Eğri oturup doğru konuşalım: Silahlı Siyaset (SS) uzunca bir süre sonra kamuoyunda kendisine oldukça geniş bir yer açtı. Maddi ve manevi alanlarda tahminlerin de üstünde pek çok mevzi kazandığı söylenebilir. Bu konuda ‘suçlular ayağa kalksın!’ diye haykırsak bile, kimsenin ortaya çıkamayacağı ve gelinen bu aşamadan sonra bunun bir fayda sağlamayacağı çok açık.
Türkiye çapında örgütlenerek bütün kesimlerden oy almak ve yasa dışı eylemleri için taraftar toplamak isteyen Marksist-Leninist BTÖ’nün son yıllarda İslami söylemler kullanmaya başladığı ve dini bütün kardeşlerimizi kendisine bağlamak istediği de biliniyor. Üzülerek belirteyim ki Düziçi’nde bulunduğum aylar boyunca böyle bir esintiye kapılmış olan nice insan gördüm.Oysa terör örgütüne ve kimi taraftarlarına göre ‘şehit’ diye adlandırdıkları ölü teröristlerin ‘cenaze namazı kılınmaksızın, alkışlarla ve tabutla gömüldüğü’ fotoğraları ile birlikte bugün gündeme düşmüş bulunmaktadır.
Terör Sorunu da Kürt Sorunu da propagandadan güç almaktadır
1979’dan bu yana insan öldürmeye yönelik pek çok eylemlere girişen ayrılıkçı ‘terör sorunu’ geçtiğimiz yıllar içerisinde izlenen ‘yanlış politikalar’ yüzünden Kürt Sorunuolarak da gündemimizden çıkmamaya başladı. Köylerde ve şehirlerde hiç bir ayrım yapmadan en az ( otuz beş bin 35.000) kişinin ölümüne yol açan ‘terör örgütü’ 1990’larda kavuştuğu siyasi kimliği ile varlığını güçlendirmeye devam ediyor.Bu amaçla kendilerine her türlü yasa dışı yolu mübah gördüklerini bilmeyenimiz yoktur. En büyük silahları da yalan yanlış pek çok bilgiyi içeren propaganda silahıdır. Başbakan Erdoğan’a göre ‘propaganda terörün oksijenidir’
İçişleri Bakanlığı’nca adı BTÖ olarak kısaltılmış olan ‘parti’ sıfatlı ve uluslararası nitelikli örgütün siyasi kanadını bugün BDP temsil etmektedir. Devletin ve STK’nın bütün çabalarına rağmen BTÖ ile Türkiye Kürtleri birbirlerinden kesin kes ayrılabilmiş değildir. HADEP ile DTP gibi BDP de BTÖ için ‘terör örgütü’ diyememekte ve terör örgütünün hiç bir silahlı kıyıcı eylemini de lanetlememektedir.
Pervarili korucubaşının bu değerlendirmeleri de önemlidir
Başlangıcından bugüne kadar varlığını koruyan ‘köy koruculuğu’ Terörle Mücadele sürecinde önemli başarıları gerçekleştiren bir idari yapılanma. Bu konuda pek çok söz söylenebilir ise de bugüne kadar terör örgütü ile (60) kez çatışmaya girmiş olan Siirt Pervarili Köy Korucubaşı (38) yaşındaki Seyit Ayhan’a göre gelişmelerin özeti kısaca şudur:
Korucubaşı Seyit Ayhan.köylerini ve çevre karakolları korumak için gönüllü köylüler ile birlikte yaklaşık (80) korucu ile görev başında olan Seyit Ayhan (26) askerimizin şehit düştüğü Çukurca için şunları söylemiş: ‘Keşke Çukurca'daki mevzilerde biz olsaydık. Herkes kendi bölgesini korusa, PKK bölgeye gelemez. PKK koruculardan korkuyor.’
Türkiye’deki gelişmeleri de yakından takip eden Pervarili Korucubaşı Seyid Ayhan:‘Açılım sürecinde PKK şımardı, güç kazandı. PKK komple teslim olacaksa bu iyi birşey. Ama PKK silah bırakmaz. Açılım sürecindeki gevşeklik bize sıkıntı yaptı. Hiçbir arama noktası kalmadı. PKK korkusundan gidip gelemiyoruz.’ diyor. Peşinden de şu tespitleri yapmış Seyid Ayhan:
‘Devlet gücünü gösterdiğinde PKK çöküyor. PKK Kürt düşmanı. Kürtleri bitirdiler. PKK yüzünden bu kadar köy yakıldı. Devlet yapmış diyorlar. Ne devleti? İçindeyiz. Bir parça ekmeği olmayanlar, PKK yönetimine girdi, bina sahibi oldu, en pahalı sigaradan içiyor. Bu kan dökülmese, BDP milletvekilleri Meclis'e giremez. Kan dökülmesinden oy alıyorlar. O vekiller Kürt temsilcisi değil, para pul peşindeler. Oyların yüzde 50'sini tehditle, zorla aldılar. Devlet gücünü göstersin. Göstermezse, PKK palazlanıyor.’
Başbakan Erdoğan: Terör örgütü demokrasiye, barış ve istikrara, kardeşliğimize kastediyor
Geçen hafta ‘propaganda terörün oksijenidir’ diyen Başbakan Erdoğan’ın bugün(01 Kasım 2011) TBMM’de yapmış olduğu konuşmada da vurguladığı gibi: Terör ile bölge halkını birbirinden ayırıyor, hiç kimseye en küçük bir zarar gelmemesi için büyük bir dikkat gösteriyoruz. Nasıl ki terör örgütü ve uzantıları benim Kürt kökenli kardeşimin temsilcisi değilse, benim Doğu ve Güneydoğu'daki vatandaşım da topyekün terör sempatizanı olarak yaftalanamaz. Bunun halkın çok açık net gördüğünü, eğer Türkiye genelinde 80 vilayet Van'da toplanmışsa, bütün imkanlarını Van için, Van'daki kardeşleri için seferber etmişse, bu oyun ne denli bozuk olduğu ortaya konan bir oyundur... Terör örgütü bugün sadece insanımızın yaşamına kastetmiyor, aynı zamanda insani değerlere, demokrasiye, barış ve istikrara, kardeşliğimize kastediyor.''
Ne yazık ki Hükümet’in bütün kararlılığına ve Gücenlik Güçlerimizin her an tetikte olmasına rağmen son aylarda yüze yakın görevli ve sivil vatandaşımız ‘terör örgütünün silahlı bombalı saldırıları sonunda’ hayatını kaybetmiş bulunuyor. Eğer kimi yörelerde gerekli eğitim kültür tedbirleri alınmaz ve mülkiyet sorunları da görmezden gelinerek köklü çözümler hayata geçirilemez ise silahlı terör örgütüne dayanmaktan utanmayan siyasi bölücülük , propagandalar yolu ile daha bir yayılacaktır. Ülkemizdeki kitlelere yönelik olarak yeniden harekete geçen ayrılıkçı terörü önlemek konusunda ‘dost ve müttefik’ oldukları sık sık vurgulanan ülkeler ile uluslararası kuruluşlardan Türkiye Cumhuriyeti’ne gerekli desteğin verilmediği de ortada.
İslam Kardeşliği artık unutuldu gitti diyebilir miyiz?
Ülkemizdeki gelişmelere baktığımızda hiç kimse; ben siyaset üstüyüm, her türlü sorunu Hükümet çözmelidir, diyemez. İçinde nice oyunların ve Batı’nın da bulunduğu bir girdaba doğru sürüklendiğimiz şu günlerde herkes elini taşın altına doğru uzatmak zorundadır. İslami özler taşıyan kamu vicdanı kadar kurulu düzenin yarım yamalak ortaya koyduğu katılımcı demokrasi de bunu istiyor.
KUR’AN’a göre: Müslümanlar ancak kardeştir.(Hucurat Suresi 10.Ayet). Eğer bu İslam Kardeşiliği geçtiğimiz otuz yılda da görüldüğü gibi daha da zorlanacak olur ise ortaya çıkmakta olan ‘kardeşin kardeşe kırdırılması’ oyununa hiç kimse seyirci kalmak istemeyecek; ilgili odaklar her ne pahasına olur ise olsun dağıtılacaktır. Bu konudaKardeşlik Projesi ile yola çıkan Hükümet de silahlı terör örgütüne dayanarak siyaset yapmaya çalışanların ‘ayrımcılık’ ve BTÖ’nün de ‘sinsice adam öldürmek’ yolu ile nasıl bir Türkiye’ye doğru sürüklenildiğini görmeye başlamıştır.
Bu konuda özellikle Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez: İman kardeşliği kan kardeşliğinin daima önünde olmuştur’ diye açıklamalarda bulunmuş olsa bile bu konudaki çoğu değerlendirmeler gibi onun bu alandaki önemli tespitleri de siyasetin gölgesinde kalmıştır. Oysa bir bütün olarak Batı karşısında maddi ve manevi sorunlarımız için tutunmamız gereken tek umut geçtiğimiz çağlardaki umutsuzluk yıllarımızda bile pek çok faydasını gördüğümüz İslam Kardeşliği’dir bana göre.
Yöre halkı kadar içimizdeki kimi kendini bilmezlerin kapılmaya başladıkları etnik ayrımcılık propagandası karşısında kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi için uygulanması gereken unsurlardan biri de İslam Kardeşliği’dir.Bilindiği gibi Batı kendisini hedef alan bütün terör saldırılarını güçlü bir işbirliği ile çözmüştür.
(Ankara 01 Kasım 2011)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder