Ömer Faruk MENCİK YILMAZ
Neden Sinop?
19 Şubat '13 Güncel

Bugün Çorum'dan karayoluyla Sinop'a gelen BDP milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Levent Tüzel, Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü, kent merkezinde tepkiyle karşılanmış. Özellikle Sinoplu bazı gençler ile bazı esnaf ve tüccar kesimi BDP'li topluluğun kentlerine gelişlerine karşı tepkilerini geçtiğimiz gece caddelere Türk bayrakları asarak kınamak istemiş. BDP'li vekillerin Sinop Öğretmenevinde toplantı yapıldığı sırada yaklaşık (200) kişi güvenlik önlemleri altında bina önünde protesto sloganları atmaya başlamışlar. Sinop'taki gergin bekleyiş nasıl sonuçlanacak merakla bekliyoruz.
Bugün Sinop'ta yaşananlar geçtiğimiz yıllarda Samsun ve İzmir'de yaşanmıştı.
Bir de görülen o ki BDP'liler ne toplum içerisine katıldıklarında ne Paris'te ne de TBMM'de 'teröre lanet olsun' diyememişlerdir bugüne kadar.
İnsan canının en kutsal bir değer sayıldığı çağımızda bu kadar vurdum duymazlık göstermek kadar yanlış bir tavır düşünülemez.
Yaşanılan sürece kimilerince 'savaş' adı verilmesi ise başlı başına bir aymazlık değil de nedir?
Oysa 'savaş' iki ordu arasında belirli bir yerdeki silahlı çatışmanın adıdır.
Topyekun bir çatışmayı da içerir ki bu da herkes için kıyametin kopması demektir.
Oysa kimilerinin 'savaş' adını verdiği bu süreçte bir terör örgütü 'vur kaç yöntemi ile' hiç bir ayrım yapmadan kişileri de kitleleri de bir anda öldürmekten bir an bile geri durmamıştır.
Çünkü 'terör saldırıları' bu gibi özellikler taşır.
Terör birilerince tasarlanmış belirli siyasi emellerin bir aracıdır.
O emellerin yer tutması için vur kaç saldırıları ile ses getirmek ister.
Geniş toplumu parçalamak için ‘kan çıksın’, ‘kan davası yaygınlaşsın’ ister.
Ülkemizdeki nice karakol, ilçe, otobüs, çarşı ve caddenin kana boyandığını nasıl unutabiliriz?
ABD'deki 11 Eylül Terör saldırısı nasıl unutalabilir?
Ne kadar acıdır ki bu gibi çirkin saldırıları dolaylı olarak destekleyenler kadar bu saldırılar üzerinden içi boş 'ayrılıkçılık' söylemleri geliştiren kişiler ve siyasi oluşumlar, bu inatlarından bir türlü vaz geçmemektedirler.
Yaşanmakta olan huzursuzlukların içerisinde terör örgütünün varlığına bel bağlanılarak sürdürülmek istenen yoğun bir 'ayrılıkçılık siyaseti' uygulanmakta olduğu da çok açık.
Bütün bunları biriktiren Başbakan Erdoğan yaklaşık üç ay önce, 'Terör Örgütü Uzantılarını TBMM’de İstemiyoruz' dedikten sonra, 'BDP’li 9 milletvekili ve Van bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk’un dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkan AKP’li milletvekillerini de' uyarmıştı.(04.12.2012)
Görebildiğime göre Başbakan Erdoğan'ın barış arayışı kapsamında 'terör örgütünün silahlarını gömmesi' gerektiğini açıklaması karşısında, BDP'den kimilerinin 'nâdim' olacağına sanki 'zafer' kazanmışcasına bir tavır içerisine girmesine hiç de gerek yok bence.
Otuz yıldan bu yana yaşanılan terör saldırılarında bir anda aramızdan ayrılan canlardan dolayı bir kez bile 'Teröre Lanet Olsun' diyemeyen bu vekillerin bir anlamda 'gövde gösterisi' yaparcasına Sinop'a gelmeleri hiç de yakışık almamıştır.
Oysa Basın Açıklaması için en uygun yer neden Ankara değil de Sinop oluyor bunu da sorgulamak gerek.
Bir kaç gün sonra benzeri bir girişim için Trabzon’un seçilmiş olması ise başlı başına bir sorundur.
BDP eğer bu tür çıkışları ile bir Türkiye partisi olduğunu ispatlamak istiyor ise once ‘terörün bitirilmesini’ istediklerini ve ‘terör örgütünün vur kaç saldırılarından vaz geçerek silahlarını gömmesi’ gerektiğini açıklaması gerekir.
Eğer sorun İmralı Süreci adı verilen gizemli barış sağlama çabaları ise bunu yolu toplumu germek değil toplumu kucaklayıcı sözler söyleyebilmektir.
Bile bile adam öldürme demek olan terör saldırılarının bir daha ortaya çıkmamak üzere durdurulmasına çaba harcanmaya başlandığını haykırmaktır.
Teröre lanet okumaktır.
Şehitlerimiz için dua okumaktır.
Topluma 'barış' ve 'kardeşlik' muştuları vermektir.
Terör saldırılarına dayanarak geniş toplumu ve toprakları paylaşmak gibi tasarılardan vaz geçmektir.
Silahlı terör eylemlerine bağlı olarak yaygınlaştırılmaya çalışılan ayrılıkçı söylemleri de bırakmaktır.
Kamuoyundan ancak %7 oranında destek görebilen BDP nasıl olur da Kürtlerin temsilcisi olabilir?
Bu hakkı onlara kim vermiştir?
Demokrasilerde bu tür ayrıştırmacı çabalar en azından 'etnik ırkçılık' olarak değerlendirilir.
Bu amaçla silahlı direniş çağrısı yapmak da terör örgütü övgüsünde bulunmak da suçtur.
Sorun Kürt kökenli yurttaşlarımızın iş, aş ve toprak sorunu ise bunların çözümü için çalışmak gerek.
Bugüne kadar bu alandaki nice sert çıkışlara karşı gerektiği gibi yasal yaptırımlar uygulanamamıştır.
1970'lerde olduğu gibi Sinop'tan Trabzon'a kadar 'eylem koymak' belki BDP'ye oy kazandırabilir diye düşünülmüş de olabilir.
Görebildiğime göre Başbakan Erdoğan'ın barış arayışı kapsamında 'terör örgütünün silahlarını gömmesi' gerektiğini açıklaması karşısında, BDP'den kimilerinin 'nâdim' olacağına sanki 'zafer' kazanmışcasına bir tavır içerisine girmesine hiç de gerek yok bence.
Başbakan Erdoğan'ın geçenler, 'Savaş kolaydır. Zor olan barıştır' sözünü niçin söylemiş olduğunu bugün Sinop'ta yaşanılan gerginlik de göstermiştir sanırım. Bilindiği gibi yıllardan beri terör örgütü de BDP de iktidarın uzattığı bazı 'barış dalı' için hiç de uygun olmayan gelişmeler ile cevap vermeye çalışarak üstünlük sağlamaya çalışmak gibi bir yola sapmışlardır.
Çatışma içerikli bir siyaset izlemeye çalıştıklarından 'artık yeter ve terör lanet olsun' diyememişlerdir bir türlü.
Bu gibi durumlar adında 'barış' ile 'demokrasi' gibi çok önemli iki kavram bulunan bir partiye hiç yakışıyor mu?
Savaş gibi barış da ölçülü olmayı gerektirir.
Kaderin oyununa bakınız ki AKP İktidarı şimdi İmralı, Kandil ve BDP arasında oluşturulan gizemli bir 'yol haritası' ile yüzyüze kalmıştır. İmralı Süreci adı verilen gizemlilik sonunda 'hak verilmez alınır' diyenler mi yoksa 'iktidar gücü' mü kazanacak göreceğiz kısmet olur ise.
Unutmayalım ki 'sabrın sonu selâmettir' erenler.
1977'de belgeselini çektiğim Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1780)'nin yüz yıllar önce söylediği gibi:
'Hakk şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler'
(Ankara 18.02.2013)
Bugün Sinop'ta yaşananlar geçtiğimiz yıllarda Samsun ve İzmir'de yaşanmıştı.
Bir de görülen o ki BDP'liler ne toplum içerisine katıldıklarında ne Paris'te ne de TBMM'de 'teröre lanet olsun' diyememişlerdir bugüne kadar.
İnsan canının en kutsal bir değer sayıldığı çağımızda bu kadar vurdum duymazlık göstermek kadar yanlış bir tavır düşünülemez.
Yaşanılan sürece kimilerince 'savaş' adı verilmesi ise başlı başına bir aymazlık değil de nedir?
Oysa 'savaş' iki ordu arasında belirli bir yerdeki silahlı çatışmanın adıdır.
Topyekun bir çatışmayı da içerir ki bu da herkes için kıyametin kopması demektir.
Oysa kimilerinin 'savaş' adını verdiği bu süreçte bir terör örgütü 'vur kaç yöntemi ile' hiç bir ayrım yapmadan kişileri de kitleleri de bir anda öldürmekten bir an bile geri durmamıştır.
Çünkü 'terör saldırıları' bu gibi özellikler taşır.
Terör birilerince tasarlanmış belirli siyasi emellerin bir aracıdır.
O emellerin yer tutması için vur kaç saldırıları ile ses getirmek ister.
Geniş toplumu parçalamak için ‘kan çıksın’, ‘kan davası yaygınlaşsın’ ister.
Ülkemizdeki nice karakol, ilçe, otobüs, çarşı ve caddenin kana boyandığını nasıl unutabiliriz?
ABD'deki 11 Eylül Terör saldırısı nasıl unutalabilir?
Ne kadar acıdır ki bu gibi çirkin saldırıları dolaylı olarak destekleyenler kadar bu saldırılar üzerinden içi boş 'ayrılıkçılık' söylemleri geliştiren kişiler ve siyasi oluşumlar, bu inatlarından bir türlü vaz geçmemektedirler.
Yaşanmakta olan huzursuzlukların içerisinde terör örgütünün varlığına bel bağlanılarak sürdürülmek istenen yoğun bir 'ayrılıkçılık siyaseti' uygulanmakta olduğu da çok açık.
Bütün bunları biriktiren Başbakan Erdoğan yaklaşık üç ay önce, 'Terör Örgütü Uzantılarını TBMM’de İstemiyoruz' dedikten sonra, 'BDP’li 9 milletvekili ve Van bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk’un dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkan AKP’li milletvekillerini de' uyarmıştı.(04.12.2012)
Görebildiğime göre Başbakan Erdoğan'ın barış arayışı kapsamında 'terör örgütünün silahlarını gömmesi' gerektiğini açıklaması karşısında, BDP'den kimilerinin 'nâdim' olacağına sanki 'zafer' kazanmışcasına bir tavır içerisine girmesine hiç de gerek yok bence.
Otuz yıldan bu yana yaşanılan terör saldırılarında bir anda aramızdan ayrılan canlardan dolayı bir kez bile 'Teröre Lanet Olsun' diyemeyen bu vekillerin bir anlamda 'gövde gösterisi' yaparcasına Sinop'a gelmeleri hiç de yakışık almamıştır.
Oysa Basın Açıklaması için en uygun yer neden Ankara değil de Sinop oluyor bunu da sorgulamak gerek.
Bir kaç gün sonra benzeri bir girişim için Trabzon’un seçilmiş olması ise başlı başına bir sorundur.
BDP eğer bu tür çıkışları ile bir Türkiye partisi olduğunu ispatlamak istiyor ise once ‘terörün bitirilmesini’ istediklerini ve ‘terör örgütünün vur kaç saldırılarından vaz geçerek silahlarını gömmesi’ gerektiğini açıklaması gerekir.
Eğer sorun İmralı Süreci adı verilen gizemli barış sağlama çabaları ise bunu yolu toplumu germek değil toplumu kucaklayıcı sözler söyleyebilmektir.
Bile bile adam öldürme demek olan terör saldırılarının bir daha ortaya çıkmamak üzere durdurulmasına çaba harcanmaya başlandığını haykırmaktır.
Teröre lanet okumaktır.
Şehitlerimiz için dua okumaktır.
Topluma 'barış' ve 'kardeşlik' muştuları vermektir.
Terör saldırılarına dayanarak geniş toplumu ve toprakları paylaşmak gibi tasarılardan vaz geçmektir.
Silahlı terör eylemlerine bağlı olarak yaygınlaştırılmaya çalışılan ayrılıkçı söylemleri de bırakmaktır.
Kamuoyundan ancak %7 oranında destek görebilen BDP nasıl olur da Kürtlerin temsilcisi olabilir?
Bu hakkı onlara kim vermiştir?
Demokrasilerde bu tür ayrıştırmacı çabalar en azından 'etnik ırkçılık' olarak değerlendirilir.
Bu amaçla silahlı direniş çağrısı yapmak da terör örgütü övgüsünde bulunmak da suçtur.
Sorun Kürt kökenli yurttaşlarımızın iş, aş ve toprak sorunu ise bunların çözümü için çalışmak gerek.
Bugüne kadar bu alandaki nice sert çıkışlara karşı gerektiği gibi yasal yaptırımlar uygulanamamıştır.
1970'lerde olduğu gibi Sinop'tan Trabzon'a kadar 'eylem koymak' belki BDP'ye oy kazandırabilir diye düşünülmüş de olabilir.
Görebildiğime göre Başbakan Erdoğan'ın barış arayışı kapsamında 'terör örgütünün silahlarını gömmesi' gerektiğini açıklaması karşısında, BDP'den kimilerinin 'nâdim' olacağına sanki 'zafer' kazanmışcasına bir tavır içerisine girmesine hiç de gerek yok bence.
Başbakan Erdoğan'ın geçenler, 'Savaş kolaydır. Zor olan barıştır' sözünü niçin söylemiş olduğunu bugün Sinop'ta yaşanılan gerginlik de göstermiştir sanırım. Bilindiği gibi yıllardan beri terör örgütü de BDP de iktidarın uzattığı bazı 'barış dalı' için hiç de uygun olmayan gelişmeler ile cevap vermeye çalışarak üstünlük sağlamaya çalışmak gibi bir yola sapmışlardır.
Çatışma içerikli bir siyaset izlemeye çalıştıklarından 'artık yeter ve terör lanet olsun' diyememişlerdir bir türlü.
Bu gibi durumlar adında 'barış' ile 'demokrasi' gibi çok önemli iki kavram bulunan bir partiye hiç yakışıyor mu?
Savaş gibi barış da ölçülü olmayı gerektirir.
Kaderin oyununa bakınız ki AKP İktidarı şimdi İmralı, Kandil ve BDP arasında oluşturulan gizemli bir 'yol haritası' ile yüzyüze kalmıştır. İmralı Süreci adı verilen gizemlilik sonunda 'hak verilmez alınır' diyenler mi yoksa 'iktidar gücü' mü kazanacak göreceğiz kısmet olur ise.
Unutmayalım ki 'sabrın sonu selâmettir' erenler.
1977'de belgeselini çektiğim Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1780)'nin yüz yıllar önce söylediği gibi:
'Hakk şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler'
(Ankara 18.02.2013)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder