20 Nisan 2013 Cumartesi

Erdoğan'ın örtülü savaşa karşı 'barış' sınavı

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ

17 Şubat '13 Siyaset

Erdoğan'ın örtülü savaşa karşı 'barış' sınavı

Erdoğan'ın örtülü savaşa karşı barış sınavı

İnsanoğlu kadar kendisine zarar verebilme yolları da bulabilen bir başka varlık yok yeryüzünde.
Baltalardan barutlu silahlara, tanklardan uzaktan kumandalı füzelere kadar neler yaptı biliyoruz.
Batı’nın Atom Bombası, Napalm ile Hidrojen bombaları buluşu ise insanlık için en büyük tehdit.
Onların bu çalışmalarına Pakistan ile İran gibi İslam ülkelerinin de katılması birer kabadayılıktır.

Savaşta vur kaç içerikli sinsi terör de insanlık suçudur. Bu tür öldürme içerikli eylemler ister egemen bir devletlerce yönetilsin ister uluslararası birleşik bir oluşum aracılığı ile olsun ister gizli terör odakalrı ile onların kimi siyasi ve ticari uzantılarınca olsun artık tiksinti veren iğrenç birer suç sarmalından başka bir içerik taşımamaktadır. Sorunun çirkin yönlerinden biri de sinsi terör eylemlerini gerçekleştirenlerin, söz konusu arkadan vurma eylemlerini görmezden gelerek; geniş toplumu her türlü saldırıdan korumak zorunda olan Güvenlik Güçlerinin savunma ya da saldırı eylemlerini 'devlet terörü' olarak nitelemek yolu ile kendilerini haklı (!) çıkartmaya çalışmalarıdır.

Bu bağlamda 'teröre övgü' içerikli propagandalar ile 'silahlı eyleme kalkışmak' amacı ile gizli gizli 'örgütlenmek ve silahlanmak' gibi ayrılıkçı vur kaç eylemlerinin de etkin karşı propagandalar ve güvenlik önlemleri ile karşılanması kaçınılmazdır. Anlaşılan o ki eğitim süreçlerinde insan sevgisi, insan canının kutsallığı, savaş, barış ve terör gibi konuların da işlenmesi gerekmektedir.

Öncelikle terörü geliştirmek, yaygınlaştırmak için teke tek vuruşmak içerikli silahlar dışında toplu kıyımları da içeren korkunç güçteki silahları üretenleri de bütün kalbimle lanetliyorum.
Dile kolay ülkemiz ‘otuz yıldan bu yana’ örtülü bir ‘savaş’ süreci yaşıyor.
Bu süreç için terör saldırılarını savunmaya yönelik Terörle Mücadele kavramı yeterli olamadı.
Savaş karşılıklı orduların çarpışması iken terör sinsi vur kaç eylemlerinden oluşuyor.
Kişiler ile kurumlar nerede bulunurlar ise bulunsunlar savaş da terör de korkunç bir kıyımdır.
Umulur ki savaşlar için yakıştırılan fetihler çağı artık geride kalmıştır.
Ancak son iki yüz yıl içerisinde toplumumuzu sarsan tedhiş(terör) eylemleri günden düşmedi.
‘Ateş olmayan yerden duman tüter’ mi hiç?
Otuz yıllık gelişmeler için resmi ağızlar ‘terörle mücadele’ derken, ayrılıkçı kesim ‘savaş’ diyor.
Yaşanılan acıla
rdan dolayı geniş toplum 'artık yeter!' diyecek bir aşamaya gelmiştir.
AKP İktidarı da sanırım kamuoyu yoklamaları ile yaklaşan kimi tehlikeleri de sezmeye başladı.
Başbakan Erdoğan savaşla barış arasında kaldı.
 
Örtülü, Gizli, Siyasi içerikli otuz yıllık Uluslararası Terör Savaşı bitti bitecek gibi görülüyor.
‘Silahların gömülmesi’ için yola çıkan Başbakan Erdoğan bakalım nasıl bir çözüm bulabilecek.
Başbakan Erdoğan Terörle Mücadele sürecinden gizemli bir ‘barış’ sürecine gelip dayandı.
Gelişmelere göre, gizli de olsa, belirli konularda AKP İktidarı ile PKK ve BDP uzlamış gibi.
Toplum huzuru ile istikrarın sağlanması için yasa eşitlikler bağlamında terör bitirilecektir.
Terör saldırılarının bütün sinsiliğine rağmen Güvenlik Güçlerimizin üstünlüğü yadsınamaz.
Vur kaç içerikli terör saldırılarının kıyımlarına karşılık Güvenlik Güçlerinin bazı açmazları da yaşandı.
Akıtılan kanların hesabını vermesi gereken sorumlular kamuoyu ve tarih önünde suçludur.
Gerçi Terörle Mücadele savaşında kim yendi kim yenildi bir türlü açıklığa da kavuşamadı, bir türlü.
Birilerince başlatılan terör saldırıları ile amaçlanan siyasi kazanımların geleceği etkisi ise belirsiz.
Savaş da terör de maddi ve manevi yıkımlar içerir
Yedek subaylığımdaki silah eğitimim yanında diğer bilgilerime göre savaş en büyük insanlık kıyımıdır.

Kore Savaşı ile Kıbrıs Savaşı'na katılmış bir kaç kahraman ile görüşümlüğüm vardır.
Güneydoğu’da teröre karşı mücadele sürecinde bulunan değişik kesimden kişilerle de görüştüm.
Terörün de içinde bulunan kişiler ile çevrelerine verdiği maddi ve manevi yıkım korkunçtur.
Barış içerisindeki toplumları dağıtmanın en etkili yolu olarak seçiliyor savaş da terör de.
Toplumdaki sevgi saygı ve paylaşım gibi değerler bütününü yıkıyor silahlı çatışmanın her türlüsü.

Toplumları rahatlattığı için barış için çok az ancak yakıcı savaş üstüne pek çok özdeyiş söylenmiştir.
Bugün bu tür yıkımların ne gibi yansımaları ile içiçe yaşamakta olduğumuzu hepimiz biliyoruz.
Savaş üzerinde çok düşünülmesi gereken bir kıyım sürecidir
Anafartalar ve İstiklal Savaşı kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün:
'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözü ile başlayalım söze...
Ona göre, ‘Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Ama ulus yaşamı tehlikeye düşmedikçe, harp bir cinayettir.’

Ayrıca Gazi’nin, ‘Dünyada yenilmez kimse, yenilmeyen takım, yenilmeyen ordu, yenilmeyen kumandan yoktur. Yenilgilerden sonra üzülmek de tabiidir. Ancak bu üzüntü insanın maneviyatını yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır. Yenilen, toparlanarak kendini yeneni yenmek için olanca gücü ile azimle daha çok çalışmalıdır’ sözü ise insanlık durumları yanında çalışmanın kutsallığını önermesi bakımından da dikkate değer bir yaklaşımdır.

Prusya Kralı Büyük Frederik savaşmak adlı sarmalın ne gibi tehlikeler içermekte olduğunu da vurgularcasına, 'Eğer askerler düşünmeye başlasaydı, orduda kimse kalmazdı' diyor.
Atom Bombası mucidi Albert Einstein içinden başarı (!) ile çıkılan 2. Dünya Savaşından sonra, diyor ki:
'III. Dünya Savaşının hangi silahlarla yapılacağını bilemem, ama IV. Dünya Savaşı taşla ve sopayla yapılacak' gibi bir öngörüde bulunur. Eğer insanoğlu son yüz yıl içerisinde yükselen değerler arasında yer alan İnsan Hakları kapsamında ‘silahsızlanma’ eylemlerini sağlayabilir ise, bence de gelecekte yeniden erkek erkeğe karşılıklı vuruşmalar başlayacaktır, diyebiliriz.
Anarşist feminist Emma Goldman silahların gölgesine de sığınarak savaşlara yol açan kimi siyasetçiler ile askerlerini tanımlamak adına, 'Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır' diyor haklı olarak.

2. Dünya Savaşının en dirençli komutanlarından ABD'li General Patton, 'İyi taktikler en kötü stratejiyi bile kurtarabilir. Kötü taktikler ise en iyi stratejiyi bile mahvedebilir' diyor.
Bilindiği gibi General Patton Fransa’yı işgal altında tutan Alman Orduları ile SSCB Ordularını zırhlı birliklerinin yönetimindeki üstün taktikleri ile yenmiştir. Onun 1943’te Kuzey Afrika’daki Alman Ordusuna karşı giriştiği savaştan başlayarak Avrupa’daki savaş alanlarındaki başarılarını anlatan Franklin J. Schaffer’in yönettiği General Patton filmi 1971’de yedi Oscar ödüllü kazanır.

General George Smith Patton ayrıca, 'Savaşta her adam korkar. Eğer bir adam korkmadığını söylüyorsa yalan söylüyordur. Bazı adamlar korkaktırlar ama en az cesur adamlar kadar iyi savaşırlar veya kendileri kadar korkak adamların nasıl cesurca savaştığını görüp donakalırlar. Gerçek kahramanlar korktukları halde savaşanlardır' diyerek savaşın nasıl bir kişilik geliştirdiğini de anlatmış olmuyor mu?

General Patton bir gün dayamayıp diyor ki, 'Bir zamanlar, dangalağın teki ordunun yanlarının güvenli olması gerektiğini söylemiş. O günden beri dünyanın her yerindeki orospu çocukları ordularının yanlarını güven altına almaya çalışmış. Buna katılmıyorum. Benim ordumun yanları düşmanın düşünmesi gereken bir şey, benim değil. O benim yanlarımın yerini bulana kadar, ben o piçin gırtalağını çoktan kesmiş olurum.'

Gelecek yazımda toplumumuzu maddi ve manevi yönlerden kemiren ve önlenmesi de uzlaşılması da zor olan ‘vur kaç’ içerikli terör eylemleri için söylenmiş bazı düşünceleri irdelemeye çalışacağım

http://blog.milliyet.com.tr/erdogan-in-ortulu-savasa-karsi-baris-sinavi/Blog/?BlogNo=402934

Hiç yorum yok: