18 Kasım 2011 Cuma

Yaşayan diller ile ölü dillerin bugünkü durumu



Mesleğim gereğince incelemek zorunda olduğum bu alanlara giren dil bilim ve anlam bilim çerçevesinde bakıldığında Yerel Ağızlar ile değişik etnisitelerin dar yada geniş alanalrda konuşageldikleri diller yada dilimsi ifade biçimleri; bazı KÜLTÜR ve UYGARLIK DİLLERİ'nin eryip gitmek durumunda kalmış oldukları gibi;acı da olsa, giderek etkilerini yitireceklerdir.
WİKİPEDİA'nın ÖLÜ DİL açıklamasına bakıverelim bir :
''Bir dili, anadili olarak konuşan kitle ikinci bir dil öğrenir, ikinci dili anadilinden daha geçerli yada önemli bir dil olarak görmeye başlarsa,zaman içinde birinci dil (anadili) gücünü ve işlevini yitirmeye ve konuşulmamaya başlanır,sonunda da konuşulmaz olur...Anadilini yitiren ana (büyük) kitle, kendinden ayrı ya da ana kitleden kopuk olarak başka yerlerde ve izole biçimde henüz anadilini konuşmakta olan küçük kalıntı gruplarını da, temas kurması halinde olumsuz anlamda etkileyebilir, o küçük yerlerde de anadilinin bırakması sürecini hızlandırabilir.''

Yaşadığımız topraklarda varlıklarını konuşularak ve kayalara yazılarak ispat etmiş olan: HİTİTÇE, URARTUCA ,ASURCA, FRİGCE, GALATÇA, LUVİCE, KAŞKACA ile HAYASÇA ne oldu? Benzer durumlar : URAL - ALTAY dil topluluğu içinde yer alan TÜRKÇE için de söz konusu. Bu açıdan bakıldığında ÇİN SEDDİ'nden buraya doğru: ÇUVAŞÇA, ÇAĞATAYCA, HAZARCA, İSKİTÇE, AVARCA, PEÇENEKÇE, HUNCA ne oldu? Ayrıca değişen çağlar boyunca bugün özellikle, bize yakınlıkları yönünden, hiç bir zaman kopamayacağımız KAFKASYA ile BALKANLAR'daki DİLLER, LEHÇELER ile AĞIZLAR da önce TÜRKÇE'nin sonra da sırası ile RUSÇA, BULGARCA, GÜRCÜCE, ROMENCE, SIRPÇA, GREKÇE ile MAKEDONCA'nın etkisi altında değiller mi?

Kökleri ne kadar eskilere dayanır ise dayansın bazı DİLLLERİN AĞIZ yada LEHÇE olarak var olan uzantıları;daha önceUYGARLIK YOLU'na çıkmış ve kendi SÖZ VARLIĞI'nı zenginleştirmiş ve işlenmiş DİL karşısında yavaş yavaş eriyecektir. Ölmüş gitmiş devletler, milletler olduğu gibi ÖLÜ DİLLER de insanlığın kaderinde var. Çok öğündüğümüz TÜRKÇE bile dün Arapça ile FARSÇA'nın değişik etkilerini taşırken; bugün FRANSIZCA ile İNGİLİZCE'nin kelime dağarcığından kendisini kurtaramamaktadır.Sanal ortamda bu konuda pek çok açıklama var. Bir de bir dilin özündeki yapılanma biçiminden dolayı da gelişmelere açık olması gibi bazı özelliklerinin varlığı da o dili diğer diller karşısında daha dirençli kılıyor.

Prof. Negroponte : Geleceğin bilgisayar dili TÜRKÇE'dir, demişti (Being Digital 1993?). Çünkü TÜRKÇE'in SÖZ VARLIĞI'nın % 95'ten çoğu eğilip bükülmeden konuşulduğu ve yazıldığı için diğer dillere göre tartışmasız bir üstünlük taşıyor. Öğrendiğime göre TÜRKÇE bilgisayar ortamına en az 15bin kadar kelime ile egemen olmuş durumdadır. Bu da dilimizin gücünü göstermesi bakımından önemli. Gelişen çağ karşısında ESPARANTOCA'nın gelişemediğini hepimiz biliyoruz.

Bilindiği gibi bu uydurma dil orta yol bir gramer yapısı ile pek çok dilden kelimeler de alarak yaşayacak sanılmıştı. Oysa olmadı. Batı'daki diller arası kavgayı İNGİLİZCE kazancı. Neden? Çünkü İNGİLİZCE bilimsel buluşların büyük bir çoğunun ortaya çıktığı ABD'nin resmi dili idi. Bir de ABD, İngiltere, Avustralya ile Kanada gibi güçlü ekonomiler de İNGİLİZCE için çalışıyordu. Bu yüzden de Fransızca ile İspanyolca elenmiş oldu. Her ne kadar her dil öğrenilebilir, zor dil yoktur dense bile İNGİLİZCE Fransızca, İspanyolca, Almanca ve Rusça'ya göre çok daha yalın bir dil. Bu bakımdan da uluslar arası iletişimde en ön sırada yer almaktadır.

Ayrıca bir dil ya da bir lehçe eğer KENT HAYATI yanında matematik, geometri ve felsefe alanlarında yeterince kuşatıcı olamaz ise baştan ölmüş diğer diller karşısında direnememiş demektir. Yaklaşık yirmi yıl önce Rüstem BATUM'un sunduğu bir sohbet (Rüstem Batum Show) dizisinde; KÜRTÇE Müzik yaptığınızı söylüyorsunuz fakat ben dinledim kasetinizde TÜRKÇE müzik de var, bu nasıl oluyor, diye sorduğunda Kürtçe müzik yapımcısı Kemal KAHRAMAN : KÜRTÇE henüz emekleme aşamasında bir dildir. KENT'i açıklayamıyor. Bu yüzden de TÜRKÇE parçalara yer verdik, demişti.

Bu varlık yokluk savaşı o dili savunanların güçsüzlüğünden, dirençsizliğinden çok o dilin kendi ÖZ YAPISI ile SÖZ VARLIĞI yanında karşılıklı etkileşim ile varlığını yükseklere çıkartabilme konusundaki kelime türetmeleri de kapsayan iç yapısının sağlamlığı ile ilgilidir. 1990'larda ve 2000'lerde yapılan bir kaç ankete göre ülkemizde konuşulan pek çok ana dile rağmen TÜRKÇE birinci derecede gerekli görülmekte; ikinci olarak da İNGİLİZCE öğrenilmek istendiği ortaya çıkmaktadır. Kaçınılmaz olarak bazı ödünç kelimelere rağmen TÜRKÇE'nin söz diziminde ve dağarcığında bu güç var. Toplumlar arası ilişkilerdeki etkinliği bilinen DİL eğer yapısı sağlam ve çağı da anlatabiliyor ise var olmak ile yok olmak arasındaki yolculukta; erimez, yok olmaz kazanır bence...

**
EK
Konfüçyüs'e bir gün sormuşlar:

"Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?"
Büyük filozof, şöyle cevap verdi:
"Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım. Şöyle ki: Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki dil, çok önemlidir!"

Yorumlar:
Kadri KANPAK :

19 uncu yüzyıl ve 21 inci yüzyıl arasındaki 20 inci yüzyıl tam bir zaman köprüsü; çünkü 19 uncu yüzyılla 21 inci yüzyılarasında nelerin benzer olduğunu veya ne kadar benzediğini incelemek Sosyologlar ve Antropologların uzmanlığında onların sınırına girmemek şartıyla şunu söyleyebilirim ki; zamanın akışını tam yaşayan tüm coğrafyalarda insanların dilinden başka özel veya geçmişe benzeyen bir şeyi kalmamış ve kitle iletişim araçları nedeniyle dünya ölçeğinde dil dışında kültürel bütünleşme sürecine girilmiştir ki; artık bir çok yerel dillerinde ölme sürecine girdiği bilinmektedir. Aslında 19 uncu, 20 inci değişimden hareketle 21 inci yüzyılın nelere gebe olduğu konusunda toplum bilimcilerce bir konsültasyon özeti sunulsa ve her millet, her devlet ve her aile reisi ona göre vizyon oluşturmasına büyük katkı sağlar. Emek ürünü enine boyuna bloglarınız için sizi kutluyorum, Saygılar.
20.02.2010 21:05:06

Ömer Faruk:

Kadri Bey karşılıklı anlaşmanın en gizemli yolu DİL olduğu için değişim sürecimizde bir İMPARATORLUK DİLİ olarak gelişen OSMANLICA'nın özünü oluşturan TÜRKÇEMİZ ile birlikte varlığımızı devam ettiriyoruz.Gerçekte engin bilgilerinize dayalı olarak yazdığınız gibi yerek olsun yada olmasın bazı DİLLER ile DİLİMSİ bazı oluşumlar yok olmaya mahkumdur. Karşılıklı etkileşim sağlayan en önemli KÖPRÜLER'den biri olması bakımından yazımdaki yaklaşımlardan çekip çıkartmış olduğunuz DİL de pek çok yönü ile üzerinde tartışılması gereken konulardan birsidir. Ne ki biz her şeyi hazır bulmaya aşılık olduğumuzdan maddi ve manevi olarak çevremiz ve beynimizi kuşatmış olan gerçekliklerden kopuk olarak yaşamayı seviyoruz.
(Ankara 20 Şubat 2010)

Hiç yorum yok: