Yeni Anayasa değişikliği şimdiden hayırlı olsun...
Ancak toplumsal araştırmalar göz önüne alınmadan siyaset yapılabilir mi?
Son yıllarda bu tür gerçekler daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Bu yüzden BTÖ saldırılarını arttırmış, etnik milliyetçilik çadırlardan köylere, beldelerden kentlere kadar uzanarak ülkeyi 'kaynayan dev bir kazan' durumuna sokmuştur.
İki buçuk aylık uzun bir tatilden sonra dün TBMM çatısı altında Türkiye'nin en güçlü iki makam sahibinin yapmış olduğu konuşmaların içeriği bu tür durumlara da işaret etmesi bakımından oldukça büyük önem arz etmektedir. Toplumsal hayatta ki hukuk da bunun içindedir, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Yeni anayasa çıkışı ile geniş toplumdaki değişik kıpırdanışlar ve özellikle etnik milliyetçilik tabanına dayanarak gelişen terör eylemleri ile kamuoyunda tartışılmaya başlanan ayrılıkçılık eğilimlerinin güçlenmesini bu yönleri ile düşünmemiz gerekmektedir.
Kaldı ki yıllardan beri ülkemizde sağlıklı ve güvenli bir oy verme süreci de yaşanmamaktadır. Bazı yörelerde elde edilen sonuçların pek çok etki tepki ve baskılar yolu ile sağlandığını da unutmayalım. Yirmi yıl önce bile bir belediye başkanı bırakınız eşinin akrabasının oylarının kendisine verilmemiş olmasını; oy kullanmış olduğu sandıkta kendisinin bir tek (!?) oyunun bile çıkmamış olduğunu biliyorum. Sandık güvenliği, YSK seçmiş olduğu görevliler, oy sayımı, oyların dökümü, sandıkların kaçırılarak içlerine her kim baskı kurmuş ise onların 'evet' damgalı oy pusulalarının doldurulduğu, sandık üyelerinin ne tür baskılara uğramakta olduğu gibi hikayeler dün olduğu gibi bugün de dilden dile dolaşmaktadır.
12 Haziran Seçimleri sonunda BDP'ye geçmiş olan bağımsız milletvekillerinin sessiz sedasız ve hiç bir yorum yapmadan Milletvekilliği Yemini İçmiş olmaları yakında ne tür siyasi ve ideolojik fırtınaların kopacağının da ilk işaretlerinden biri olsa gerektir. Bana göre hiç bir anayasa bütün bilim dallarından en yetkili bilim adamları bir araya gelmeden yalnızca siyasilerin tartışmaları ile hazırlanamaz.
Bu yüzden %80 kadar değiştirilmiş olan içi sakatlıklar ile dolu 1982 Anayasası yine de başta dokunulmazlıklar ve YÖK, RTÜK gibi üst yapı kurumlarını korunduğu sürece sağlıklı bir Yeni Anayasa olarak sunulabilmesi mümkün değildir. Önümüzdeki aylar boyunca bu konular bütün ayrıntılarına kadar inceden inceye tartışılacak olsa da ekonomi, örgütlenme, kanunların ruhu, sosyoloji, psikoloji, tarih, anlam bilim ve diplomasi yönlerinden 'siyasetçilerin kendi yollarından döndürülebilmesi' gibi bir umuda kapılmamak gerekiyor.
Mesleğim açısından önem verdiğim bu konu için şu soruyu sormak istiyorum:
GÜNEY DOĞU ANADOLU ARAŞTIRMALARI neden dikkate alınmaz?
Çünkü gerçekler ya çok acıdır ya da ol kişilerin kendinden menkul tasarıları ile örtüşmemektedir.
Sosyoloji biliminin ilk kurucularından Fransız David Emile Durkheim (1858-1917)diyor ki:
''Eğer insanları mutluluğa kavuşturmayacaksa sosyolojiyle bir saat uğraşmaya değmez''
İşte bu kapsamda tek tek toplumlar yanında bireylerin de çok yönlü mutluluğu için uğraşan bütün çalışma alanları gibi sosyolojik araştırmalar da göz ardı edilemez. Bu açıdan toplumlara hizmet etmek onları maddi ve manevi yönlerden sağlıklı kılmak ve belki 'adil bir paylaşım' için yola çıkan siyasetçiler de sosyolojik araştırmalara dayanmadan ne siyaset yapabilirler ne de geleceği kurabilirler.
Birlikte okuyalım:
Bölgesel Kalkınmanın Can Suyu: GAP
Küresel Terörizmin Sosyal Dinamikleri ve Önleyici Politikalar
Suyun Öteki Yüzü ‘GAP Bölgesi Baraj Göl Aynasında Kalacak Yörelerde İstihdam ve Yeniden Yerleştirme Sorunları Araştırması
Öncesi ve Sonrasıyla Keban Barajı: 30 Yıl Sonra Ağın ve Keban Köylerinin Sosyo-Ekonomik Durumu
Değişen Dünya ve Türkiye’de Eşitsizlikler – IV. Ulusal Sosyoloji Kongresi
Dünyada ve Türkiye’de Farklılaşma, Çatışma ve Bütünleşme II – 3. Ulusal Sosyoloji Kongresi
Barajlar: Yeniden Yerleşim ve Sosyal Etkiler
Toplum ve Göç – 2. Ulusal Sosyoloji Kongresi
(Ankara 01 Ekim 2011)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder