Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
http://blog.milliyet.com.tr/omerfarukmencik10 Nisan '13
- Kategori
- Güncel
- Okunma Sayısı
- 184
Siyasetin cılkı çıktı mı çıkmadı mı?

Birileri neden her alanda toplumu germek istiyor anlamak mümkün mü?
12 Eylül Darbesinin hıncını almak için neden bu kadar yaygın bir kindarlık sergileniiyor?
12 Eylülün suçu toplum mudur yoksa o dönemin nice açmazlarının da birer göstergesi olan kardeş kanı dökmesine yol açan iç kargaşayı önleyemeyen ve Cumhurbaşkanı Seçimini gerçekleştiremeyen siyasetçiler midir?
Ayrıca uluslararası silahlı terör saldırıları için başından beri 'artık bıçak kemiğe dayanmıştır' diyen iktidarlar; terörün kaynaklarını durdurmak yerine kan dökülmesini tırmandırmadılar mı?
Son aşamada bu uğurda AKP İktidarınca girişilen Açılım ile Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi iyi uygulandı ya da uygulanmadı bu ayrı konu. Ancak terör örgütünün ülke içindeki uzantılarının silahlarını bırakarak sınır dışına çekilmelerini içeren ve 'Barış Süreci' adı verilen durum çerçevesinde terör örgütünün pek çok tekliflerinin de tartışılmaya başladığı bu süreçte bazı köklü değişikliklere gidilebileceği gibi 'gizli bir uzlaşı' algısı yaygınlaşmaya başlamıştır.
İşte bu kapsamda başta Anayasa Hazırlama Komisyonunda sonra ise Balıkesir Valiliğindeki TC nitelemesinin çıkartılmasının peşinden TC Sağlık Bakanlığı ile TC Ziraat Bankası'nın resmi adlarındaki TC kısaltılmasının kaldırılmaya başlanması toplumda neden ve niçin gibi kaygıların doğmasına yol açmıştır.
Oysa bir devletin resmi adının özellikle resmi makamların levhalarından silinmesi hangi ülkede olursa olsun iktidarların uygulamalarının yanlış olduğunun bir göstergesi değil midir? Yasalarında bu tür adlandırmalar bulunan devletler onların kısaltmalarını da kaldıramaz. Kurumların resmi adı ne ise o yazılır, bu kadar basit. Bu durum kişi adları için de böyledir. Kısaca ‘Teo’ diye seslendiğimiz arkadaşımıza bir mektup yazarken ya da onunla resmi bir iş yapılırken kesinlikle onun Teoman adını yazmak zorundayız. Toplumda konuşurken ya da özel yazışmalarda elbette kısaca Elçilik, Alman Elçiliği, Türk Elçiliği, Amerika Büyükelçiliği, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Adana Belediyesi diyoruz.
Bu yazının solunda bulunan TC Sağlık Bakanlığı Bayındır Devlet Hastanesi tabelası kimi rahatsız etmiştir de dün kısaca Bayındır Devlet Hastanesi yazılmıştır? Kaldı ki olması gereken değişikliklerden biri de 'hastane' yerine kelimenin aslı olan 'hastahane' yazılması gerekmez mi? Bence bu tür ad değişikliğinin içerisinde bazı gizli siyasi mülahazalar yanında, söz konusu on binlerce tabela değişikliği yolu ile ticarete katkıda bulunulmak isteniyor olunabilir de. Gerçekte Sağlık Ocağı adlandırması tutmuşken eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ döneminde bütün Sağlık Ocakları birden bire Aile Hekimliği Merkezi'ne dönüştürülmemiş miydi? Anlaşılan AK Partinin Sağlık Bakanlarında 'ad değişikliği' konuusunda değişiklik yapmak gibi bir tavır alış tutumu vardır. Umarım bu tutum yeni doğan çocukların adlandırımalarındaki değişikliğiklere kadar gitmez! Oysa Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı gibi uzun uzun konuşmaya ve yazmaya hiç de gerek yok. Buna ben de gülerim karşımdaki kişiler de güler.
İşte yukarıda değindiğim alanlardaki değişiklik yapma çıkışları toplumda belirgin bir tepki oluşturduğundan özellikle sanal ortamdaki etkileşimlerde dokuz milyon kadar kişi adının başına; makul bir değişiklik açıklaması da yapılmadığı için inadına T C kısaltmasını yazmaya başlamıştır. Kişiler de doğal olarak bu tür gelişmelere tepki koyarlar. Adlarının başına yasal TC kısaltmasını eklerler ve bu konuda çok değişik yorumlamalarda da bulunabilirler. Ben şu ana kadar adımın başın T C kısaltması eklememiş olsam bile gönlüm bu değişimlerin AKP İktidarına hiç bir fayda getirmeyeceği yönündedir.
Kaldı ki bu tür kısaltmalar bütün uygar ülkelerde vardır. Olmalıdır da. Peki siz hiç ABD Büyükelçiliğinin başındaki 'United States of America' ya da kısaltılmışı olan USA nitelemesini kaldırtabilir ve sadece 'Embassy' kalsın diyebilir misiniz? Ayrıca Amerikalılar şu ya da bu nedenle böyle bir işe kalkışamayacak kadar akılsız mıdır, diye sormadan da geçmek istemem. Sanırım birileri ya boya tasarrufu ya birilerine şirin görünmek ya da içindeki TÜRKİYE CUMHURİYETİ karşıtlığını tatmin etmek için böyle bir girişimde bulunmak istemektedir.
Oysa yapılan iş yürürlükteki yasalardaki ifadelere de toplumun algısındaki oluşumlara da terstir. Bu yüzden resmi makamların yasalara uygun davranmaları kadar güzel bir yol yoktur diye düşünüyorum. Sanırım konuya duyarlı bir kaç kişinin yargıya başvurması durumunda ilgili makamlar soruşturmaya tabi tutulacaklardır.
Gelinen bu aşamada ‘siyasetin cılkı çıkmıştır’ demekten başka ne yapılabilir bilemem. Öyle ki bu tür zorlamalar karşısında herkes siyasetçi kesilmeye başlamış ve 1970’lerdeki gibi çatışmacı eğilimlerin de önü açılmış olmuyor mu?
İşte bu konuda pek çok kişi gibi eli kalem tutan ya da bilgisayarında düşüncelerini yazan pek çok kişi gibi genç bir serbest gazeteci olan Sebahat Bağbars da bir yorumlamada bulunmuş dün.
Buyurun birlikte okuyalım.
http://blog.milliyet.com.tr/adimin-basina-neden-tc-ibaresi-koymadim-/Blog/?BlogNo=410922
Okuyucu yorumları:
Ömer Bey, hepimizin hassas olduğu bir konuya dikkat çekmişsiniz. Elinize ve emeğinize sağlık. Selam ve saygılarımla...
Dr Atanur Yıldız 15.04.2013 8:01
Refik Başdere 12.04.2013 3:47
Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 10.04.2013 23:53
Refik Başdere 10.04.2013 15:08
T.C. Balıkesir Valiliği'ndeki tabela değişikliği (Alıntıdır)
12 Eylül Darbesinin hıncını almak için neden bu kadar yaygın bir kindarlık sergileniiyor?
12 Eylülün suçu toplum mudur yoksa o dönemin nice açmazlarının da birer göstergesi olan kardeş kanı dökmesine yol açan iç kargaşayı önleyemeyen ve Cumhurbaşkanı Seçimini gerçekleştiremeyen siyasetçiler midir?
Ayrıca uluslararası silahlı terör saldırıları için başından beri 'artık bıçak kemiğe dayanmıştır' diyen iktidarlar; terörün kaynaklarını durdurmak yerine kan dökülmesini tırmandırmadılar mı?
Son aşamada bu uğurda AKP İktidarınca girişilen Açılım ile Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi iyi uygulandı ya da uygulanmadı bu ayrı konu. Ancak terör örgütünün ülke içindeki uzantılarının silahlarını bırakarak sınır dışına çekilmelerini içeren ve 'Barış Süreci' adı verilen durum çerçevesinde terör örgütünün pek çok tekliflerinin de tartışılmaya başladığı bu süreçte bazı köklü değişikliklere gidilebileceği gibi 'gizli bir uzlaşı' algısı yaygınlaşmaya başlamıştır.
İşte bu kapsamda başta Anayasa Hazırlama Komisyonunda sonra ise Balıkesir Valiliğindeki TC nitelemesinin çıkartılmasının peşinden TC Sağlık Bakanlığı ile TC Ziraat Bankası'nın resmi adlarındaki TC kısaltılmasının kaldırılmaya başlanması toplumda neden ve niçin gibi kaygıların doğmasına yol açmıştır.
Oysa bir devletin resmi adının özellikle resmi makamların levhalarından silinmesi hangi ülkede olursa olsun iktidarların uygulamalarının yanlış olduğunun bir göstergesi değil midir? Yasalarında bu tür adlandırmalar bulunan devletler onların kısaltmalarını da kaldıramaz. Kurumların resmi adı ne ise o yazılır, bu kadar basit. Bu durum kişi adları için de böyledir. Kısaca ‘Teo’ diye seslendiğimiz arkadaşımıza bir mektup yazarken ya da onunla resmi bir iş yapılırken kesinlikle onun Teoman adını yazmak zorundayız. Toplumda konuşurken ya da özel yazışmalarda elbette kısaca Elçilik, Alman Elçiliği, Türk Elçiliği, Amerika Büyükelçiliği, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Adana Belediyesi diyoruz.
Bu yazının solunda bulunan TC Sağlık Bakanlığı Bayındır Devlet Hastanesi tabelası kimi rahatsız etmiştir de dün kısaca Bayındır Devlet Hastanesi yazılmıştır? Kaldı ki olması gereken değişikliklerden biri de 'hastane' yerine kelimenin aslı olan 'hastahane' yazılması gerekmez mi? Bence bu tür ad değişikliğinin içerisinde bazı gizli siyasi mülahazalar yanında, söz konusu on binlerce tabela değişikliği yolu ile ticarete katkıda bulunulmak isteniyor olunabilir de. Gerçekte Sağlık Ocağı adlandırması tutmuşken eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ döneminde bütün Sağlık Ocakları birden bire Aile Hekimliği Merkezi'ne dönüştürülmemiş miydi? Anlaşılan AK Partinin Sağlık Bakanlarında 'ad değişikliği' konuusunda değişiklik yapmak gibi bir tavır alış tutumu vardır. Umarım bu tutum yeni doğan çocukların adlandırımalarındaki değişikliğiklere kadar gitmez! Oysa Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı gibi uzun uzun konuşmaya ve yazmaya hiç de gerek yok. Buna ben de gülerim karşımdaki kişiler de güler.
İşte yukarıda değindiğim alanlardaki değişiklik yapma çıkışları toplumda belirgin bir tepki oluşturduğundan özellikle sanal ortamdaki etkileşimlerde dokuz milyon kadar kişi adının başına; makul bir değişiklik açıklaması da yapılmadığı için inadına T C kısaltmasını yazmaya başlamıştır. Kişiler de doğal olarak bu tür gelişmelere tepki koyarlar. Adlarının başına yasal TC kısaltmasını eklerler ve bu konuda çok değişik yorumlamalarda da bulunabilirler. Ben şu ana kadar adımın başın T C kısaltması eklememiş olsam bile gönlüm bu değişimlerin AKP İktidarına hiç bir fayda getirmeyeceği yönündedir.
Kaldı ki bu tür kısaltmalar bütün uygar ülkelerde vardır. Olmalıdır da. Peki siz hiç ABD Büyükelçiliğinin başındaki 'United States of America' ya da kısaltılmışı olan USA nitelemesini kaldırtabilir ve sadece 'Embassy' kalsın diyebilir misiniz? Ayrıca Amerikalılar şu ya da bu nedenle böyle bir işe kalkışamayacak kadar akılsız mıdır, diye sormadan da geçmek istemem. Sanırım birileri ya boya tasarrufu ya birilerine şirin görünmek ya da içindeki TÜRKİYE CUMHURİYETİ karşıtlığını tatmin etmek için böyle bir girişimde bulunmak istemektedir.
Oysa yapılan iş yürürlükteki yasalardaki ifadelere de toplumun algısındaki oluşumlara da terstir. Bu yüzden resmi makamların yasalara uygun davranmaları kadar güzel bir yol yoktur diye düşünüyorum. Sanırım konuya duyarlı bir kaç kişinin yargıya başvurması durumunda ilgili makamlar soruşturmaya tabi tutulacaklardır.
Gelinen bu aşamada ‘siyasetin cılkı çıkmıştır’ demekten başka ne yapılabilir bilemem. Öyle ki bu tür zorlamalar karşısında herkes siyasetçi kesilmeye başlamış ve 1970’lerdeki gibi çatışmacı eğilimlerin de önü açılmış olmuyor mu?
İşte bu konuda pek çok kişi gibi eli kalem tutan ya da bilgisayarında düşüncelerini yazan pek çok kişi gibi genç bir serbest gazeteci olan Sebahat Bağbars da bir yorumlamada bulunmuş dün.
Buyurun birlikte okuyalım.
http://blog.milliyet.com.tr/adimin-basina-neden-tc-ibaresi-koymadim-/Blog/?BlogNo=410922
Okuyucu yorumları:
Ömer Bey, hepimizin hassas olduğu bir konuya dikkat çekmişsiniz. Elinize ve emeğinize sağlık. Selam ve saygılarımla...
Dr Atanur Yıldız 15.04.2013 8:01
- Cevap :
- Sevgili Doktorum ilginiz için teşekkürlerimi sunarım. Sağlığımızı ilgilendiren konulardaki güzel yazıllarınızı okuyorum. Var olunuz... 15.04.2013 14:34
Saygıdeğer Ömer Faruk bey,yorumuma yanıtınızı okudum. Yanıt yazmadan onay verdim. Ancak bir kez daha aynı cevabınıza dönemedim. Ben de sizi tanımaktan mutluluk duydum. Almanya'nın havasını birlikte solumuş olmamız nedeniyle, muhakkak ki, ortak tespitlerimiz ve oradaki yaşamın ortak izleri vardır.Bilvesile, selam, saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. Eşimin rahatsızlığı sürecinde bu sıralarda pek yazamıyorum. Görüşmek dileğiyle.Refik BAŞDERE
Refik Başdere 12.04.2013 3:47
- Cevap :
- Refik Bey ilginiz için teşekkürlerimi sunarım. Eşinize de size de sağlık esenlik dolu günler dilerim. Ancak az önce gördüğüme göre bana yollamış olduğunuz ilk yorumunuz dün yayınlanmış iken şu an yerinde yok! Bu yüzden sizin yorumunuzu eğer yayın yönetmenimiz izin verir ise kendi adıma ancak sizin adınızı da belirterek yayınlanması için yollayacağım. Yine yazışalım. En içten saygılarıml... 12.04.2013 15:50
BAK sen neler de biliyormuş! Sanal ortamdaki T.C. Değiştirilmesi dayatmasına karşı Tepki Eylemi bir istifa ile ssonuçlanmış Anlaşılan o ki sonucun böyle olabileceği hiç de tahmin edilememiş.Devlet ciddiyeti ile hukuk bilgisi olmayınca kimileri 'ben yaptım oldu' diyerek yoluna devam ettiğini sanır.Az önce sanal ortama düşen Hürriyet(DHA) kaynaklı bir habere göre'Türkiye HalkSağlığıKurumu BaşkanıDr.Mustafa Aksoy görevinden ayrıldı.Aksoy, görevden alınmasının T.C tartışmalarıyla ilgisi olduğu iddialarına, “Mesleğime dönmek için ayrıldım. Ama sayın bakan bununla ilişkilendirmek isterse de kendi tasarrufudur” demiş.Eski yetkiliye göre: 'Bu ülke Türkiye Cumhuriyeti, bakan Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanı, bakanlık da Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanlığı. Logosunda ay yıldızlı Türk bayrağı var. Buna baktığımızda yüreğimiz kabarıyor, şahlanıyoruz. Kimse bunu farklı yorumlamasın. Amblemde bulunmaması saygısızlık olarak yorumlanamaz'mış. Neyi nasıl yorumlayacağımızı sana mı danışacağız Doktor bey!
Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 10.04.2013 23:53
TÜRKİYE CUMHURİYETİ Sağlık Bakanlığı'nda bir şeyler oluyor! Anlaşılan Bakan Dr.Müezzinoğlu'na teklif getiren ya da Bakanının TC yazılarını yerli yerine geri koyunuz emri karşısında HSK Başkanı istifa etmiş.Böylece yanlıştan dönülmesi sağlanmış olsa da dayatılan TC DEĞİŞTİRME sorunun müsebbibi de anlaşılmış oldu sonunda.İlgili kişi son bir kararla 'bu ülkede yaşanılmaz,hiç bir değişiklike kabul görmüyor' diyerek Bulgaristan'a mı gidecek dersiniz?Çünkü Bulgarlar bu konuda çok engin bir tecrübeye sahiptir.Umarım o gibi yerlere giderek çok daha donanımlı olarak geri gelmez.En iyisi emekli olarak gitsin orada yaşamaya çalışşsın.Bakalım İSİM DEĞİŞİKLİĞİ nedir ne değldir Bulgaristan'daki TÜRK soydaşlarımızdan neler neler öğrenecektir.Bekleyip göreceğiz.Haydi hayırlısı be erenler. Artık az daha 'huzurlu' olabiliriz.Yine de tedbiri elden bırakmamak gerekir.Çünkü toplumu germek ve çatışma kültürünü yaygınlaştıracak nereden nasıl bir değişiklik yapılmak istenecek belli değil.Hukuk bilmeyince...
10.04.2013 23:34
Az once okuduğuma gore Sağlık Bakanı TC değişikliği sorunu bu ülkenin huzurunu bozdurmamak için çözecekmiş! HUZURUMUZ artık yerine gelecek demektir.Birileri bizi sınamış! yasalara rağmen işlenen hatalardan dönülmesi bir meziyet ise de umarım bu gibi gereksiz, kaba ve Terör Örgütü ile siyasi uzantılarını sevindirecek bu gibi yaz boz - dene işlerine bir daha girişilmez.Peki TC ZİRAAT BANKASI A.Ş. ne olacak Sayın Müezzinoğlu? Yakındaki yeni bir 'bankaların özelleştirilmesi' dalgası için ilk düzenlemeler balamış bulunuyor olmasın?Belki de topun ağzında Vakıfbank, Halkbank da vardır ne dersiniz?Anlaşıldı kki erenlerin sağı solu belli olmuyor.Umarım Bakanlar Kurulunun ilk toplantısında bu duyarlılığı diğer yetkililere de iletmek için gereken uyarılar yapılacaktır.Bir de umarım Devlet Hastahaneleri'nde doğacak olan çocukların adlarının da bir ara değiştirilerek evlerine yollanması gibi bazı durumlar olmaz değil mi? Artık çok KUŞKUCU olmaya başladık sayenizde! Haydi hayırlısı.
10.04.2013 23:04
Saygıdeğer yazarım Yılmaz beyefendi, doğruların, yanlış sayılanların ifade edilmesinden korku ve endişe duyulduğu bir süreç yaşanıyor. Aslında bu endişelerin ortadan kaldırılacağı bir ortamın yaratılmasının ardından barışı tesis etmeye yönelik adımların atılması daha yerinde olurdu diye değerlendiriyor ve sizin bu yürekli değerlendirmenizi gönülden kutluyorum. İşaret ettiğiniz üzere, parlamento içerisindeki muhalefet partileri ile bir barış ve uzlaşı sağlanamadan, diğer kesimle barışın sağlanması nasıl mümkün olabilir. Kaldı ki,bu ortamda uzlaşı sağlanmadan, PKK ve BDP ile barış sağlansa dahi, muhalefetin yandaşları ile bir kavga ve huzursuzluk sayfası açmanın yanlış olduğu kanısındayım. Seçilen akil adamların niteliklerinin de, bu konuyu irdelemeye yeterli olmadığı, veya yanlı düşünceleri taşıdıkları, toplumun çoğunluğunun onayını alamayacaklarını düşünüyorum. Bu ülkede yaşanan terör ve onun ortaya çıkardığı sosyal ve ekonomik sıkıntılar keşke sona erse. Saygılarımla.Refik BAŞDERE
Refik Başdere 10.04.2013 15:08
- Cevap :
- Refik Bey yorumunuz için teşekkür ederim. Size katılıyorum. Sorunun bir başka yönü de toplumumuzda hiç bir soy sop ayrımı yapmadan silahlı,saldırgan ve vur kaççı terör örgütü ile siyasi uzantılarının Kürt kökenli yurttaşlarımızın temsilcisi olduğunu kim tescil etti ki?Kürtler Türk,Asur,Urartu,Pers,Kommagene,Selevkos,Arap,İlhanlı,Hazar, Bizans ve Ermeni toplumlarının bir potada erimesinden oluşan kitlelerden meydana gelmiştir.Bu konuda dilden kişi tipllerine, davranış biçimlerinden aşiret olarak biçimlenişlerine, aşiret adlarından karşılıklı etkileşimleryolu ile KürtleşmeveTürkleşme süreçlerine ışık tutan ve İslam'ın bir parçası olan Kürtler için merhum toplum bilimci Ziya GÖKALP okunmadan neler yapılmaya çalışıldığı çok açık.Siyasi iktidarlar Terör Örgütü ile Mücadele Efsanesi adı altında maddi ve manvi hatalara düşmüşlerdir.Bu durm el'an devam ediyor.Güneyduğu'daki sorun bir mülkiyet ve çağdaşlaşma sorunudur.Terörcülere yaranmak için tabela değişimi ile ayrılıkçılık dayatılmaktadır. 12.04.2013 15:45
08 Nisan '13
- Kategori
- Güncel
- Okunma Sayısı
- 319
(TC) ya da (USA) kısaltmasını kim kaldırabilir?

'US Ambassador' - 'USA Embassy' ile 'US Department of State' yazılarındaki 'US' kısaltmasını kazıyabilmek mümkün mü? Yine 'United States of America Embassy' tabelasındaki kurucu ve yetkili devleti anlatan 'United States of America' yazısı ile USA kısaltmasını hangi ABD'li yetkili kaldırabilir?
Türkiye açısından bakıldığında son günlerde Türkiye Cumhuriyeti ile onun kısaltılmış biçimi olan T.C. yazıları özellikle bir iki valilik tabelasından ve 'T.C. Sağlık Bakanlığı' tabelasından kaldırılmış bulunuyor. Oysa ABD'de ya da bütün devletlerin tabelalarında ve resmi yazışmalarında kurucu devlet iradesinin ortaya koyduğu adı konuşmalar ve yorumlamalar dışında hiç bir biçimde değiştiremez, kısaltamazsınız. Böyle yapıldığı an sizin aklınızdan ve o aklın gerisindeki düşüncelerinizden dolayı önce kınanır, sonra uyarılır daha sonra da yasal yaptırımlar yolu ile yargılanmaya başlarsınız.
Biliniyor ki yıllardır valiliklerin tabelaları ile oynamak başlı başına bir iş olmuştur.
Gerçekten bazı yerlerde Hükümet Konağı, Valilik, Adliye, Adliye yazılıdır.
Bazı yerlerde ise çoğu zaman T.C. vardır.
Elbette sorunun içerisinde yetkililerin tasarrufları olabileceği gibi görsellik de var.
Halkın söyleyişi ile resmi adlandırma bazen örtüşmeyebilir.
Yeter ki olayın içerisinde ya da gerisinde 'kasıt' olmasın.
Bir de yetkili kişiler çıkıp da mertçe, 'şundan dolayı yaptım' açıklaması yapmayınca kuşkular da artıyor.
Oysa bu gibi konular 'ben yaptım oldu' diyerek suskunlukla geçiştirilemez.
Bir de şöyle düşünelim:
O kişilerden biri gidip Ankara'daki 'US Ambassador' yazısındaki 'US' kısaltmasını kazıyabilir mi?
Bu işlemi bir başka yabancı misyonun hangi resmi tabelesına ya da yazışmalarına uygulayabilir bu zevat, bir de bunu açıklasalar olmaz mı?
Ki dünya bir devletin 'resmi adı' ya da 'kuruluş damgası' ile nasıl oynanıyormuş öğrensin!
Oysa bu gibi çelişkiler kişilerdeki 'ahlâki sapmaları' da göstermesi bakımından çok önemlidir.
Bilindiği gibi bu konu Batman'da başlayan değişiklik Ankara'da sağlık Bakanlığı'na da sıçrayınca olay sorunlaşarak Balıkesir'e kadar uzandı.
Kim bilir iki belki de yirmi iki etnik dil dayatması ile yirmi dört (24) dilli bir TÜRKİYE İÇİN kimi dil, devlet, ortak kültür ve 'birlikten kuvvet doğar' bilincinden yoksun yeni makam sahibi kişiler yine ellerinden geleni arkalarına koymayacaklar.
Oysa gidilen bu yol yürürlükteki yasalar, teamüller ve uluslararası uygulamalar bakımından yanlıştır.
Abesle işgigaldir.
Ayıptır!
Elbette bir gün (USA) adı da (TC) adı da kalkacaktır. Yeter ki uzlaşarak olsun. Yeter ki bu tür kuruluşların varlık sebepleri ortadan kalsın. Yeter ki korkunç bir işgal süreci ile kardeş kanının oluk gibi akabileceği bir İç Savaş süreçleri yaşansın; elbette değişir. Unutmayalım ki her devlet gibi o devletlerin asli unsurları da onları destekleyen toplum kesimleri de o devletleri nasıl ki kkanları ve canları ile kurmuşşllar ise yine öyle bir dirençle koruyacaklardır.
Bu konuda Balıkesir POLİTİKA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şevket Tarık SÜRMELİOĞLU Balıkesir'de ve ülkemizde neler yaşandığını kısaca açıklamaya çalışmış.
Dilerseniz birlikte okuyalım...
http://blog.milliyet.com.tr/tc-si-dusmus-bir-tabelaya-dair/Blog/?BlogNo=387855
http://blog.milliyet.com.tr/-tc--ya-da--usa--kisaltmasini-kim-kaldirabilir-/Blog/?BlogNo=410681
baybars 08.04.2013 18:19
Türkiye açısından bakıldığında son günlerde Türkiye Cumhuriyeti ile onun kısaltılmış biçimi olan T.C. yazıları özellikle bir iki valilik tabelasından ve 'T.C. Sağlık Bakanlığı' tabelasından kaldırılmış bulunuyor. Oysa ABD'de ya da bütün devletlerin tabelalarında ve resmi yazışmalarında kurucu devlet iradesinin ortaya koyduğu adı konuşmalar ve yorumlamalar dışında hiç bir biçimde değiştiremez, kısaltamazsınız. Böyle yapıldığı an sizin aklınızdan ve o aklın gerisindeki düşüncelerinizden dolayı önce kınanır, sonra uyarılır daha sonra da yasal yaptırımlar yolu ile yargılanmaya başlarsınız.
Biliniyor ki yıllardır valiliklerin tabelaları ile oynamak başlı başına bir iş olmuştur.
Gerçekten bazı yerlerde Hükümet Konağı, Valilik, Adliye, Adliye yazılıdır.
Bazı yerlerde ise çoğu zaman T.C. vardır.
Elbette sorunun içerisinde yetkililerin tasarrufları olabileceği gibi görsellik de var.
Halkın söyleyişi ile resmi adlandırma bazen örtüşmeyebilir.
Yeter ki olayın içerisinde ya da gerisinde 'kasıt' olmasın.
Bir de yetkili kişiler çıkıp da mertçe, 'şundan dolayı yaptım' açıklaması yapmayınca kuşkular da artıyor.
Oysa bu gibi konular 'ben yaptım oldu' diyerek suskunlukla geçiştirilemez.
Bir de şöyle düşünelim:
O kişilerden biri gidip Ankara'daki 'US Ambassador' yazısındaki 'US' kısaltmasını kazıyabilir mi?
Bu işlemi bir başka yabancı misyonun hangi resmi tabelesına ya da yazışmalarına uygulayabilir bu zevat, bir de bunu açıklasalar olmaz mı?
Ki dünya bir devletin 'resmi adı' ya da 'kuruluş damgası' ile nasıl oynanıyormuş öğrensin!
Oysa bu gibi çelişkiler kişilerdeki 'ahlâki sapmaları' da göstermesi bakımından çok önemlidir.
Bilindiği gibi bu konu Batman'da başlayan değişiklik Ankara'da sağlık Bakanlığı'na da sıçrayınca olay sorunlaşarak Balıkesir'e kadar uzandı.
Kim bilir iki belki de yirmi iki etnik dil dayatması ile yirmi dört (24) dilli bir TÜRKİYE İÇİN kimi dil, devlet, ortak kültür ve 'birlikten kuvvet doğar' bilincinden yoksun yeni makam sahibi kişiler yine ellerinden geleni arkalarına koymayacaklar.
Oysa gidilen bu yol yürürlükteki yasalar, teamüller ve uluslararası uygulamalar bakımından yanlıştır.
Abesle işgigaldir.
Ayıptır!
Elbette bir gün (USA) adı da (TC) adı da kalkacaktır. Yeter ki uzlaşarak olsun. Yeter ki bu tür kuruluşların varlık sebepleri ortadan kalsın. Yeter ki korkunç bir işgal süreci ile kardeş kanının oluk gibi akabileceği bir İç Savaş süreçleri yaşansın; elbette değişir. Unutmayalım ki her devlet gibi o devletlerin asli unsurları da onları destekleyen toplum kesimleri de o devletleri nasıl ki kkanları ve canları ile kurmuşşllar ise yine öyle bir dirençle koruyacaklardır.
Bu konuda Balıkesir POLİTİKA Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şevket Tarık SÜRMELİOĞLU Balıkesir'de ve ülkemizde neler yaşandığını kısaca açıklamaya çalışmış.
Dilerseniz birlikte okuyalım...
http://blog.milliyet.com.tr/tc-si-dusmus-bir-tabelaya-dair/Blog/?BlogNo=387855
http://blog.milliyet.com.tr/-tc--ya-da--usa--kisaltmasini-kim-kaldirabilir-/Blog/?BlogNo=410681
- Kategori
- Güncel
- Okunma Sayısı
- 289
Akil İnsanlar şehit anneleri karşısında ne diyecek?

Giriş
Gözü yaşlı bazı Şehit Aileleri sanki başka dünyalardan gelmişler.
Hiç korkuları yok!
Onca ölüm kalım savaşına rağmen hiç korkmadan içlerini döküyorlar.
Oysa Çanakkale Şehtileri ile Kurtuluş Savaşı Şehitleri yakınları bu kadar cesur, bu kadar 'vatan', 'millet' düşkünü olmamışlardı. O çağlarda herkes mütevekkil, herkes gelecekten umutlu, herkes kazanılacak zaferden dolayı olduğu kadar kutlanan zaferden dolayı da çok mutluydular. Çünkü bütün cephelerde yenilmiş ya da geri çekilmiş olan Osmanlı Ordularının 30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile birlikte terhis edilmesinin peşinden bütün ülkenin kent kent işgal edildiği günlere gelip dayanmıştı toplum. O günlerde altı yaşlarında olan babam Gök Hüsne Nenemin omuzunda yaşadığı o çocuksu coşkuyu anlatmaya başladığında mavi gözleri sulanmaya başladı. Çünkü kırklı yaşlarında Çanakkale Savaşı Seferberliğine katılarak evine hasta dönen babasını görememiş. Mençik Ali dedem geldiğinde ise ancak on günlük olan babam onun ölmeden önce, o güne kadar adı konmayan babam için, 'İnşallah vatana millete faydalı olur. Adını Mehmet koyun' diyerek göçer gider.
'Akil İnsanlar' nasıl doğdu?
O yıllardan önce olduğu gibi o yıllardan sonra yaşanan nice savaşlar ve isyanların peşinden Müslüman Toplumumuzu sarsan acı günlerden sonra ilk olarak otuz yıl kasar süren bir terör belası yüzünden yine acı günler yaşanıyor. Ne yazık ki 'dâhili ve harici' pek çok sebep yüzünden bu toprakaların kanı bir, imanı bir, özlemleri bir ancak doğdukları yerler bakımından kaderleri kötü milyonlarca evladı bu süreçte göz yaşı döktü. Kaderin oyununa bakınız ki bugüne kadar gelmiş geçmiş hiç bir iktidar 'uluslararası'' olduğu da söylenen arkadan adam vurmaya dayalı vur kaçlı bu terör oyununu bozamadılar. Çok zor da olsa AKP İktidarının giriştiği 'silahların susması' ya da 'terörün bitirilmesi' gibi bir süreç, şimdilik mahut terör örgütü yönünden pek de açık seçik bir 'silah bırakma' ya da ''silah bırakarak bir yerlere gidilmesi' gibi bir gelişme olmasa bile belirli bir 'ateşkes' yaşandığı açık.
Oysa terör örgütünün Dağ Kadrosunun 'bir yere doğru gitmesi' mi yoksa 'baba ocağına' mı dönmeleri gerektiği konusunun da enine boyuna tartışılmasına gerek var iken İmralı kaynaklı olduğu öne sürülen 'Akil İnsanlar' aracılığı ile bir 'barış süreci' yaşanılmasına karar verilmiş bulunuluyor. Gerçekten geçen ay bu konu gündeme geldiğinde terör Örgütünün bir yetkilisi TBMM'de kurulması olası bir heyette kadınların da bulunması gerektiğinden Akil Adamlar yerine 'Akil İnsanlar' denilmesinin 'daha doğru' olacağını açıklamıştı.
'Helâlleşme zamanı' ya da her söze inanmak gerekir mi?
İşte oğlunu terörle mücadele sırasında rahmete yollamış olan ‘Samsunlu Astsubay İlhan Hamlı’nın annesi Bedriye Hamlı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dolmabahçe Sarayında Akil İnsanlar Heyeti ile yaptığı toplantıda ’helalleşme çağrısı’ yapmasına kaşı, ‘Şimdi ayrıştırmanın değil, bayramlaşmanın, el sıkışmanın zamanı. Hesaplaşmanın değil, helalleşmenin zamanı’ sözlerine tepki’ göstermiş.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti daha ABD ya da İNGİLTERE olamadı ki anacığım.
O kadar kolay mı adaleti sağlamak?
Adil bir gelir dağılımı yanında topraksızlara toprak, işsizlere iş vermek kolay mı?
Ne olur sen de kimi tuzu kurular gibi:
Düşlerin gerçekleştiğine de
Herkesin mutlu ve müreffeh yaşadığına da
Çağ Atladık, sözüne de inanma.
Daha yüzlerce, binlerce alanda yerlerde sürünüyoruz.
Hayat nasıl da değişiyor değil mi?
Birileri kendi konforları ile Sırça Kümeslerindeki altınları ve eşyaları için çağ atladıklarını sanıyor.
Oysa toplumun çok büyük bir bölümü kırk kanaat yaşamıyor mu?
O yüzlerce suçlular neden çoğaldı, neden karı kocalar kanlarına susamış gibi anlıyor muyuz?
Birkaç Hızlı Tren, %5'lik zamlar, Asgari Ücret, atanamayan öğretmenler, kentlerin alt yapılarının gerçekleştirilmeye başlanması, çarpık kentleşmenin bazı çarpıklıklara karşılık önlenmeye çalışılması, dört yılda bir değiştirilen protezler bunun göstergesi olabilir mi?
'Türkiye'nin brüt dış borç stoku, 2012 yılı üçüncü çeyreği sonu itibarıyla 326,3 milyar dolar, net dış borç stoku ise 191,9 milyar dolar olarak' gerçekleştiğine göre bugün yakllaşık 340 milyar ABD Doları olmuştur. Peki soralım bu paralar nereye gidiyor? Yollar, binalar yapılıyor, hızlı trenler yola çıkıyor diyelim peki İşsizler Ordusu için neden bir tek fabrika açımıyor? Neden terör örgütüne katılması muhtemel yüz binlerce genç için meslek kursları düzenlenmiyor, fabrikalar açılmıyor dersiniz? Askerden dönen ana kuzuları ile yedek subaylar ve yüksek okul bitiren gençler liyakate göre hangi işe girebilecekler dersiniz?
Akil İnsanlar nasıl bir yol izleneceğini bir araya gelip oturarak çözemeyecekleri için geze geze, toza toza uzlaşarak öğrenecekler. Bu işler o kadar da kolay değil. Başka devletler oturdukları yerden kafa kafaya vererek sabırla çözüm yolları arayıp bulsalar da bizde böyle olmuyor:
Her şeyi zamana havale etmeyi severiz. O süreçte kafa göz yarılmış, kardeş kanı akmış, soysuza güvenilmiş, şehitler verilmiş, terör örgütüne köylerden işsiz, mesleksiz, topraksız, eşsiz, parasız binlerce genç katılmış kim takar? Ayrıca onları yönetenler (!) oturdukları mağaradan ya da yanıbaşımızdaki bir evde veya pek de uzak olmayan bir şehirden kim bilir hangi devletler ile hangi istihbarat örgütleri ile sıkı fıkıdırlar, bilemeyiz. Özellikle silah ticareti ile uyuşturucu ve kaçakçılık işlerini nasıl yürüttükleri de birer muammadır.
Bedriye Hamlı, 'Mavi gözlü paşamı şehit ettiler.'
Kalkıp da, 'Sayın Başbakan şimdi helalleşme zamanı diyor. Biz kimsenin kanını akıtmadık, kimsenin de canını almadık. Kiminle neyi helalleşmemiz isteniyor? Sanki evimizin camını kırdılar, sanki bahçemizden habersiz erik çaldılar. Bu neyin helalleşmesi? Benim ciğerimi söktüler, beni ciğersiz bıraktılar. Mavi gözlü paşamı şehit ettiler. Biz kimseye bir şey yapmadık, biz kimseye düşman olmadık' diye söylenirsen diğer şehit ailelerine y o l yolak göstermeye kalkışıyorsun diye başın derde girerse karışmam.
Görüldüğü gibi devir terörcüler ile onların siyasi uzantılarının devri. Sen ya da ben ne demiş olursak olalım faydası yok. Terör elebaşları da terör örgütü üyeleri de arkalarındaki korkunç maddi ve manevi destekler ile çok mutlullar artık.
Diyarbakır'daki Gövde Gösterilerini görmedin mi anacığım? O gösteriler h e p o şehit kanları üzerinden yapılan siyaset ile ayrımcılık üzerinden değil midir? Eğer soruna sadece senin sarı saçlı mavi gözlü dal boylu kınalı kuzun (Ki ALLAH gani gani rahmet eylesin) açısından bakarsan Başbakanın da danışmanlarının da onlara bağlı anlı şanlı Akil İnsanların da işi daha da zorlaşacak demektir.
Şehit annesi Samsunlu Bedriye Hamlı, ‘Kürtleri her zaman kardeş bildik. Terör örgütü içerisinde Kürtler çoğunlukta olduğu halde hiçbir Kürt için kötü düşünmedik, ayrıştırmadık. Dün de bugün de Kürtleri kardeş gördük. Kürtler kardeşimizdir dedik. Kürtler komşumuzdur, Kürtler akrabamızdır. Bunu kabul etmeyen kalleştir. 21 yıldır buz gibi bir mezar taşına evladım diye sarılıyorum’ dedikten sonra sözü yine Akil İnsanlar aracılığı ile:
‘Hesaplaşmanın değil, helalleşmenin zamanı’ demesine tepki olarak, ‘Kucaklaşmanın ve helalleşmenin zamanıdır’ diyorlar. Herkes duysun diye tekrarlıyorum. Öcalan bizim ciğerlerimizi söktü, canımızı aldı. Bir anne için ciğersiz kalmak nedir bilen var mı? Anaları ciğersiz bırakan teröristlerle helalleşin diyenler, hiç şehit verdiler mi? Hiç kara toprağın, kara bağrına terör kurşunuyla yaşamını yitirmiş bir ana kuzusunu bıraktılar mı? Kimse benim şehidimin kanıyla helalleşmeye kalkışmasın. Bu hak kimsenin değil. Ne akil insanlar, ne de başkası bu hakkı kendisinde görmesin. Şehitlerimizin kanı ile kimse helalleşemez. Kimse şehit annelerinden helallik beklemesin. Kimseye hakkımızı helal etmiyoruz' açıklamasında bulunuyor.
Peki bu gibi gelişmelerin yıllardır bazı Şehit Cenazelerin de de yaşandığını bildiğimiz için şunu soramaz mıyız:
Akil İnsanlar şehit anneler karşısında ne diyecek?
İşte Bedriye Hamlı’nın iç döküşünü anlatan o haber:
http://gundem.milliyet.com.tr/sehit-annesinden-helallesme-tepkisi-/gundem/gundemdetay/07.04.2013/1690450/default.htm
Gözü yaşlı bazı Şehit Aileleri sanki başka dünyalardan gelmişler.
Hiç korkuları yok!
Onca ölüm kalım savaşına rağmen hiç korkmadan içlerini döküyorlar.
Oysa Çanakkale Şehtileri ile Kurtuluş Savaşı Şehitleri yakınları bu kadar cesur, bu kadar 'vatan', 'millet' düşkünü olmamışlardı. O çağlarda herkes mütevekkil, herkes gelecekten umutlu, herkes kazanılacak zaferden dolayı olduğu kadar kutlanan zaferden dolayı da çok mutluydular. Çünkü bütün cephelerde yenilmiş ya da geri çekilmiş olan Osmanlı Ordularının 30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile birlikte terhis edilmesinin peşinden bütün ülkenin kent kent işgal edildiği günlere gelip dayanmıştı toplum. O günlerde altı yaşlarında olan babam Gök Hüsne Nenemin omuzunda yaşadığı o çocuksu coşkuyu anlatmaya başladığında mavi gözleri sulanmaya başladı. Çünkü kırklı yaşlarında Çanakkale Savaşı Seferberliğine katılarak evine hasta dönen babasını görememiş. Mençik Ali dedem geldiğinde ise ancak on günlük olan babam onun ölmeden önce, o güne kadar adı konmayan babam için, 'İnşallah vatana millete faydalı olur. Adını Mehmet koyun' diyerek göçer gider.
'Akil İnsanlar' nasıl doğdu?
O yıllardan önce olduğu gibi o yıllardan sonra yaşanan nice savaşlar ve isyanların peşinden Müslüman Toplumumuzu sarsan acı günlerden sonra ilk olarak otuz yıl kasar süren bir terör belası yüzünden yine acı günler yaşanıyor. Ne yazık ki 'dâhili ve harici' pek çok sebep yüzünden bu toprakaların kanı bir, imanı bir, özlemleri bir ancak doğdukları yerler bakımından kaderleri kötü milyonlarca evladı bu süreçte göz yaşı döktü. Kaderin oyununa bakınız ki bugüne kadar gelmiş geçmiş hiç bir iktidar 'uluslararası'' olduğu da söylenen arkadan adam vurmaya dayalı vur kaçlı bu terör oyununu bozamadılar. Çok zor da olsa AKP İktidarının giriştiği 'silahların susması' ya da 'terörün bitirilmesi' gibi bir süreç, şimdilik mahut terör örgütü yönünden pek de açık seçik bir 'silah bırakma' ya da ''silah bırakarak bir yerlere gidilmesi' gibi bir gelişme olmasa bile belirli bir 'ateşkes' yaşandığı açık.
Oysa terör örgütünün Dağ Kadrosunun 'bir yere doğru gitmesi' mi yoksa 'baba ocağına' mı dönmeleri gerektiği konusunun da enine boyuna tartışılmasına gerek var iken İmralı kaynaklı olduğu öne sürülen 'Akil İnsanlar' aracılığı ile bir 'barış süreci' yaşanılmasına karar verilmiş bulunuluyor. Gerçekten geçen ay bu konu gündeme geldiğinde terör Örgütünün bir yetkilisi TBMM'de kurulması olası bir heyette kadınların da bulunması gerektiğinden Akil Adamlar yerine 'Akil İnsanlar' denilmesinin 'daha doğru' olacağını açıklamıştı.
'Helâlleşme zamanı' ya da her söze inanmak gerekir mi?
İşte oğlunu terörle mücadele sırasında rahmete yollamış olan ‘Samsunlu Astsubay İlhan Hamlı’nın annesi Bedriye Hamlı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Dolmabahçe Sarayında Akil İnsanlar Heyeti ile yaptığı toplantıda ’helalleşme çağrısı’ yapmasına kaşı, ‘Şimdi ayrıştırmanın değil, bayramlaşmanın, el sıkışmanın zamanı. Hesaplaşmanın değil, helalleşmenin zamanı’ sözlerine tepki’ göstermiş.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti daha ABD ya da İNGİLTERE olamadı ki anacığım.
O kadar kolay mı adaleti sağlamak?
Adil bir gelir dağılımı yanında topraksızlara toprak, işsizlere iş vermek kolay mı?
Ne olur sen de kimi tuzu kurular gibi:
Düşlerin gerçekleştiğine de
Herkesin mutlu ve müreffeh yaşadığına da
Çağ Atladık, sözüne de inanma.
Daha yüzlerce, binlerce alanda yerlerde sürünüyoruz.
Hayat nasıl da değişiyor değil mi?
Birileri kendi konforları ile Sırça Kümeslerindeki altınları ve eşyaları için çağ atladıklarını sanıyor.
Oysa toplumun çok büyük bir bölümü kırk kanaat yaşamıyor mu?
O yüzlerce suçlular neden çoğaldı, neden karı kocalar kanlarına susamış gibi anlıyor muyuz?
Birkaç Hızlı Tren, %5'lik zamlar, Asgari Ücret, atanamayan öğretmenler, kentlerin alt yapılarının gerçekleştirilmeye başlanması, çarpık kentleşmenin bazı çarpıklıklara karşılık önlenmeye çalışılması, dört yılda bir değiştirilen protezler bunun göstergesi olabilir mi?
'Türkiye'nin brüt dış borç stoku, 2012 yılı üçüncü çeyreği sonu itibarıyla 326,3 milyar dolar, net dış borç stoku ise 191,9 milyar dolar olarak' gerçekleştiğine göre bugün yakllaşık 340 milyar ABD Doları olmuştur. Peki soralım bu paralar nereye gidiyor? Yollar, binalar yapılıyor, hızlı trenler yola çıkıyor diyelim peki İşsizler Ordusu için neden bir tek fabrika açımıyor? Neden terör örgütüne katılması muhtemel yüz binlerce genç için meslek kursları düzenlenmiyor, fabrikalar açılmıyor dersiniz? Askerden dönen ana kuzuları ile yedek subaylar ve yüksek okul bitiren gençler liyakate göre hangi işe girebilecekler dersiniz?
Akil İnsanlar nasıl bir yol izleneceğini bir araya gelip oturarak çözemeyecekleri için geze geze, toza toza uzlaşarak öğrenecekler. Bu işler o kadar da kolay değil. Başka devletler oturdukları yerden kafa kafaya vererek sabırla çözüm yolları arayıp bulsalar da bizde böyle olmuyor:
Her şeyi zamana havale etmeyi severiz. O süreçte kafa göz yarılmış, kardeş kanı akmış, soysuza güvenilmiş, şehitler verilmiş, terör örgütüne köylerden işsiz, mesleksiz, topraksız, eşsiz, parasız binlerce genç katılmış kim takar? Ayrıca onları yönetenler (!) oturdukları mağaradan ya da yanıbaşımızdaki bir evde veya pek de uzak olmayan bir şehirden kim bilir hangi devletler ile hangi istihbarat örgütleri ile sıkı fıkıdırlar, bilemeyiz. Özellikle silah ticareti ile uyuşturucu ve kaçakçılık işlerini nasıl yürüttükleri de birer muammadır.
Bedriye Hamlı, 'Mavi gözlü paşamı şehit ettiler.'
Kalkıp da, 'Sayın Başbakan şimdi helalleşme zamanı diyor. Biz kimsenin kanını akıtmadık, kimsenin de canını almadık. Kiminle neyi helalleşmemiz isteniyor? Sanki evimizin camını kırdılar, sanki bahçemizden habersiz erik çaldılar. Bu neyin helalleşmesi? Benim ciğerimi söktüler, beni ciğersiz bıraktılar. Mavi gözlü paşamı şehit ettiler. Biz kimseye bir şey yapmadık, biz kimseye düşman olmadık' diye söylenirsen diğer şehit ailelerine y o l yolak göstermeye kalkışıyorsun diye başın derde girerse karışmam.
Görüldüğü gibi devir terörcüler ile onların siyasi uzantılarının devri. Sen ya da ben ne demiş olursak olalım faydası yok. Terör elebaşları da terör örgütü üyeleri de arkalarındaki korkunç maddi ve manevi destekler ile çok mutlullar artık.
Diyarbakır'daki Gövde Gösterilerini görmedin mi anacığım? O gösteriler h e p o şehit kanları üzerinden yapılan siyaset ile ayrımcılık üzerinden değil midir? Eğer soruna sadece senin sarı saçlı mavi gözlü dal boylu kınalı kuzun (Ki ALLAH gani gani rahmet eylesin) açısından bakarsan Başbakanın da danışmanlarının da onlara bağlı anlı şanlı Akil İnsanların da işi daha da zorlaşacak demektir.
Şehit annesi Samsunlu Bedriye Hamlı, ‘Kürtleri her zaman kardeş bildik. Terör örgütü içerisinde Kürtler çoğunlukta olduğu halde hiçbir Kürt için kötü düşünmedik, ayrıştırmadık. Dün de bugün de Kürtleri kardeş gördük. Kürtler kardeşimizdir dedik. Kürtler komşumuzdur, Kürtler akrabamızdır. Bunu kabul etmeyen kalleştir. 21 yıldır buz gibi bir mezar taşına evladım diye sarılıyorum’ dedikten sonra sözü yine Akil İnsanlar aracılığı ile:
‘Hesaplaşmanın değil, helalleşmenin zamanı’ demesine tepki olarak, ‘Kucaklaşmanın ve helalleşmenin zamanıdır’ diyorlar. Herkes duysun diye tekrarlıyorum. Öcalan bizim ciğerlerimizi söktü, canımızı aldı. Bir anne için ciğersiz kalmak nedir bilen var mı? Anaları ciğersiz bırakan teröristlerle helalleşin diyenler, hiç şehit verdiler mi? Hiç kara toprağın, kara bağrına terör kurşunuyla yaşamını yitirmiş bir ana kuzusunu bıraktılar mı? Kimse benim şehidimin kanıyla helalleşmeye kalkışmasın. Bu hak kimsenin değil. Ne akil insanlar, ne de başkası bu hakkı kendisinde görmesin. Şehitlerimizin kanı ile kimse helalleşemez. Kimse şehit annelerinden helallik beklemesin. Kimseye hakkımızı helal etmiyoruz' açıklamasında bulunuyor.
Peki bu gibi gelişmelerin yıllardır bazı Şehit Cenazelerin de de yaşandığını bildiğimiz için şunu soramaz mıyız:
Akil İnsanlar şehit anneler karşısında ne diyecek?
İşte Bedriye Hamlı’nın iç döküşünü anlatan o haber:
http://gundem.milliyet.com.tr/sehit-annesinden-helallesme-tepkisi-/gundem/gundemdetay/07.04.2013/1690450/default.htm
Eyvallah!
baybars 08.04.2013 18:19
- Cevap :
- Sayın Baybars bütün noksanllıklarına rağmen yorumuma karşı göstermiş olduğunuz içten ilgi için teşekkürlerimi sunnarım. Eleştirileriniz ve katkılarınız için beklerim. Şimdilik esen kalınız. 12.04.2013 16:01
Düşmeyen,ne bilsin düşenin halinden" sözünü değiştirelim. "Çocuğu ölmeyen ne anlasın,çocuğu ölenin halinden." Selamlar sevgiler.
08.04.2013 9:15
- Cevap :
- Sevgili Odabaşı ne güzel özetlemişsin başımıza gelen bu işleri. İnşallah bir çıkış yolu bulunacaktır.İnşallah eller birlik olurken 1071'den bu yana daha çok Türk kanı dökülerek muhafaza edilmeye çalışılan bu kutsal topraklar özellikle emperyalist siyasetler yanında terör örgütü ile onun desteklediği siyasi uzantılarınca istenildiği gibi parçalanmayacaktır.Bu bağlamda ne yazık ki Kürtlerin çıkarının Türklerin yanında olduğu ve İslam Kardeşliği çatısı altında kurda kuşa yem olmadan;geçmişimizde de olduğu gibi yine hiç bir ayrı gayrı olmadan bir arada yaşamaya devam edeceğiz.Sorun Terör Örgütünün ortadan kaldırılması ise bugüne kadar bu uğurdaki mücadelenin de pek çok nosanları bulunduğunu bu yazımda olduğu kadar bazı yazımlarımda da açıklamaya çalışmıştım.Bir kişi silahını almadan gider mi?O silahlar dağda kimin eline geçecek?Silahlı eski terörist Kandil'de neyi bekleyecek?Ya Peşmergeye katılacak ya da Suriyeye geçecektir.Bu kumpası durdurmak için umarım geç kalınmış değildir.Ya sabır... 12.04.2013 16:13
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder