Sevgili Tadahisa sana da bütün Japonlara da günaydın.
Ohayo gozaimasu...
おはよう、日本
Iİlk olarak bütün Japonlara da günaydın (Ohayo gozaimasu) diye yazmak zorunda kaldım Takahasi. Bu konuyu aşağıda anlatmaya çalişacağım.
あなたの頭を右に得る。ここに私達の世話で二人の若い男性は、トルコで命を失ったので。
Başınız sağ olsun çalışkan ve sabırlı Japon milleti. Çünkü yardım sever iki gencinizden biri burada Türkiye’de hayatını kaybetti diğeri ise tedavi altında. Onların bu fedakârlıkları unutulamaz. Onlar da artık belleğimizdeki yerlerini almışlardır.
İlk olarak bugün büyük bir üzüntü ile senin şahsında bütün Japonlara da baş sağlığı yazmak zorunda kaldım Tadahisa. Çünkü onların yardım sever iki gencinden biri Van Depermi’nden sonraki yanlış uygulamalar yüzünden aramızdan ayrılmış bulunmaktadır. Bir diğeri ise ağır yaralı olarak getirildiği Ankara’da tedavi altına alınmış bulunuyor. Bu konuyu aşağıda anlatmaya çalışacağım.
Konniciva? Ikangi des ka? İi de su?
Belki arada bir Türk gazetelerine bakıyorsun yine. Biliyoruz ki bilgisayar bizi birbirimize daha çok yaklaştırdı. Yıllar yıllar önce devletin ve dev şirketlerin elinşn altında olan bilgisayarların birer küçük benzeri artık evlerimizde. Geçenler bir yazi yazmayı düşünüyordum. Burada o yazı için düşündüğüm başlığı yazayım hemen: Steve Jobs öldü yaşasın PC!
Türk - Japon Dostluğu için yazmakta olduğun konuşma umarım gerekli olumlu tepkileri alacaktir. Birikimlerini değerlendirmek zorundasın arkadaş. Ayrıca bugün: 'Burada her şey karma karışık, herkes bir çıkış yolu arıyor...’ diyor ve ekliyorsun: .ABD standartı altında ekonomimizi ve toplumumuzu nasıl ayarlayacağız? Bu işlerden pek anlamam. Faruk San, bu iş bizim için çok güzel, muazzam bir durum değil mi ? Yeniden korkunç büyük mü olacagız?, diye de soruyorsun hakli olarak.
Biz de benzer durumları yaşıyoruz be Takahasi. Bazı sorunlarımızı özellikle dış satım, pazarlama ve dış müteahhitlik gibi sorunlarımızı aştık. Oldukça çok geç olsa bile kendi motorlarımızı, iş makinelerimizi ve arabalarımızı yapmamıza da az kaldı. Geçenler okudum benzin ile değil ‘bor’ adlı bir maden ile çalışan bir arabayı yürütmeyi başarmış bizimkiler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu hedefe doğru bir kaç arpa boyu daha yaklaştığımıza inanıyorum artık. Belki biliyorsun bizim dışa bağımlılığımızı artıran en büyük harcama alanlarımız: Motor, araba, petrol ve elektrik’tir.
Yazıklarına göre Japon Başbakanı ‘başka çaremiz yok’ demek istemiş. ABD bizim de ortağımız her bakımdan! Kim ne derse desin, kimileri inkâr etse de, benden başka çoğu kişinin en büyük akıl hocası ABD’dir. Dolaylı olarak da olsa durum bu. Bir gerçeğimiz de bu Tada. Çünkü dolarları o basıyor; dünya ticareti de siyaseti de kullanılan her silah da onun kontrolü altında değil mi? Bu yüzden onun Big Brother olarak kimi ülkelerin, özellikle Japonya ile Türkiye gibi önlenemez yükselişteki ekonomilerin yakasına sarılması hiç de zor bir iş olmasa gerekir. Bir de işin içine AB ülkelerindeki ekonomik çöküş girince ‘küresel ekonomi’ oldukça büyük bir yara almaya başladı bence.
Her ne kadar ‘kendimiz olalım, kimseye danışmayalım, doğru bildiğimiz yolda ilerleyelim’ desek de bize 'ya sabır' çekerek beklemek düşüyor. Başımızdakiler kadar bilgimiz olmadığına göre onların milletlerimiz için en doğru olan işleri yapacağına inanmaktan başka çaremiz var mı? Ancak yine de ben mesleğim açısından kimi gelişmeleri kendimce eleştiriyorum. Kendimi buna mecbur hissediyorum; yoksa bilgilerime ve görgülerime ihanet etmis olurum, diye düşünüyorum Tada.
On beş gün kadar önce (27 Ekim'de) sana yaklaşık beş yüz yurttaşımızı kaybettiğimiz Van Depremini yazmıştım. İşlerin yoğun olduğundan orada yazdıklarıma cevap yazamadığını biliyorum. Bu deprem için Tokyo'da bulunan bazı Japonların ellerinde birer zarf ile yollara düşerek T.C. Büyükelçiliğine gelerek, belki zarflarin üzerine adlarını bile yazmadan içi para dolu zarfları posta kutusuna atarak, para yardımı yollamaya başlamışlar. Yine tarihe geçtiniz be Tada, diye de takılmıştım sana.
Peşinden de dün (10 Kasım 2011) sabah iki gün önce bir akşam yine ansızın ortaya çıkan depremden dolayı birisi doktor iki Japon'un da içinde bulundugu otelin de yerle bir oldugunu yazan gazetelerden birisinin bağlantısını yollamıştım sana. Bugüne kadar bu depremde ölenlerin sayısı yirmiye ulaşmış bulunuyor.
Ne yazık ki Van Depremi için yaklaşık on beş ya da yirmi gün önce Van'a gelerek hayatta kalanlar için ellerinden gelen yardımı yapmaya çalışan Japon soydaşlarınızdan ikisi Japonya'ya dönmüş diğer ikisi de Van'da kalmış. İşte iki akşam önce yeniden sallanan Van'da içinde bulundukları otelde depreme yakalanan Miyuki Konnai kurtarılmış ancak ile Dr. Atsushi Miyazaki ne yazık ki hayatını kaybetmiş bulunuyor. Miyuki San’ın dün sabah otel yıkıntısından (çökükten) canlı olarak kurtarılışını izlediğim için ki sana onun haberini yollayıvermiştim, büyük bir sevinçle... Oysa otelin çöküntüsü içinde bulunduğu bilinen Dr. Atsushi Miyazaki bu sabah çökükten çıkarıldıktan sonra bütün çabalara rağmen kaldırıldığı hastanede ruhunu teslim etmiş.
Öğrendiğime göre her ikisi de Japan Association for Aid and Relief (AAR) üyesi imis. Bu konuda sanırım bugünler Tokyo'da da gazetelerde ve televizyonlarda pek çok yayın yapılmaktadır. Gazetelerimizden biri: Bu kalp sizi unutur mu, diye duygulu bir başlık atmış bugün onlar için. Dün akşam olduğu gibi bu akşam da bütün televizyon haberlerinde bu konuyu anlattı sunucular.
Bir gazetenin canlı görüntüleri (video) arasında onun sedye ile taşınmasını ve götürülürken konuştuğunu bile görmüştüm. Capcanlı idi: İşte kurtulmuş, ne mutlu ona, diye geçirmiştim içimden. Türk kurtarma ekibi doktorlarının on beş dakikalık kalp masajından sonra kendine gelmiş Miyuki Konnai. Depremle birlikte bir anda çevresini saran karanlıktan çıktıktan ve soluk alıp vermeye başladıktan sonra da şunları söylemiş:
“Bir anda duvarlar üzerime geldi. Bir süre sonra gözlerimi açmak istedim. Ama gözlerimin üzerindekiler yüzünden zorlandım. Sol gözümü açtığımda etrafın çok karanlık olduğunu gördüm. Ben karanlıktan çok korkuyorum. Etrafa baktığımda açık kalan bilgisayarımın ışığını gördüm. Bu kurtulmam için ümitlerimi artırdı. Bu sırada yardıma gelen ekipleri duydum. Yanımda buzdolabı vardı ve kapısı açıktı. Buradan aldığım suyu önce gargara yaptım ve sonra da içtim. Daha sonra sabırla kurtulmayı bekledim.”
Van’daki hastanenin yetersizliğinden dolayı yetkililerce Başbakanlığa ait özel bir uçakla dün akşam Ankara’da bulunan Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirilen Miyuki Konnai’nin sağlık durumunun iyi olduğu bildiriliyor.
Hastane Başhekimi Prof. Dr. Murat Bozkurt, Miyuki Konnai'nin sağlık durumuyla ilgili açıklamasında:"Hastanın her iki omzunda, dirseğinde, leğen kemiği civarında ve ayaklarında yumuşak doku travmaları mevcuttu. Yapılan ultrason tetkiklerinde karında herhangi bir problem saplamadık" dedi.
Kendisi ile konuşulmasına kısa bir süre izin verilen Miyuki Konnai:7,2'lik Van Depremi nedeni ile etkilenen Vanlılara yardım için geldiğini söyledikten sonra göçük altında kaldığı yaklaşık beş saatin nasıl geçtiğini şu sözleri ile anlatmış:
'Çevremde irili ufaklı çok fazla taş yığını vardı, kurtarılacağımdan emindim. Elime küçük bir taş parçası alarak ekiplerin bana ulaşmasını bekledim. Bu taş parçası artık beni Türkiye'ye, Türk insanına ve depremzedelere bağlayacak, onu hep yanımda taşıyacağım'
Göçük altındayken Türkçe-Japonca sözlüğüne de ulaşabildiğini de açıklayan Konnai, göçük altından bu sözlüğü de alarak çıkarıldığı için mutluluk duyduğunu söyleyen Konnai:'Türkiye'ye yardım için geldim, ama şimdi ben kurtarıldım. Artık depremzedelerin ne hissettiğini daha iyi anlıyorum. Ben de bir deprem kurbanı oldum' dedikten sonra Japonya’da Türkçe öğrenmek için kursa gittiğini anlatan Konnai, kendisini kurtaran yardım ekibine ve Türk halkına teşekkür ettikten sonra, Türkçe olarak: 'Her şey için teşekkür ederim. Türkiye'yi ve insanlarını çok seviyorum' demiş.
Mektubumun başında da belirttiğim gibi yanlış bir uygulama ile yaklaşık yirmi gün önceki deprem nedeni ile içinde pek çok çatlağın meydana gelmiş olduğu o otelde iki Japon yanında diğer kişilere de ‘burada kalabilirsiniz’ diyenler umarım adaletin pençesinden ( güçlü yaptırımlarından, demek istiyorum) kendilerini kurtaramayacaklardır.
Sevgili Tada inancımıza göre Yüce ALLAH inşallah onlara da mekan olarak cennetinden bir yer ayırır demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Bana göre onlar üstün insan sevgileri yanında Müslüman Türklere duydukları üstün sevgi ve yardım severlik için; hiç bir konfor düşünmeden orada bulunuyorlardı. Hiç bir depremimizde ne yazık ki bu tür çabaları hiç bir Batılı ortağımızdan görememiştik. Yardımlarını bırakıp gidivermişlerdi. Bizim anlayışıza göre, ki sen de yıllarca aramızda bulunduğun için bunu çok iyi bilirsin; ALLAH her şeyi bilen ve yargılayan en adil (adaletli) bir varlıktır.
Senin de yazmış olduğun gibi Sevgili Tadahisa:
'Japon cocuklari ve doktorlari orada burada ekmekleri paylasiyor, cok guzel.
Fakat su ise bak...'
Burada onların başlarından geçenler ile senin bu çarpıcı anlatımından dolayı gözlerim doldu inan...daha fazla yazamayacağım can arkadaşım. ALLAH sabrımızı artırsın...
Senin de araştırdığın 1890’daki Ertuğrul Faciası'ndan sonra bizi birbirimize bağlayacak olan bir faciamız daha oldu; birlikte anıp birlikte yanacağımız...Ne desek boş...Bu da bir kader işte Sevgili Tadahisa.
Van Depremi'nde Vanlıların şahsında bütün Türkler için canını veren Dr. Atsushi Miyazaki San ile ağır yaralanan Miyuki Konnai San ile inanıyorum ki Türkiye’de hiç unutulmayacaktır.
Oysa bizdeki kimi kişiler gibi onlar da çekip gidebilirlerdi. Ne onlar ne de gazeteci televizyoncu kardeşlerimiz hiç bir yere gitmediler: Vanlıların yaralarını sarmak, devlettin yardımları yanında yalnız olmadıklarını bildirmek, onlar ile hayatta kalmanın güzelliklerini paylaşmak, konuşmak istemişler, etlerini ekmeklerini birlikte yemek istemişlerdi.
Ayrıca göçük altında kalan diğer yurttaşlarımız için de yüreğimiz yanıyor. Bu konuda bizdeki binaların ne kadar çürük yapıldığını, gerekli denetimlerin ise hiç mi hiç yapılmadığını ayrıca yazmama gerek var mi Sevgili Tadahisa?
Ölenler geri gelmeyecek olsa da hayır dualarımız onlar içindir...
Yaşadıklarımız acı tatlı nice anıların toplamı değil midir?
3 yorum:
Zeliha Durna Can • (Osmaniye Atatürk Lisesi)
Çok içten ve duygulu bir mektup olmuş. Elinize yüreğinize sağlık abicim duygular karşılıklı hissettiklerimizi çok güzel ifade ermişsiniz. Ben de kendi adıma başsağlığı diliyorum tüm Türkiye’ye ve Japonya’ya. Allah sabırlar versin ailelerine...
Yeşilsoğan (Ankara):
Okurken benim de gözlerim doldu... Önce insan olabilmek ne güzel... Ayrı bir kültür, ayrı bir ırk, ayrı bir dinden olan bir insan... Ama nasıl da bizden biri gibi değil mi?... Paranın milliyeti yok derler ya... Hiç sevmem o sözü... Dostluğun milliyeti olmaz, sınırı olmaz... Nazım Hikmetin Japonyaya atılan atom bombalarından sonra yazdığı o şiiri anımsarız hepimiz... Dostlukla...
Çok haklısınız değerli arkadaşım Yeşilsoğan. Bugün Japon AAR sitesinden öğrendiğime göre bu konuda Japonlar 1950'lerde örgütlenmeye başlamışlar. İnsanlık sevgisi ve onun peşinden gelmesi gereken yardımlaşma 'maddi' değil orada gördüğüm ya da bildiğimizi sandığımız kimi ruhsal ve toplumsal çözümleri de gerektiriyor. Ne yazık ki Türkiye kendinden menkul kimi yeteneksiz, yetersiz müteahhitler ile yine benzer durumdaki kimi belediye örgütlenmelerinden çok çekti ve önümüzdeki otuz yıl boyunca da bu konuda düze çıkamayacağımız ortada. Yeterli olmasa da Kent Sosyolojisi de okumuş bir arkadaşınız olarak görüşlerim kısaca bunlardır.Tadahisa benim kırk yıllık arkadaşımdır. Japonları da biraz tanırım kişilik olarak. Tek kelime ile 'sağlam' kişilikleri vardır. Kısmet olursa onunla karşılıklı yazışmalarımızı da burada paylaşacağım bir süre sonra. İki ay önce Ankara'daydı. Katkılarınız için teşekkürlerimi sunarım...
Yorum Gönder