(Bu taslak denemenin eklemeler yapılan biçimi de bulunacaktır)
Bizde siyasetçi türlü türlüdür. Oturup kalkmasını bilen kadar bilmeyenleri de çoktur. Bir ülkenin güçlü bir geleceğini kurabilmek için yola çıkan iyi niyetli siyasetçiler kadar dünya nimetleri için yola çıkan kötü siyasetçiler de vardır.
Siyasetin başında olanlar ile yanıbaşındakilerin oluşturdukları güç onların karşısına çıkanların ezilmesi için harcanacaktır. Karşılıklı çekişmeler, saman altından su yürütmeler, kapalı kaılar ardında yapılan bütün gizli görüşmeler o ülkenin güçlü bir geleceğini kurmak kadar birbirine kenetlenmiş siyasetçilerin de maddi olarak güçlenmesin yönelik olmalıdır.
Yoksa egemenlik adlı gücün sürekliliği sağlanamadığı sürece her şey ‘bir varmış, bir yokmuş’ gibi masalsı bir geçmişe dönüşecektir. Siyasi tarihler bu tür kısa ömürlü ve uzun ömürlü nice egemenlik öyküleri ile dolu bir çöplüktür bence.
Hangi çağda olur ise olsun siyaset için yola çıkanların bütün amaçları az çok bir birine benzer. Hanlık , tiranlık, şahlık, imparatorluk, halifelik ya da devlet adı verilen görkemli örgütlenmeye egemen olarak onun adına astığı astık kestiği kestik yaşamaktır. Bu yüzden baba oğul, ağabey kardeş, kağan vezir, sultan sadrazam, valide sultan ile oğulları arasındaki kavgalar dillere destandır.
Toplum üzerinde olduğu kadar devlet hazinesi üzerindeki egemenlikleriiçin her yolu mübah görürler. Bilinir ki siyaset bir toplumu yönetmek kadar cihana da kafa tutmak gibi bir tavır alıştır. Bu uğurda nice kellelerin uçtuğu, nice ağıtların yakıldığı bilinir. Kılıçlardan, kargılardan ya da urganlardan kaçanlar gün gelmiş siyaset taşına baş koymak zorunda kalmışlardır.
Sağ kalanlar ise cihana ün salmak için yakın çevrelerine olduğu kadar uzaklarda yaşayanlara karşı da oldukça müsamahakâr davranmaya çalışmışlardır. Bu yolda nice makamlar nice ulüfeler dağıtılmış nice toprak parçaları bağışlanmıştır.
Yaşadıkları sürece sert oldukları kadar mülayim olanlar yanında orta yolu tutanlar da görülmüştür. Onların bazı davranışları alkışlansa da bazı davranışları ile yerin dibine geçirilmeye çalışıldıkları da olur. Çünkü binlerce yıldan bu yana söylendiği gibi hatasız kul olmaz.
Onların toplum üzerinde egemenlik sağlamak uğruna nice yanlış yollara girerek düşmanlarının ekmeğine yağ sürdükleri de bilinir. Bu amaçla giriştikleri çabalar sırasında ortaya çıkan çarpışmalarda yaralanmışlar ya da canlarını zor kurtarmışlardır. Belli başlı bir kaçı da giriştikleri siyaset uğruna yenilgilerin peşinden gurbet ellerde ölmüşlerdir.
Siyasetçilerin çok büyük emelleri vardır. Devlet örgütünün sağlamlaştırılması adına yapacağı işler için adam harcamak, fail mechul ölümler tezgahlamak, kendi çıkarları için kanunlar çıkartmak, kimi savaşlara girişmek onlar için hiç de zor değildir. Hanlıklar ve tiranlıklar çağından bugünlere gelene kadar oldum olası kendinden menkul kişidir.
Siyaset, askeri taktikler, hayatın incelikleri, bilgi görgü yanında, din, hukuk, sosyoloji, propaganda, iletişim, iktisat ve diplomasi gibi engin alanlarda da bilgili olmayı gerektiren bir sanat.
Siyasetçi bunların hepsini bilemeyeceği için bazı kişilere akıl danışmak yolu ile bilgilenmek zorundadır. Ezberi de kuvvetli olduğu için bu tür anlık bilgiler onu mutlu eder. Çünkü bilir ki siyasetçi de her kişi gibi ne her şeyi bilmek ne de her türlü kitabı okumak zorundadır.
Demokrasi oyununda her siyasetçi büyük bir liyakatle seçildiğine inanır. Onun yerini hiç kimse dolduramaz. Yaratıcı onu bugünler için yollamıştır. Bütün özellikleri onun dokunulmazlığının yanında ancak devede kulaktır. Dokunulmazlık zırhı olmasa da o her zaman her yerde kendisine özgü her türlü meydan okumayı yapar.
Kanun önünde eşitlik ona göre seçmenler ile seçilmişler arasında söz konusu bile yapılamaz. Dün dündür bugün bugündür ona göre de. Bağlandığı liderine hiç toz kondurmaz. Onun için kendince çok özgün yakıştırmalar yapar. Onun için hem severim hem döverim diyemez. Yeri gelir alkışlarım yeri gelir eleştiririm de diyemez.
Bir siyasetçi ya da bir seçim sonunda seçilmiş olan kişi kendisine göre her şeyi bilir.Yeri geldiğinde tevazu göstererek: Estağfurullah her şeyi bilmek ne haddimize, demekten de çekinmez. Kimse ona kül yutturamaz. Hiç kimse ona yalan söyleyemez. Ona karşı hiç kimse iki yüzlülük yapamaz.
Çoğu zaman her şey iki kere ikinin dört yapması gerektiği gibi bir sonuca doğru gitse de en uygun kurnazlıklar yolu ile sonucun dört değil yüz dört olduğunu da göstermek gerekir herkese. Kurnaz olmak en başta gelen yollardaan biridir ona göre. Kişileri iyi kullanmak gerekir. Hiç kimseyi bir çırpıda harcamayacaksın; bazı belgeleri ve bilgileri iyice biriktirmeden hiç kimseyi makamından etmemek kararlılığını da gösterir siyasetçi.
Bir toplantıda herkesi dinlemek gerektiğinden yola çıkarak bir sonraki seçimler için kimin yeniden aday gösterilebileceğinin de yoklaması yapılır. Bir taşla bir kaç kuş vurmak da siyasetçinin benliğine işlemiş özelliklerdendir. Her siyasetçinin kendisine rakip olarak gördüğü birden çok kişi olur. Aynı siyasetin içinde olsalar bile kendilerini gizli ya da açık sen ben çekişmesinden kurtaramazlar.
Hangi düzeyde olur ise olsunlar siyasetçiler kendisini eleştirenleri hiç sevmezler. En uygun yerde onu gerektiği gibi paylamasını da bilirler. Oysa bu durumda bile ne çekişme ne de yolların sık sık kesişmesi bitmez. Siyasetçilerin ele geçirdikleri egemenik gücü ile devlet bütçesini bir pastaya benzetecek olursak bu alanda ne tür çıkar ilişkilerinin olabileceğini de anlarız.
Siyasetçi attığı her adımda doğru yolda olduğunu sanır. Her şeyi değiştirmek isteği ile doludur. Ülkesi için olduğu kadar yakın çevresi ve kendisi için de çok büyük tasarıları vardır. Her siyasetçi ne yazık ki çevresindekilerin kurduğu oksijen çadırına iyice alışmış olduğu için gerçekleri değil kimi küçük kıpırdanışları bile algılamaktan uzaklaşır günden güne. Bu konuda arkeolojik belgeler kadar tarihi belgeler bize siyasetin nasıl bir cesaret istediğini ve bazan da kişilerin nasıl bir körlük içinde kıvrandıklarını anlatıyor. İşte siyasetçi bütün bunları bir arada göremeyecek kadar kendinden emin bir kişiliktir.
Okuyup öğrendiklerime göre tiranlıklar, hanlıklar çağından bugünlere gelene siyasetçi oldum olası kendinden menkul bir kişidir.
Bu yüzden olsa gerek Eflatun ile Farabi; toplumların üzerinde egemenlik sahibi olabilmeyi sadece ‘feylozoflar’ için uygun görmüşlerdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder