(Düziçi Gazetesi için kısaltılarak yollanmıştır)
Son yirmi saat içindeki gelişmeler yüzünden bugün için Düziçi ile ilgili olarak 1950’lerden söz açmaya gerek yok. Çünkü bölücü terör ateşi ne yazık ki Bitlis’te sekiz (8) Hakkari’de ise yirmi altı (26) can almış bulunuyor. Acımız büyüktür.
Anlaşılan o ki terör örgütü gerekli dersleri almamış olduğundan kendisini sürekli olarak güncellemekten geri durmamaktadır. Artık yıldan yıla değil aydan aya serpilip gelişen terör sorununu çözmek için çok yönlü tedbirler almaktan kaçınanlar, bugün ortalıkta hiç mi hiç görünmemektedirler. Çünkü onlara göre sorunu Güvenlik Güçleri’ne havale etmek kadar güzel bir yol tutulamaz. Bu süreçteki Terörle Mücadele için biraz edebiyat parçalamak bir kaç yıl daha iktidarda kalabilmek için çıkar bir yol olarak düşünülmüş olsa gerek. Ayrıca ‘dostlar alış verişte görsün’ babında mümkün olduğunca değişik ihaleler yolu ile terörün sadece ve sadece bir takım maddi yatırımlar ile çözülebileceği düşünülmüştür. Oysa o günlerden bugünlere kadar geçen süre içerisinde etnik ayrımcılık yaygınlaşmış, kimi gençlerin köylerden ve kentlerden dağlara doğru yollandığı da gözlerden kaçmamıştır.
Çıkmaz sokakların içine çekilenlerin durumunu iyi sorgulamak gerekir
Oysa bu tür kendini bilmezler ile çok değişik taktikler uygulamakta olan terör örgütü yaklaşık otuz yıldan bu yana milleti maddi ve manevi yönlerden nice açmazlara sürüklemekte, toplum huzurunu bozmaktadırlar.
Uzaktan kumandalı çok büyük terör saldırılarını gerçekleştirenler biliniyor ki bu alandaki birinciliği ellerinde tutmaktadırlar. Ülkemizdeki bazı faili mechul cinayetleri işleyenlerin nerelerde aranması gerektiği de giderek anlaşılmaktadır sanırım.
Biliyoruz ki ABD, İngiltere, Fransa , Rusya, İtalya ve İran terör söz konusu olduğunda en zecri tedbirleri alarak kendilerini tehdit eden saldırganların kökünü kazımak için her türlü tedbiri almaktan çekinmemiştir. Özellikle ABD ile İngiltere bu amaçla deniz aşırı seferler çıkmaktan adalar ve ülkeler fethetmekten gözünü bile kırpmamıştır. Anlaşılan o ki Türkiye ne kadar çırpınır ise çırpınsın Terörle Mücadele konusunda müttefiklerince bile yalnızlığa itilmiş bir durumda bulunmaktadır.
Son iki yıl içindeki terör saldırıları ışığında Sayın Erdoğan'ın tarifine göre ‘bıçak kemiğe’ dayanmış, peşinden de çok daha derinlere doğru yoluna devam etmekte kararlı görülmektedir.
Dünden bugüne neler değişti?
İçinde pek çok dahili ve harici nedenler bulunan terör yarım yüzyıldan beri önlenemedi. Çünkü terörün bir ‘çapulcu’ işi olduğu sanıldı. Bütün siyasi kadrolarca hafife alındı. O dönemlerin yetkililerinden hiç ses çıkmıyor bugün. Hiç biri nerede yanlış yapmıştık diye bir değerlendirme yapmıyor.
Bence terörü besleyen iç sebepler gerektiği gibi değerlendirlemedi.Öğrenci hareketleri içinden çıkan etnik ırkçılık sanıldı. Terörün kökü kömeci, maddi ve manevi yönleri incelenmedi. Özellikle Güney Doğu’daki toprak mülkiyeti ile halkın geçim şartları kendi haline bırakıldı.Mevsimlik işçilik, ırgatlık, marabalık, yarıcılık, oy birlikteliği hep aynı kalacak sanıldı.
Değişim adlı dev dalgayı hiç bir siyasetçi göremedi.Çünkü hiç biri toplumsal bilimlere de ekonomiye de gerektiği gibi eğilemedi.Siyasi ikbal yanında devlet ve millet mallarının talanı için çalıştılar. Oysa toprak ağalığı tarımda makineleşme ile güçlendikçe Batı’ya göçler arttı.Toprak ağaları tarımda olduğu kadar ticarette ve siyasette de güçlendikçe güçlendiler.
Öte yandan bizi bizden daha iyi değerlendirebilen iç ve dış merkezler kendilerince örgütlendiler. Cumhuriyet’le birlikte kör topal da olsa Türkiye’deki ekonomik gelişme ve toplumsal bütünlük onların ağırına gidiyordu. Bütün etnik kimlikler etle tırnak gibi birbirine kaynaşmaya devam ediyordu.
Tepesine Atom Bombası yağdırılan Japonya’dan sonra durdurulamayan Türkiye de her bakımdan kuşatılmalıydı.Büyük bir planın parçası olarak adı belli terör örgütü kuruldu. Bu oluşumu başta AB’li bazı ülkeler ile Suriye destekledi. Türkiye’nin içinden çürümeye başlaması dost düşman herkesi sevindiriyordu. Ne yazık ki Askere, polise ve koruculara bırakılan terörle mücadele bugün istenilen yerde değil. Teşhis noksan ve yanlış olunca sonuç da böyle olur.
Kendi yurttaşlarını sinsi saldırılar ile öldürebilen bu tür örgütlenmenin dünyada eşi benzeri var mıdır?
Etnik milliyetçilik gerektiği gibi cevaplandırılamamıştır
İçi hiç bir arkeolojik ve tarihi bilgi ve belge ile desteklenemeyen etnik milliyetçilik artık özerklik için başlı başına bir dayatmadır. Bu konuda hiç bir ayrıntıya giremezsiniz. Böyle bir durumda ossaat ya faşistlikle ya statükoculukla ya Cumhuriyetçilikle ya Kürt düşmanlığı ile ya da demokrat olmamakla suçlanmanız işten bile değildir. Bu tartışmalarınızda önem sırasına göre ne arkeolojik, ne tarihi ne edebi ne dil bilim ne anlam bilim ne siyasi ne de kültürel sosyolojik açıklamalarınız dinlenir. Etnik milliyetçiler için tek çözüm Türkiye’nin bölünmesi için masaya oturmaktır.
Güçlü Türkiye’ye rağmen taşeron örgüt ne olacak?
Kardeşlik Projesi gelenek görenek ve dil kardeşlikleri bakımından gerekenleri yaparak bilgi paylaşımı kamuoyuna sunulmadı. Yazdıkları yazılar ile ayrılıkçılık yapanlar ile BTÖ’nün çirkin eylemlerini kınamaktan ve onu bir terör örgütü olarak lanetlemeyen ayrılıkçı siyasi kanat ise bugün TBMM’de en sert muhalefeti sergilemeye başlamış bulunmaktadır.
Sonuçta teröre yardım ve yataklık yapanlar dün bir iken bugün bin olmuş durumda. Ne yazık ki Batı damgalı büyük bir tasarının (?) içimizde siyasi ve ticari pek çok payandası vardır. BTÖ de bu payandaların vazgeçemedikleri silahlı eylemin beynidir. Siyaset de onun istediği biçimde yürütülecektir. Sayın Başbakan’ın nitelendirmesine göre de BTÖ birilerinin taşeronu ve maşasıdır. Sayın Erdoğan’ın tespitlerine göre: Terör örgütü, Türkiye'nin huzuruna, kardeşliğine ve istikrarlı büyümesine kasteden odakların taşeronu olduğunu bu son olaylarla bir kez daha göstermiştir.
Taşeron örgüte sadece misilleme yapmak yeterli midir?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bu sabah Hakkari'nin Çukurca ilçesindeki terör saldırısı ile ilgili olarak:
Şunu kimse unutmamalıdır ki bize bu acıyı çektirenler, misliyle çekeceklerdir. Devletimizi bu saldırılarla sarstıklarını zannedenler, hizaya getireceklerini zannedenler, göreceklerdir ki bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle de alınacaktır, açıklamasını yapmış bulunuyor.
Özerk ya da bağımsız bir Kürdistan(!?) dayatması için örgütlenmiş olan canilerin bile bile işledikleri bu alçak kıyımlarda aramızdan ayrılmış olan bütün yurttaşlarımız nur içinde yatsın.
Gelişmeleri sabırla ve metanetle izliyoruz.
( Ankara 19 Ekim 2011)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder