19 Kasım 2011 Cumartesi

Taşeron bıçak şimdi nerede?

Son yirmi saat içindeki gelişmeler yüzünden bugün yayınlamayı düşündüğüm ekonomik güncelleme konusunu şu an için açmaya gerek yok. Çünkü yıllardan beri söndürülemeyen terör ateşi ne yazık ki Bitlis’te sekiz (8) Hakkari’de ise yirmi altı (26) can almış bulunuyor. Acımız büyüktür.

Anlaşılan o ki terör örgütüne gerekli dersler zamanında verilememiş olduğundan kendisini sürekli olarak güncellemekten geri durmamaktadır. Yıllardan beri sinsice canlarına kıyılanlardan ötürü bu terör saldırılarını yapanlar ile yaptıranlar kim bilir ne kadar sevinmektedirler. Bu konuda onların ana babaları ile nice yandaşları da oldukça büyük bir sevince boğulmuş bulunmaktadır bence. Çünkü bu tespitin aksini gösteren hiç bir söz yok ortalıkta. Kendi zamanlamalarına göre çarşaf çarşaf ‘bildiri’ okuyan kafadarlar şimdi kim bilir nerededirler.

Terörle Mücadele masalı artık kimseyi kandıramıyor

Artık yıldan yıla değil aydan aya serpilip gelişen terör sorununu çözmek için çok yönlü tedbirler almaktan kaçınanlar da ne yazık ki bugün ortalıkta hiç mi hiç görünmemektedirler. Çünkü onlara göre sorunu Güvenlik Güçleri’ne havale etmek kadar güzel bir yol tutulamazdı.Bu süreçteki Terörle Mücadele için biraz edebiyat parçalamak bir kaç yıl daha iktidarda kalabilmek için çıkar bir yol olarak düşünülmüş olsa gerek.

Ayrıca 1990’larda ‘dostlar alış verişte görsün’ babında mümkün olduğunca değişik ihaleler yolu ile terörün sadece ve sadece bir takım maddi yatırımlar ile çözülebileceği düşünülmüştür. Oysa o günlerden bugünlere kadar geçen süre içerisinde etnik ayrımcılık yaygınlaşmış; kimi gençlerin köylerden ve kentlerden dağlara doğru yollandığı da gözlerden kaçmamıştır.Kısaca Terörle Mücadele masalı artık kimseyi kandıramıyor

Çıkmaz sokakların içine çekilenlerin durumunu iyi sorgulamak gerekir

Akıl hocalarının öğtleri doğrultusunda değişik taktikler uygulamakta olan eli kanlı terör örgütü yaklaşık otuz yıldan bu yana milleti maddi ve manevi yönlerden nice açmazlara sürüklemekte, toplum huzurunu bozmaktadır.

Uzaktan kumandalı çok büyük terör saldırılarını gerçekleştirenler biliniyor ki bu alandaki birinciliği ellerinde tutmaktadırlar. Ülkemizdeki bazı faili mechul cinayetleri işleyenlerin nerelerde aranması gerektiği de giderek anlaşılmaktadır sanırım.

Kimileri de çok yakında bir masa başında kurulabileceğini umdukları hayali özerk bir ülkede kendilerine ne tür makamlar verilebilecek, diye sinsi sinsi gece gündüz çalışmaktadırlar. Öğrenci olaylarının peşinden gelişen kardeş kavgaları sürecinde de umut tüccarlarının bu tür aldatmacaları nasıl pazarladığını bilenler bilir.

Tarihten ders almak gerekiyor

Sinsi terör olayları ile Balkanlar’da Yunan, Boşnak ve Arnavut çetelerinden sonra Osmanlı Devletimize yaklaşık kırk yıl boyunca kök söktüren Bulgar ve Makedon Komitacıları’nı ne bu millet ne de tarih unutmamıştır. Ermeni tedhiş örgütleri de bu süreçte elbette Hasta Adam olarak adlandırılan Osmanlı Devleti‘ni parçalayabilmek için ortaya çıkarak en umulmadık baskınlar yaparak kurulu düzeni yıpratmaya başlamışlardır. Osmanlı Devletimizi başta petrol olma üzere sahip olduğu yer altı zenginlikleri için parçalamaya çalışanlar sonuçta ne yazık ki Arap, Ermeni Bulgar, Arnavut ve Dürzi yurttaşlarımızı nice çıkmaz sokaklara getirip bırakmışlardır.

Terör ile yaşamak bir kader olamaz

Günümüze gelecek olursak; biliyoruz ki ABD, İngiltere, Fransa , Rusya, İtalya ve İran terör söz konusu olduğunda en zecri tedbirleri alarak kendilerini tehdit eden saldırganların kökünü kazımak için her türlü tedbiri almaktan çekinmemiştir. Oysa BTÖ ortaya ilk çıktığı günden bu yana özellikle kimi siyasiler ile kendinden menkul kimi terör uzmanlarınca dış destekli ‘terörle yaşamaya’ alışmamız gerektiği öğütlenmiştir sürekli olarak.

Özellikle ABD ile İngiltere bu amaçla deniz aşırı seferler çıkmaktan adalar ve ülkeler fethetmekten gözünü bile kırpmamıştır. Anlaşılan o ki Türkiye ne kadar çırpınır ise çırpınsın Terörle Mücadele konusunda müttefiklerince bile yalnızlığa itilmiş bir durumda bulunmaktadır.

Son iki yıl içindeki terör saldırıları ışığında Sayın Erdoğan'ın tarifine göre ‘bıçak’ kemiğe dayanmış; peşinden de çok daha derinlere doğru yoluna devam etmekte kararlı görülmektedir.

Dünden bugüne neler değişti?

İçinde pek çok dahili ve harici nedenler bulunan terör yarım yüzyıldan beri önlenemedi. Çünkü terörün bir ‘çapulcu’ işi olduğu sanıldı. Yıllar boyunca da bütün siyasi kadrolarca hafife alındı. O dönemlerin zanlılarından hiç ses çıkmıyor bugün.

Hiç biri nerede yanlış yapmıştık diye bir değerlendirme yapmıyor. Ne yazık ki Şemdin Sakık ile Selim Çürükkaya kadar bile açık sözlü olamıyor kimileri.

Bence terörü besleyen iç sebepler gerektiği gibi değerlendirlemedi. Öğrenci hareketleri içinden çıkan etnik ırkçılık sanıldı. Terörün kökü kömeci, maddi ve manevi yönleri incelenmedi. Çoğu uzmanlar destek göremedikleri için, çoğu siyasiler de oy kaygılarından dolayı olsa gerek bu alanda bir şeyler yapmaktan kaçındı. Eski tas eski hamam gidişi yanında hiç de demokratik olmayan oy kapma yarışı bu konuda etkili oldu sanırım.

Özellikle Güney Doğu’daki toprak mülkiyeti ile halkın geçim şartları kendi haline bırakıldı. Mevsimlik işçilik, ırgatlık, marabalık, yarıcılık, bir sandıktaki benzer oy birlikteliği hep aynı kalacak sanıldı.

Değişim adlı dev dalgayı hiç bir siyasetçi göremedi. Çünkü hiç biri toplumsal bilimlere de ekonomiye de gerektiği gibi eğilemedi. Bu süreçte siyasi ikbal yanında devlet ve millet mallarının talanı için çalıştılar.GAP kapsamındaki dev yatırım ağır aksak uygulandı. Ne gerektiği gibi çiftçi eğitimi sağlandı ne gerekli toprak ıslahı yapıldı ne hayvancılık geliştirildi ne halk sağlığı ne de yoksulların nakit sıkıntıları giderilebildi.

Oysa toprak ağalığı tarımda makineleşme ile güçlendikçe torak mülkiyetinden yoksun kitleler açlık pahasına da olsa Batı illerine doğru göçmeye başladı.

Toprak ağaları tarımda olduğu kadar ticarette ve siyasette de güçlendikçe güçlendiler. GAP gereğince kurulan göletler ve barajlar için yapılan kamulaştırma ve sulama imkanları daha çok onların işine yaradı. Zenginle fakir arasındaki uçurum gittikçe arttı.

Öte yandan bizi bizden daha iyi değerlendirebilen iç ve dış merkezler Türkiye’nin geleceğini engelleyebilmek için kendilerince örgütlendiler. Çünkü Türkiye’deki ekonomik gelişme ve toplumsal bütünlük onların ağırına gidiyordu.

Tepesine Atom Bombası yağdırılan Japonya’dan sonra kendi imkanları ile gelişmeye çalışan Türkiye de her bakımdan kuşatılmalıydı. Bu yüzden gerektiğinde göstermelik de olsa Batı’nın payandası olmaya teşne kılınan Türkiye ne yazık ki özellikle sanayileşmek bakımından Güney Kore kadar ilgi görmedi. Kaldı ki Güney Kore yayılmacı Kuzey Kore ile Çin güçlerinin elinden Türk Ordusu’nun özverili subay ve erlerince özgürlüğüne kavuşabilmiştir. Türkiye ise Batı’nın izin verdiği ölçüde planlı ya da plansız bir biçimde kalkınmaya çalıştı yıllarca.

Bu süreçte Batı destekli olduğu söylenen iki büyük askeri darbe yanında değişik içerikli askeri muhtıralar yolu ile Türk demokrasisi ile ekonomisi sürekli olarak dibe vuruldu. ‘Askeri vesayet’ ağırlığını her yerde hissettirmeye başladı. 1960 İhtilali ile Türkiye’nin en az otuz yıl geriye gittiği konuşulurdu çocukluğumda. Çünkü kendi yağı ile kavrulmaya çalışan ve ‘karma ekonomi modeli’ ile gelişme sürecine giren Türkiye’nin Batı denetimindeki montaj sanayii’nden kurtularak ne motor ne otomobil ne de fabrika yapan fabrika kurması isteniyordu.

Şiddet içerikli etnik ayrılıkçılık ne hukuk ne ekonomi ne de eğitim yolu ile engellenemedi

1968’de Batı’ya bir öykünme olarak başlayan Öğrenci Hareketleri içindeki gizli emeller çerçevesinde yönetilen silahlı çatışmalar yolu ile kardeş kanı dökülen eylemler bütününe dönüştü. Batı güdümündeki büyük bir planın parçası olarak ‘etnik ayrılıkçılık’ içerikli adı belli terör örgütü kuruldu.

Bu oluşumu başta AB’li bazı ülkeler ile Suriye destekledi.

Türkiye’nin içinden çürümeye başlaması dost düşman herkesi sevindiriyordu. Olayın içine giderek İsrail, Ermenistan ve Yunanistan da girdi deniliyor. Oysa AB, ABD ile Kanada ve Avustralya sinsi kıyımar yapan bu örgütü 'terör örgütü' olarak nitelemektedir.

Ne yazık ki AB üyesi pek çok ülke bölücü terör örgütünün değişik adlar altında örgütlenmesine göz yummaktadır. Özellikle basın yayın yolu ile yapılan propagandaların geniş toplum üzerinde ne kadar etkili olduğunu söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Kaldı ki bazı terör eylemlerinin yönlendirilmesinde bile söz konusu yayınların aracı olarak kullanılmakta olup oşmadığı Almaya’daki bir mahkemede sorgulanmaktadır.

BTÖ’ce kullanılan silahlar önceleri SSCB (Rusya) iken bugün özellikle İtalyan ve ABD silahları kullanılıyor.

Adı güzel Kardeşlik Projesi neden yürütülemedi?

Hükümet’in Kürt Sorunu kapsamında gündeme getirdiği Kardeşlik Projesi konusunda ortak değerlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz ile dil ve lehçe kardeşlikleri bakımından gerekli çalışmalar yapılarak bilgi paylaşımı kamuoyuna sunulmadı. ‘Akan kanın durdurulması’ bu ülkenin her kişisinin ortak düşüncesidir. Oysa onların değişik propagandalar karşısında ezilmemeleri için siyasi yetkililer kadar bilim çevreleri de üstlerine düşen görevi yerine getirememişlerdir bence. Var olan kimi çalışmaların değişik biçimlerde kamuoyuna sunulması bana göre bu topraklarda binlerce yıldan beri yaşayan toplulukların nasıl kaynaşmış olduklarını, ne türden farklılıklar yaşamakta olduklarını ve hangi değerler çevresinde buluştukarını ortaya koyacaktı.

Askere, polise bırakılan ve koruculara bırakılan ayrılıkçı ya da bölücü terörle mücadele bugün istenilen yerde değil. Çünkü şiddet içerikli etnik ayrılıkçılık ne kültür sosyolojisi ne etnik sosyoloji ne hukuk ne ekonomi ne de eğitim gerektiği gibi kullanılamadığı için engellenemedi ve günden güne de yaygınlaştı. Bu gerçeği bugün daha iyi anlıyoruz sanırım.

Biz kimiz?

Bilindiği gibi bir kilimin desenleri gibi yan yana bir bütün ve başlı başına bir güzellik meydana getiriyor bu vatanın çocukları. Yaklaşık olarak %70’ini dolaştığım bu topraklarda yaşayan değişik kökenli yurttaşlarımız birbirlerini ‘etle tırnak gibi’ kaynaşmış olarak görür. Saf bir ırk aramak ise bizi Hitlerci faşist bir duruma düşürür. Kaldı ki atalarımız bu hataya düşmemiştir hiç bir zaman. Ülkemizdeki %90 çoğunluk Türk İslam Uygarlığı’nın damgasını taşır. Birbirini bütünleyen binlerce davranış kalıplarımız ve ortak değerlerimiz vardır. Bizi dünyaya bağlayan; eğitim kültür, kentleşme, sanayileşme ve haberleşmede Türkçe ortak dilimizdir.

Ayrıca çevremde olduğu gibi mesleğim gereğince de gördüm ki biz kökenimiz ne olursa olsun etle tırnak gibiyiz. Bu konuda Amasyalı Strabon’un Antik Anadolu Coğrafyası (Çev. Prof. Dr. Adnan Pekman) adlı eserinden 1071’den sonra bu toprakara akın akın gelenlerden önce yerli halkların kimler olduğunu az çok öğrenebilir. Kaldı ki tarihi süreçte bu topraklara İran, Azerbaycan, Suriye, Balkanlar ile Kafkasya üzerinden de bu topraklara milyonlarca insan göç etmiştir. Gelenlerin adları olarak bir çırpıda Hazar, Peçenek, Uz, Salur, Moğol, Arap, Asur, Nasturi, Yezidi, Kabartay, Manav, Yahudi, Tatar, Abaza, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Çeçen, Karapapak, Karaim, Gürcü, İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Özbek, Türkmen, Ermeni, Zaza, Kırmanç (Kürt) ve Macar boyları ya da ulusları sayılabilir.

Öte yandan Azerbaycan ile Macaristan’da Kürtlerin dün olduğu gibi bugün bile yaşamakta olduklarını nasıl açıklayacağız? Kaldı ki Azerbaycanlı Kürtler Anadolu’da konuşulan Kırmanççanın gerçek Kürtçe olmadığını, Hakkarili Kürt yurttaşlarımız ise yöredeki en güzel Kürtçeyi de Türkçeyi de kendilerinin konuşmakta olduklarını öne sürerler. Bu kapsamda Hakkari yakınlarında bulunan Taş Heykeller nasıl oluyor da Sümer, Med, Asur ya da Kommagene heykellerine değil de çok daha değişik bir kaynaktan gelmektedir? Özellike Doğu Anadolu ile Güney Doğu Anadolu’nun baştan sona Kırmanç (Kürt) nüfusu ile meskun olduğunu söylemek ise başlı başına bilgi ve görgü noksanlığı olsa gerek.

Kısaca kimilerinin sık sık söylemekte oldukları gibi Türkiye’yi oluşturan toplum, geçen süreçte benzeştikleri ve kaynaştıkları için Roma süsleme sanatı türünden 'bir mozaik' tablosu değildir. Bu konuda Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah'ın: Milletimiz mozaik değildir. Ebrudur, benzetmesi de ülkemizdeki kaynaşmayı en güzel açıklayan bir yaklaşımdır.

Teşhis noksan ve yanlış olunca sonuç da böyle olur.

Geçen süreçte ayrılıkçı terör örgütüne(BTÖ) yardım ve yataklık yapanlar dün bir iken bugün bin olmuş durumda. Ne yazık ki Batı damgalı büyük bir tasarının içimizde siyasi, idari ve ticari pek çok payandası vardır. BTÖ de bu payandaların silahlı eylem dayanağı ya da taşeronu olarak bu amaç için çalışmaktadır.

BTÖ de bu payandaların vazgeçemedikleri silahlı eylem dayanağıdır. BTÖ’nün aba altından sopa göstermesine dayanarak sözüm ona siyaset yapanlar ile makale yazanlar bu ülkenin bütünlüğünü parçalamak için çok yoğun bir çaba harcamaktadırlar. Sokaklara dökülen çocukların da arkasında onlar vardır. Sayın Başbakan’ın nitelendirmesine göre de BTÖ birilerinin taşeronu ve maşası olarak bu amaç için çalışmaktadır. Sayın Erdoğan’a göre: Terör örgütü, Türkiye'nin huzuruna, kardeşliğine ve istikrarlı büyümesine kasteden odakların taşeronu olduğunu bu son olaylarla bir kez daha göstermiştir.

İçi hiç bir arkeolojik ve tarihi bilgi ve belge ile desteklenemeyen etnik milliyetçilik artık özerklik için başlı başına bir dayatmadır. Bu konuda hiç bir ayrıntıya giremezsiniz. Böyle bir durumda ossaat ya faşistlikle ya statükoculukla ya Cumhuriyetçilikle ya Kürt düşmanlığı ile ya da demokrat olmamakla suçlanmanız işten bile değildir. Bu tartışmalarınızda önem sırasına göre ne arkeolojik, ne tarihi ne edebi ne dil bilim ne anlam bilim ne siyasi ne de kültürel sosyolojik açıklamalarınız dinlenir. Etnik milliyetçiler için tek çözüm Türkiye’nin bölünmesi için masaya oturmaktır.çünkü Türkiey yaklaşık otuz yıldan beri süregelen bir ‘savaş’ yaşamaktadır. Şimdi gelinen bu aşamada hemen şimdi ‘barış’ görüşmelerine başlanmalıdır.

Güçlü Türkiye’ye rağmen taşeron örgüt ne olacak?

Dün Bitlis yakınlarında meydana gelen ve sekiz (8) yurttaşımızın öldürülmesi ile sonuçlanan kıyım için Başbakan Erdoğan:

Taşeron terör örgütünün aldığı ihaleyi ifa etmek gibi bir alçaklığın içinde olduğunu belirterek: "Kardeşliğimizi tahrip etmeye, ülkenin huzur ve istikrarını bozmaya, yönelik bu saldırılar hedefine ulaşamayacaktır. Tüm insanlık dışı saldırılara rağmen terör örgütüyle mücadele artarak devam edecektir. Terörle mücadelede demokrasi-güvenlik dengesi asla zedelenmeyecektir, açıklamasında bulunmuş. Bu sabah Hakkari’de BTÖ tarafından gerçekleştirlen ve yimi beş (25) yurttaşımızın öldürülmesi ile sonuçlanan kıyım için bakalım Sayın Başbakan ne tür bir tepki koyacaktır.

Taşeron örgüt kamuoyuna nasıl sunuluyor?

Gazetelerden biri bugün birinci haber olarak verdiği bu alçakça kıyımı, dev gibi canları görmezden gelircesine: Faşistler yine bebek öldürdü başlığı ile vermiş. ‘Faşistin kimliği’ belli değil! Faşistin sıfatı yok yani. Öyle bir kıyım ki fail belli değil! Bu öyle bir fail ki hiç kimseyi ‘gök ekini biçmiş gibi’ kesip öldürmez, sadece bebeklere musallat olur efendim.

Her ne hikmet ise yazar haberin başlığında bir türlü resmi adandırmaya göre de olsa BTÖ bile diyememiş. Bir başka gazete ise ne şiş yansın ne kebap benzetmesinde olduğu gibi, yine sinsice öldürülen beş (5) polis memuru ile iki (2) sivil vatandaşımızı görmezden gelerek iki yaşındaki kız çocuğunun öldürülmesini: PKK’lılar çocukları da vurdu, diye bildirmiş.

Sanal ortamda bile bazı gazeteler sanırım BTÖ propagandası yapmış olmamak için (?) bu alçakça saldırıları çok kısa olarak vermiş durumdalar. Kimi başlıklar bazı sıfatlar ile verilmiş olsa da çoğu haber başlığı sadece ölü yaralı sayısını veriyor ancak. Özellikle Güney Doğu Anadolu kökenli gazetelerde ‘failler’ belirsiz. Kıyımlar da patlamalar da yine faiileri belirsiz ama bir yerlere ustaca ‘yerleştirilen biz düzenek’ ile gerçekleştirilmiş. Bu nasıl mantık, bu nasıl habercilik anlamak mümkün değil. Bu kıyımı yapanlar ile ilgil hiç bir bilgi kırıntısı da yok! Kimi gazeteler ise ‘bayatladı’ diyerek olsa gerek dün Bitlis yakınlarında meydana terör saldırısını kaldırmışlar bile!

Bu tür kıyımlar için hangi nitelemeler yapılmış ve bu saldırıları irdeleyebilmek için hangi sıfatlar eklenebilir sıralamaya çalışalım:

İçimizden birileri yine boş durmuyor - Yine yüreğimiz yandı - Yüzümüze gülen ancak silaha sarılarak birilerini öldürmekten çekinmeyenler - Emperyalistlerin maşaları yine iş başında - Toprak ağalarının zulmünden kaçarak terör bataklığına saplananlar - Çok şımardılar çok! - Teröristler Çukurcayı kana buladı - Hain saldırılar neden durmuyor? -PKK Yüksekova ve Çukurca’da saldırdı - Devletin gerektiği gibi ilgilenmediği seçmenlerinin fakir çocukları yine iş başında- Her şeyin başı eğitim: Yanlış atamalar yapıldı. - Zengin fakir ayırımı bu kadar da keskin olmaz ki! - Taş atan sokak çocukları biraz daha büyüyünce silaha sarılarak en umulmadık saldırılarda görev(!) alıyorlar - Hain Pusu - BTÖ yine azıttı - Yine hain saldırı - Alçak pusu - BTÖ'nün ipleri kimin elinde? - Hakkari’de korkunç saldırı - Din kardeşliği unutuldu mu? – Demokrasilerde ırk ayrımı olur mu?- Orta Doğu yine barut fıçısı - Kürt baharı da geldi çattı - Kürt realitesinden PKK realitesine - Çukurca’da çatışma: 26 asker yaşamını yitirdi - Kandil bombalanıyor - Güroymak’ta patlama - Bu kıyımları kimlerin işlediği belli - BTÖ'nü yüreklendiren şerefsizler kimlerdir? - Taşeronlar kimlerdir? - Kim kime taşeronluk yapmaktadır? - BTÖ'nün bu saldırılarında İsrailin rolü nedir? - Adamın korkağı taşın büyüğüne sarılır - Ana dilde eğitim diye dayatanlar özellkle Güney Doğu’da kaç çeşit dil olduğunu neden açıklayamazlar - Bebek katilleri yine sahnede - İçinde on binlerce Türkçe kelime olan ve söz dizimi Türkçe’ye tıpa tıp benzeyen Kırmançça eğitim ve bilim dili olabilir mi? - Kendi yurttaşlarını bu tür sinsi saldırılar ile öldürebilen bir örgütlenmenin dünyada eşi benzeri var mıdır?

Taşeron örgüte sadece misilleme yapmak yeterli midir?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bu sabah Hakkari'nin Çukurca ilçesindeki terör saldırısı ile ilgili olarak:

Şunu kimse unutmamalıdır ki bize bu acıyı çektirenler, misliyle çekeceklerdir. Devletimizi bu saldırılarla sarstıklarını zannedenler, hizaya getireceklerini zannedenler, göreceklerdir ki bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle de alınacaktır, açıklamasını yapmış bulunuyor.

Bu yıl dayatılmaya başlanan ‘özerk’ ya da ‘bağımsız’ bir Kürdistan için örgütlenmiş olan canilerin bile bile işledikleri bu vicdanlara sığmayan kıyımlarda aramızdan ayrılmış olan bütün yurttaşlarımız için Yüce ALLAH (c.c.)’ın rahmetine sığınmaktan başka çaremiz yoktur.

Gelişmeleri sabırla ve metanetle izliyoruz.

(Ankara 19 Ekim 2011)

2 yorum:

omerfarukmencik dedi ki...

Kadri KANPAK
19 Ekim 2011
Olayın kökünü gerçeğini tanımlamaktan kaçınıldığı sürece ne yazık ki sorun devam edecek. Sorunu tanımı ve çözümü kolay. Yeter ki çözüm aransın... Saygılar...

omerfarukmencik dedi ki...

Bence de öyle Kadri Bey. Çözüm aransa da ortaya bir kaç eser konulamadı.Teşhisler iktidarlarca oy avcılığı hesapları ile sürekli olarak kaypak zeminlere oturtulduğu için etnik milliyetçilik yaygınlaşmış, siyasi açılımlar çoğalmış, dünyada benzeri görülmemiş bir TERÖR yolu ile kıyım başlamıştır. Başlangıcından beri böyle gelen bu KIYIM ne yazık ki şu an için Hükümet'in dirayetli ve çok yönlü tedbirler alarak gerçekleştireceği nihai çözümü bekliyor. İlk başlarda beğendiğim Açılım adlı muammanın uzantısı olarak kitapçığını da okuduğum Kardeşlik Projesi ne yazık ki hayata geçirilemedi. Çünkü görevliler ya da yetkililer sanırım ‘kardeş kanı dökülmesini’ de içeren bu önemli iş için neler yapılabileceği konusunda anlaşamadılar.Oysa özellikle İslam kökenli bu kardeşlik içine yanyana yaşamaktan kaynaklanan binlerce gelenek görenek ve atasözleri, deyimler ve kelime dağrcığı sığdırılabilirdi. Heyhat. Umarım yine de zaman geçmiş sayılmaz.