19 Kasım 2011 Cumartesi

Düziçi nasıl kentleşiyor

Ömer Faruk YILMAZ

Toplum Bilimci

Aziz Düziçili geçmişinde en az 3000 yıllık izler taşıyan bir alanda yaşıyoruz. Dağların, derelerin, kimi surlar ile eski adı Piramos olan Ceyhan ırmağının yerinden başka pek çok şeyin değişmiş olduğunu biliyoruz. Ortaya çıkan kimi yazıtlar, mağaralar, eski paralar, sur kalıntıları, kaleler, yeraltı yolları, tuğla parçaları, vazolar, değişik desenli mozaik süslemeleri, heykeller, pişmiş topraktan yapılmış içme suyu boruları ile nice mezar taşları bu değişimin en önemli kanıtları. Mağara hayatının ürpertici olaylarını da yaşamış olan yöremizin ilk yerleşenleri; astığı astık, kestiği kestik zorbalık yılları arasında barış, sevgi, adalet, bayındırlık ve sanat dolu nice yıllar yaşamışlar. Başta STRABON (M.Ö. 63 - M.S. 21) olmak üzere bazı yazarların bize anlatmaya çalıştığı gibi bu topraklarda, kim bilir acı tatlı neler yaşanmıştır. Bazı buluntulara göre yöremizde nice depremler ile sel baskınları yanında saldırıya uğramak gibi nice olayların yaşanmış olduğu da anlaşılıyor.

Günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce Kastabala ( Osmaniye Bodrum Kale) yönünden gelerek Ceyhan ırmağı boyunca bir gezinti yapmış olan ünlü coğrafyacı ve tarihçi Amasyalı STRABON’a göre Kataonia ilinin bir parçası olan bu yöre ’’kaleleri eline geçirmiş olan çeşitli, kuvvetli tiranlar tarafından yönetilmiştir.’’ (s.208)

Onun özellikle Berke ve Sır barajlarının gölleri yüzünden artık yatağı değişmiş olan Ceyhan ırmağını anlatışı ise bu alanları yirmi yıl kadar önce gezip görmüş olanlar için çok çarpıcı benzetmeler içermektedir:

Birisi bu çukura bir kargı atacak olursa, suyun basıncı o kadar kuvvetlidir ki kargı güçlükle içeri girer. Nehir olağanüstü geniş ve derin olduğundan, her ne kadar büyük hacimde akarsa da Tauroslara geldiği zaman önemli bir küçülme görülür. Ayrıca nehrin aktığı yarık da dikkati çeker; zira kırılarak ikiye ayrılan kayalarda olduğu gibi, her iki taraftaki çıkıntılar karşı taraftaki oyuklara o kadar uyarlar ki bunlar birbirlerine tamamen intibak ettirilebilirler. Benim gördüğüm kayalar böyleydi. Nehrin her iki kıyısında birbirinden iki üç plethron uzaklıkta bulunan ve aşağı yukarı dağın zirvesine kadar uzanan kayalarda birbirlerine intibak edebilecek çıkıntılar ve oyuklar bulunuyordu… Buradan bir köpek veya yabani tavşan atlayabilir… ve genişliğinin birden daralması ve yarığının derinliği nedeni ile gezginlerin kulağına, daha buraya erişmeden çok evvel gök gürültüsünü andıran bir ses gelir. (s.5)

İlçemizde son yılarda ortaya çıkan bazı buluntulara göre, yöremizde kendine özgü bir toplumsal düzenin yaşanmış olduğunu kestirmek pek de zor değil. Bu konuların açıklığa kavuşturulması başta Düziçi Kaymakamlığı olmak üzere Osmaniye Valiliği ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sorunu olsa gerek.

Hititler, Romalılar, Abbasiler, Selçuklular ile Osmanlılar’dan bu yana yıldan yıla çoğalmaya başlayan Düziçi nüfusu bugün 90. 000 kişiye yaklaşmış bulunuyor. İlçe kent nüfusu ise 40.000 kişiden oluşuyor. Gezip görüyoruz ki kentleşmenin başındayız. Her olayımızda olduğu gibi kentleşme olayında da sancılarımız çok. Maddi ve manevi sorunlarımız yıldan yıla değil günden güne artmaktadır. Çok geç de olsa yer yer iyi ve tutarlı işlerin yapılmış olduğu ortada. Bu konuda yetkililer yanında Düziçiliyim diyen herkese önemli görevler düşüyor.

2007 yılı yazında Rahmetli Hocam Mustafa TABAKAY ile birlikte Düziçi’nin de yaşamakta olduğu küreselleşme sürecindeki bazı yansımalar için bir araştırma yapmaya kalkışmış ve yazılamayacak kadar ürperici sonuçlara ulaşmıştık. Bu süreçte ister istemez yakın tarihimizi de sorgulamak zorunda kalmış; kökü derinlerde olan pek çok açmazlarımız ile yüzleşmek gerektiği konusunda karar kılmıştık. Özellikle eğitim süreçleri ile ulusal gelirden gerektiği gibi pay alamamak yanında milli ve dini değerlerimizin göz göre göre küreselleşmeye feda edildiği anlamıştık. Günden güne gelişen kentleşme sancıları Düziçili için pek çok sorunu da beraberinde getiriyordu. Bu tür sorunların çözümü için Devlet organlarının tek başına uyumlu çalışması değil, halkın katılımına yönelik kimi çalışmaların da yapılması gerektiğini konuşmuştuk Rahmetli Hocamla. Oysa bazı anlayışlar ile kimi yanlış davranışların değiştirilebilmesi ne kadar da zordu!

Suçlar ve suçlular konusunu da içeren bu araştırmamızda yazılamayacak kadar ürpertici sonuçlara ulaşmıştık. Üzülerek gördük ki komşu hakkını da kapsayan ‘’takım karıştırma‘’ ilk sıralarda yer alıyordu. Ne de olsa Devletin malını deniz kadar çok görebilen bir anlayıştan geliyorduk. ‘’Yapanın yanına kâr kaldığı’’ nice uygulamaları görmüş ya da duymuştuk. Hukuk doğrultusunda hak arama yollarını da bilemiyorduk. Hukukun egemen kılınamadığı toplumlarda da bilindiği gibi ya ‘’orman kanunları‘’ ya da ‘’ben yaptım oldu‘’ zorbalığı egemen olurdu. Bu uğurda da içi kof nice sıfatlar türetilir ve hakkın hukukun işlediği değil; kimi kişilerin borusunun öttüğü çarpık bir düzene ulaşılabilirdi. Düziçi bu tür aşamaları geçirmiş olsa bile aramızda bazı kırıntıların var olduğunu hepimiz biliyoruz. Ayrıca devlet adlı hantal yapılaşmanın her şeyi doğru ve adil yapmış olduğunu düşünmek ise ayrı bir sorunumuz olsa gerek.

Son yıllarda Düziçi’nde ayağı yere basar bir biçimde gelişmeye başlayan kentleşme hiç de kolay gelişmiyor. Ülkemizde küçücük köylerde bile yıldan yıla yaygınlık kazanmaya başlayan kanalizasyon kanallarının açılması ne yazık ki Düziçililer için ancak 2007’de uygulamaya konulabiliyordu. Kanalizasyon geldi gelecek denilerek yolların kendi haline bırakıldığı; yayaların toz toprak içinde sokranarak yürüdüğü, derelerin çöplerden geçilmediği, bol sinekli günleri de gördük.

Düziçi Belediye Başkanı Ökkeş NAMLI ile çalışma arkadaşlarının kararlı tutumları ve Hükümetin destekleri doğrultusunda 2009 sonu ile birlikte kanalizasyon kanallarının ilçe içerisinde yaygınlaştırılmasına başlanmıştır. Geçmişte göstermelik bir biçimde üstü örtülen yolların parke taşları ile bezenmesi ya da sıcak asfalt ile kapatılması, kaldırımların yapılması Düziçililerin kanıksadığı bir durumdu. Öte yandan imar mevzuatının sıkı bir biçimde uygulanmaya başlanması ve eski park alanlarının yeniden düzenlenmesi ile ilçemiz yeni bir oluşuma kavuşuyordu. Ayrıca okullaşma ile sağlık hizmetleri yanında halk eğitimin yaygınlaştırılması ve sosyal yardımlaşma hizmetlerinin daha etkin kılınmak istenmesi, yeterli gelirleri olmasa da Düziçili için kentli olmak bilincinin gelişmesi demektir. Ne ki dün olduğu gibi bugün de kentleşme sancıları çoğu yönlerden vuruyordu Düziçilileri: Toz toprak içindeki yollarda yürümek yanında nice görüntü kirlilikleri ve kanalizasyonsuz bir ortamda yaşamak onları da yeni gelenleri de rahatsız ediyordu. Bu çerçevede çöplerin toplanışından depolanmasına, içinde bilinçsiz çöp yakmayı da içeren hava kirliliğinden kent içindeki hayvan barınaklarının varlığına, sağlığımızın nasıl bir tehdit altında bırakılmakta olduğu, umarım yetkilileri de rahatsız etmektedir.

İçinde bulunduğumuz kentleşme sürecinde eskiden kalan kimi alışkanlıklardan biri olarak; hukukta suç olarak nitelenen ‘’takım karıştırma’’ ya da kişilerin kendi tapulu alanları dışındaki alanlardan azıcık da olsa pay kapma sorunu çıkıyor karşımıza. Biliyoruz ki çoğu kişi hakkına razı olmuyor. Bu uğurda hak hukuk çerçevesinde çizilmiş olan tarla sınırlarını da zorlamakta olduğu için kentleşmenin göstergelerinden biri olan yolların düzenini sağlamak, sanırım yetkililer için başlıca sorunlardan biri olsa gerek. Bu kapsamda cadde olarak adlandırılmış olan yolların; kimi yerlerde sağlı sollu olarak giderek sokaklaştırılmış olduğunu, kimi sokakların ise kargacık burgacık bir biçimde uzandığını biliyoruz Düziçi’nde. Takımlar karıştırılmış, caddeler sokaklar ile kimi kavşaklar bile bile olsa gerek, kimilerinin tarlasına katılmış: Duvarlar yapılmış, çitler çekilmiş, bazı ağaçlar da dikilivermiş bir zamanlar!

Yaklaşık 150 yıl öncesine kadar gidecek olursak: Osmanlı Devleti’nin çöküşünün sancıları bütün alanlarda olduğu gibi Düziçi çevresinde yaylak kışlak geleneği içerisinde hayatlarını idame ettirmek zorunda olan dağınık oymakları da etkiler. Onların yerleşik hayata geçirilmesi gerektiği yanında, kendi aralarında süregelen çatışmaların giderilmesi ve geniş toplum ile bütünleşmeleri için ilk teşebbüsler başlatılır. Araya giren savaş süreçleri Düziçi halkını da etkiler: Şehitlik ve gazilik yanında, savaş alanlarında yitip giden nice yiğitleri için gözyaşı döker, ağıtlar yakar analar.

O süreçte olduğu gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarında da kimi zorbalıklar ile kimi gözü açıklıkların önü arkası kesilmez Düziçi’nde: Osmanlı kaynaklarında ‘’Düz evleri’’ (Ahmet Cevdet Paşa: Maruzat İstanbul 2010 s. 277) denilen Tecirli Aşireti’nin yanı başındaki ormanlık alanlar 1920’ler ile birlikte yakılmaya; yeni yeni tarlalar açılmaya başlanır. Bahçe Kazasına bağlı Haruniye Nahiyesi’nde bulunan Nahiye Müdürü ile üç beş çalışma arkadaşlarından başka küçük bir jandarma birliğinden başka Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden bir kuruluş yoktur Düziçi’nde. Sağlık işleri Orta Doğu’daki zengin petrol yataklarına ulaşmak isteyen Almalarca Adana- Bağdat demiryollarının yanı başındaki(!) Alman Konağı adı ile ünlenen bir yetimhanede(!) görevli Alman Kızları’nın himmetine kalmıştır.

İçinde bulunduğumuz kentleşme sürecinde eskiden kalan kimi alışkanlıklardan biri olarak; hukukta suç olarak nitelenen ‘’takım karıştırma’’ ya da kişilerin kendi tapulu alanları dışındaki alanlardan azıcık da olsa pay kapma sorunu çıkıyor karşımıza. Biliyoruz ki çoğu kişi hakkına razı olmuyor. Bu uğurda hak hukuk çerçevesinde çizilmiş olan tarla sınırlarını da zorlamakta olduğu için kentleşmenin göstergelerinden biri olan yolların düzenini sağlamak, sanırım yetkililer için başlıca sorunlardan biri olsa gerek. Bu kapsamda cadde olarak adlandırılmış olan yolların; kimi yerlerde sağlı sollu olarak giderek sokaklaştırılmış olduğunu, kimi sokakların ise kargacık burgacık bir biçimde uzandığını biliyoruz Düziçi’nde. Takımlar karıştırılmış, caddeler sokaklar ile kimi kavşaklar bile bile, kimilerinin tarlasına katılmış: Duvarlar yapılmış, çitler çekilmiş, bazı ağaçlar da dikilivermiş takım taşı yerine!

Duyumlarıma göre daha önceki belediye başkanları gibi sanırım Başkan Ökkeş NAMLI da zaman zaman bu konularda zorlanmaktadır. Düziçi’nde yaklaşık 450 kilometre uzunluğundaki kent içi yolların geçtiği yerlerde olsun, eski yolların tarla sınırlarına göre düzenlenmesinde olsun başlı başına bir sorunlar yumağı ile boğuşuluyor. Kimi yerlerde gerginlikler artarken, kimi yerlerde çoğu Düziçili ‘’olması gereken ne ise o olmalı’’ diyor. Anlaşılan millet artık tozlu topraklı, eğri büğrü; çöp kovaları ile çirkin görüntüler sergileyen ve üstüne su sıçratılan yollardan bıkmış.

Oysa eski alışkanlıklarını sürdürmek, zorbalık göstererek yolların genişletilmesini; tapularındaki sınırlara rağmen engellemek isteyen kimi Düziçililer de var aramızda. Bence bu konudaki sorumluların iyi belirlenmesi gerekmektedir. Tapu ve kadastro işleri ilk baştan; yalnızca kâğıt üzerinde yapılmış olduğu için komşular arasındaki gerginliklerin de ardı arkası kesilmiyor. Sanırım ‘’takım karıştırma’’ ya da ‘’tarla sınırı ihlâli’’ Düziçi’nde mahkemelere yansıyan ilk on başvurudan biri olsa gerek. Bu konularda eski ve yeni bir kaç olay biliyorum ki akıllara sezadır bence.

Bu açıdan öncelikle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü her tapunun sınırlarını kalıcı bir biçimde belirlemeli ki komşular birbirine düşmesin. Böylece belediye başkanları da kentleşmenin en önemli göstergelerinden biri olan yolların açılması ve düzeltilmesi için kendini bilmez kimi inatçılar ile tartışmaya girmemiş olur. Ne yazık ki masa başında oturularak havaya çizili tapular ile ancak bu kadar olabiliyor. Bu amaçla sanırım öncelikle sorunlu yerlerdeki tarlaların, tapularına göre kazıklarının çakılmasında yarar vardır. Yoksa Düziçili çağdaş bir kentleşme için daha uzun yıllar kendi kendini yiyip bitirecektir. Bence yönetenler katında uyumlu çalışmaların yapılması için daha etkin bir eşgüdüme gidilmesinde yarar vardır. İçinde bulunduğumuz bu süreçte kentleşme için yapılması gerekenler konusunda halkın aydınlatılması ise başlı başına bir çalışmayı gerektiriyor.

1954 yılındaki kuruluşundan bu yana Düziçimizin kentleşmesi, güzelleşmesi uğrunda emeği geçenleri ve hakkına razı olarak Düziçi’nin kentleşmesinin önünü açmaya çalışanları kutlamak zorundayız.

Hiç yorum yok: