantısını kestiler. "Biz Padişah'ı isteriz" diyen başka bir isyancı grubu, Safranbolu'da dükkanları kapattırdı ve telgraf tellerini kesti. Hendek'teki isyancılar da Adapazarı'ndan kendilerine öğüt vermek için gelen kuruldan Sait ve Kazım Beyleri öldürdüler. 200 kadar isyancı da Gerede'yi işgal etti
Anadolu'ya silah kaçırmak ve düşman hakkında haber toplamak amacıyla İstanbul'da gizli Müdafaa-i Milliye grupları kuruldu
Türkiye'nin bağımsızlığını sağlamak için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulduğu bugün, Türkiye topraklarında 200.000 kişilik bir istila ordusu bulunuyor. Bunlardan 38.000'i İngiliz, 59.000'i Fransız, 17.900'ü İtalyan, 90.000'i Yunan... Türk ordusu bu sayıya, ancak iki yılı aşkın bir süre sonra Ağustos 1922'de ulaşabilecek, fakat o tarihte yalnız Yunan ordusunun Batı Anadolu'daki mevcudu 200.000'i bulmuş olacaktır.
Mustafa KEMAL (Heyet-i Temsiliye adına, Ankara, 21 Nisan 1920):
Telgraf: çok acil
Ankara'ya acele yazı gönderilmesi
Kolordulara (14. Kolordu Komutan Vekilliğine), 61. Tümen Komutanlığına, Refet Beyefendi'ye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez Heyetlerine, Belediye Başkanlıklarına;
1. Tanrının lütfuyla Nisan'ın 23. Cuma günü, Cuma namazından sonra, Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2. Vatanın istiklali, yüce Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi'nin açılış gününü Cuma'ya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Cami-i Şerifinde Cuma namazı kılınarak Kuran'ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır.
3. Bu dini ve vatani tören yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilayetlerinin her tarafında, hükümet konağına gelinerek Meclis'in açılmasından dolayı resmi tebrikler yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.
4. Yüce Tanrıdan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Mustafa KEMAL (Heyet-i Temsiliye adına, Ankara, 22 Nisan 1920):
Telgraf - Dakika geciktirilmeyecektir.
Bütün Valiliklerle, Müstakil Sancaklara, Kolordulara, Nazilli'de Albay Refet Bey'e, Bursa'da 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretlerine, Bursa'da 56. Tümen Komutanı Albay Bekir Sami Bey'e, Balıkesir'de 61. Tümen Komutanı Albay Kazı Beyefendi'ye;
Tanrının lütfuyla Nisan'ın 23. Cuma günü, Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askeri ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek merciinin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur.
Mustafa KEMAL (23 Nisan 1920):
Millet işlerinde yasallık, ancak ulusal kararlara, ulusun eğilimlerine dayanmakla elde edilir. Türk ulusu tutsaklık ve zilleti kabul etmez, ulus tehlikeyi açıkça görünce en doğru kararı verecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi nazariye değil, bir gerçektir. Önce meclis, sonra ordu. Ulusun azim ve kararı yüz binlerce insan ve milyonlarca para demek olan orduyu yaratacaktır.
Sinop Mebusu Şerif BEY (TBMM'nin açılış konuşması, 23 Nisan 1920, K. Savaşı Günlüğü 3, Z.Sarıhan):
İstanbul işgal edildi ve Halifelik makamı ile hükümetin bağımsızlığı alındı. Buna boyun eğmek, yabancı esirliğini kabul etmek demektir. Tam bir bağımsızlık ile yaşamak azminde olan, ezeli olarak hür ve bağımsız milletimiz, esirliği şiddetle reddederek bu meclisi meydana getirmiştir.
Bu Büyük Meclis'in ikinci başkanı sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin içeride ve dışarıda tam bağımsızlık içinde geleceğini doğrudan doğruya eline aldığını ve yönetmeye başladığını bütün cihana ilan ederek Büyük Millet Meclisini açıyorum.
23 Nisan 1920:
Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Meclis'in açılısı dolayısı ile Ankara'da ve yurdun diğer yerlerinde dini ve resmi törenler yapıldı, kurbanlar kesildi. Bugünkü açılış toplantısına 115 mebus yerleştirildi.
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU ( Ergenekon, 23.04.1920):
Bir dirilişimiz var. Bir diriliş ki yalnız hızıyla akla şaşkınlık veriyor. Beş yüzyıl önce Türk devleti, orada kaderin yaman bir darbesiyle dağıtılmıştı; bu kentin adını uğursuz bir hatıra gibi anardık. Beş yüzyıl sonra yine kaderin yaman bir darbesiyle dağılan Türk Devleti Ankara'da dirildi. Artık bu şehrin adını Söğüt'ü andığımız gibi seve seve anacağız.
Hakimiyeti Milliye Gazetesi(24. Sayısı, 23 Nisan 1920) :
Tarihi bir olay: Türkiye Büyük Millet Meclisi. ile milletimiz en büyük tehlikelerden kurtulmaya doğru yeni ve tarihi bir aşamaya girmiş bulunuyor.
Konya Öğüt Gazetesi (23 Nisan 1920):
Büyük gün!... Milletin kudretli varlığını ispat eden Büyük Millet Meclisi bugün açılıyor.
Mustafa KEMAL (TBMM ilk gizli oturumu, 24 Nisan 1920 ) :
Suriye, Irak, Azerbaycan, Gürcistan ve Bolşeviklerle irtibat halindeyiz. İç güçlere dayanmak şartıyla gelecek dış yardımları kabul edeceğiz. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar düşmanımızdır.
24 Nisan 1920:
Mustafa Kemal, TBMM Başkanlığı'na seçildi. Erzurum Mebusu Celalettin Arif Bey, ikinci başkanlığa, Konya Mevlevi Çelebisi Abdülhalim Efendi de başkan vekilliğine seçildi. Diğer başkan vekilliğine ise 25 Nisan 1020'de Cemalettin Efendi seçildi. Celalettin Arif Bey bu görevinden, 10 Ocak 1921 Anayasası'na muhalefet ettiği için 24 Ocak 1921'de istifa etmiştir.
Batı Anadolu'daki isyanların yayılması üzerine kaygıya kapılan Mustafa Kemal, Bursa'da bulunan 20. Kolordu ve Batı Anadolu Kuvay-ı Milliye Komutanı Ali Fuat Paşa'yı, getirebileceği kuvvetlerle Ankara'ya istedi. İstanbul'a gelmiş olan Ahmet Anzavur, Damat Ferit'i Baltalimanı'ndaki köşkünde ziyaret edip talimat aldıktan sonra İstanbul'dan ayrıldı. Mustafa Kemal kuvvetlerinin zor yoluyla toplandığını söyleyen
Anzavur: "Padişahın, hükümetinin, vatanımın uğruna hayatını adadım, Mustafa Kemal ile avanesini tepeleyeceğim."
CACKIN (Fransız parlamentosunda sol kanat milletvekili,24 Nisan 1920) :
Fransız halkının ezici çoğunluğu Türkiye'de girişilen bu maceraya karşıdır.
25 Nisan 1920:
TBMM'de İzmir cephesinde Düşmanla çarpışanlara, bütün kumandan ve erlere, Maraş ve Urfa halkına teşekkür edilmesi kararlaştırıldı.
Açıksöz Gazetesi:
Tarih, Türk Milletinin esaretini kaydetmiyor. Milletimiz bu medeniyet asrında kendi iradesine hakim olmaktan vazgeçemezdi. Güneş gibi açık bir gerçek var ki Anadolu ve İstanbul halkı tek vücut olarak yaralı vatanın başucunda toplanmış, Milli Meclis'in emrini beklemektedir.
26 Nisan 1920:
İtalya'nın San Remo Şehrinde 18 Nisan'da açılan konferans kapandı. Müttefikler Türkiye'yi aralarında paylaştıkları anlaşmayı imzaladılar.
Mustafa KEMAL(Amerikan Chicago Tribün gazetesi muhabirine demeci Ankara, 26 Nisan 1920) :
Dışardan yardım alamasak da emperyalistlerin kölelik şartlarını kabul etmeyeceğiz. Bu bir halk hareketidir, bütün İslam Dünyası'nın yardımına da dayanıyoruz. Sultan İngilizlerin esiridir, Britanya ise bizim düşmanlarımızdır.
Ziya GÖKALP (Eşine mektubu, Malta, 26 Nisan 1920) :
Gündüze razı olan geceye tahammül etmeli, yazı özleyen, kışa dayanmalı, bazen fenalık arttıkça iyiliğin yaklaştığını bildirir.
T.B.M. Meclisi Başkanlık Divanı'nın Padişaha Telgrafı (27 Nisan 1920) :
Tahtınız etrafında her zamankinden daha sıkı bir bağla bağlanmış bulunuyoruz. İstanbul'da düşman askerleri bulundukça, öz vatanın toprakları üzerinde düşman ayakları çekilmedikçe savaşmaya devam edeceğiz. İslam alemi, zulüm ve ihanet boyunduruğunu atmak için ayaklanıyor. Milletimiz, kurtuluşunu düşmanın merhametinden bekler mi?
İkdam ve Alemdar Gazeteleri (28 Nisan 1920 ):
Adapazarı, Bolu, Sapanca, Gerede ve Düzce'den bazı "Halk heyetleri" daha Padişah'a çıkarak milli kuvvetlerden şikayette bulundular ve Padişah'a bağlılıklarını bildirdiler. Padişah ziyaretçilere rütbe ve nişanlar dağıttı.
L'Action Gazetesi (Fransa'nın 11 Nisan'da Urfa'yı boşaltması üzerine,28 Nisan 1920 ):
Küçük Asya'nın göbeğinde bir Fransız garnizonunun işi neydi? Fransa'nın çıkarı, Türk halkıyla barışı gerektirir.
Mustafa Kemal PAŞA (Büyük Millet Meclisi 1 Mayıs 1920 günlü açıklaması) :
Efendiler, sorunun bir daha tekrarlanmaması ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim: Burada bulunan ve Yüce Meclisi oluşturan kişiler yalnız Türk değildir., yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir. Fakat hepsinden oluşmuş anasır-ı İslamiyedir, samimi bir toplamdır. Dolayısıyla, bu yüce topluluğun temsil ettiği, hukukun, hayatını, şeref ve şanını kurtarmak için azmettiğimiz emeller, yalnız bir unsur-u İslama münhasır değildir. Anasır-ı İslamiyeden oluşmuş bir kütleye aittir. Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan, sınır sorunu tayin ve tespit edilirken, milli sınırımız budur dedik! Oysa Kerkük kuzeyinde Kürt olduğu gibi Türk de vardır. Biz onları belirtmedik. Bu yüzden; güvenliği ve savunmasıyla sorumlu olduğumuz millet elbette bir unsurdan oluşmamıştır. Çeşitli anasır-ı İslamiyeden olmuştur. Bu toplamı oluşturan her bir unsuru İslam, bizim kardeşimiz ve çıkarları tamamıyla ortak olan vatandaşımızdır ve yine kabul ettiğimiz maddelerin ilk satırlarında bu çeşitli anasır-ı İslamiye ki: Vatandaştırlar, birbirlerine ve birbirlerinin her türlü gelenek, görenek ve hukukuna karşı saygılı davranmak zorundadırlar. Coğrafi hukukuna daima uyduğumuzu tekrar ettik ve hepimiz bunu içtenlikle kabul etti. Dolayısıyla çıkarlarımız ortaktır. Kurtulmasına kesin karar verdiğimiz birlik yalnız Türk, yalnız Çerkez değil hepsinden oluşmuş bir unsur-u İslamdır. Bunun böyle kabulünü ve yanlış anlamalara meydan verilmemesini rica ediyorum.
Mustafa KEMAL- Ahmet İzzet PAŞA (Mareşal A. İzzet Paşa, Metin Ayışığı):
Mustafa KEMAL: İstanbul Hükümeti'ni biz tanımıyoruz. Aramızdaki bu görüşme kişiseldir. Barış zamanı gelmişse, gerçek ilgililerin Ankara Hükümeti'ni arayıp bulacaklarında hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Ahmet İzzet PAŞA: Biz konuları Padişahımız adına görüşmekte idik. Anadolu'da Padişah adına bir kırgınlık bulunmaktaysa da bugün gösterilmekte olan çaba, o yüce makamın kurtarılması amacına dayanmaktadır.
Mustafa Kemal (Hiddetle): Avrupalılar isterlerse bütün ordularını getirsinler. Biz de Ararat dağlarına, gerekirse Turan'a kadar çekilip memleketi savunuruz.
Ahmet İzzet PAŞA: Kuva-yı Milliye'nin hareket tarzını ve siyasetini haklı buluyoruz. Ankara'nın izlediği yolda yürümeye devam edebilir zaten biz Anadolu ile hemfikiriz.
Mustafa Kemal: Mademki bizimle hemfikirsiniz ve mademki İstanbul'da bir iş görmeniz mümkün değildir; o halde burada kalınız, müzakerenin devamına Ankara'da devam edebiliriz, misafirimizsiniz.
Böylece beklemekte bulunan trenle hareket edildi ve 6 Aralık 1920'de, zoraki misafirlerle birlikte Ankara'ya gelindi. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu Ajansı'na verdiği resmi demeçte, zulüm gördükleri için Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile görüşmelerde bulunmak bahanesiyle İstanbul'dan çıkan ve İngilizlerce göz hapsinde tutulan vatansever aydınlardan İzzet Paşa ile beş arkadaşının, memleketin hayır ve selameti için daha faydalı ve etkili bir şekilde çalışmak üzere Anadolu'ya katılmış olduklarını ilan etti.
Mustafa KEMAL (Ankara, Mayıs 1920):
Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek uğraşma ve kavga demektir. Hayatta başarı kazanmak, mutlaka mücadelede başarı kazanmaya bağlıdır. Bu da maddi ve manevi güç ve kudrete dayanır bir husustur.
Doğulu kavimlerin Batılı kavimlere saldırı ve hücumu tarihin belli başlı bir aşamasıdır. Doğu milletleri arasında, Türklerin başta geldiği ve en güçlüsü olduğu bilinmektedir. Gerçekten de Türkler, İslamlıktan önce ve sonra Avrupa içerisine girmişler, saldırılar, istilalar yapmışlardır. Batıya saldıran ve İspanya'yı zaptederek Fransa sınırlarına kadar uzanan Araplar da vardır. Fakat Efendiler, her saldırıya, daima bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı ihtimalini düşünmeden ve ona karşı güvenilir bir önlem bulmadan saldırıya geçenlerin sonu, yenilmek, bozguna uğramak ve yok olmaktır.
Batının Araplara karşı yaptığı karşı saldırı, Endülüs'te acı ve ibret alınmaya değer bir tarihi felaketle başladı. Fakat orada bitmedi. Kovalama Kuzey Afrika'ya kadar sürüp gitti.
Attila'nın Fransa ve Batı- Roma topraklarına kadar yayılmış olan imparatorluğunu hatırladıktan sonra, bakışlarımızı, Selçuklu Devleti'nin, İstanbul'da Doğu Roma İmparatorluğu'nun taç ve tahtına sahip olduğu devirlere çevirelim. Osmanlı hükümdarları arasında Almanya'yı, Batı Roma'yı zaptederek çok büyük bir imparatorluk kurma girişiminde bulunmuş olanı vardı. Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslam dünyasını bir merkeze bağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye ve Mısır'ı zaptetti. "Halife" unvanını takındı. Diğer bir sultan da hem Avrupa'yı zaptetmek, hem de İslam dünyasını hüküm ve idaresi altına almak amacını güttü. Batının sürekli karşı saldırısı, İslam dünyasının hoşnutsuzluk ve isyanı ve bu şekilde bütün dünyayı ele geçirme tasavvur ve emellerinin aynı sınırlar içine aldığı çeşitli unsurların uyuşmazlıkları, sonunda, benzerleri gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nu da tarihin sinesine gömdü.
Efendiler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel, devletin iç teşkilatıdır. Dış siyasetin iç teşkilatla uyumlu olması gerekir. Batıda ve Doğuda, başka başka karaktere, kültüre ve ülküye sahip birbirinden farklı unsurları tek sınır içinde toplayan devletin iç teşkilatı, elbette temelsiz ve çürük olur. O halde, dış siyaseti de köklü ve sağlam olamaz. Böyle bir devletin iç teşkilatı özellikle milli olmaktan uzak olduğu gibi, siyasi ilkesi de milli olamaz. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin siyaseti milli değil, belirsiz, bulanık ve kararsızdı.
Panislamizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilmemektedir. Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek bir dünya devleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilacı olmak hevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü şahsi duygu ve bağlılıklarını unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek, insancı bir devlet kurma teorisinin de kendine göre şartları vardır.
Bizim kendisinde açıklık ve uygulama imkanı gördüğümüz siyasi ilke, mili siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların hafızasında ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir .
Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle milli bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilatımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Milli sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak... Genellikle milleti uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamak... Medeni dünyadan, medeni, insani ve karşılıklı dostluk beklemektir.
(Açıklama: Önemli kaynaklardan yararlanılarak yazılan bu belgesel senaryonun her hakkı koruma altındadır. 'Ömer Faruk Mencik Yılmaz Milliyet Gazetesi Blog yayın alanı' olarak kaynak gösterilerek bazı bölümler ya da bir bütün olarak sadece sanal ortamda yayınlanabilir.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder