Bir sinema filmi: İngiliz olmak'86

Bilindiği gibi insanlık için en önemli sorunlardan biri de geçim derdidir. Bu amaçla mağara topluluklarından çağdaş toplumlara kadar beslenme, barınma, güvenlik, iş sahibi olmak ve çoğalmak gibi emeller var olagelmiştir. Özellikle yerleşik hayatta geçildikten sonra bir şeyler üreterek kimselere muhtaç olmadan yaşayabilmenin ilk kurumlaşmalarınıSümerler'de görüyoruz. O çağlarda ortaya çıkan paylaşım sorunları ile yazılı hukuk bugün de insanlığın en önemli konularındandır.
İşsizlik ve geçim sıkıntısı acılarını bütün toplumlar yaşar
Bugün yaşadığımız dünyada Sümerler ile birlikte diğer kültür ve uygarlıkların katkılarını bir yana itivermek cahillik durumu dışında, ancak geçmişe ihanet olarak nitelenebilir ki beyinsizliğin ta kendisidir bence. Bu bakımdan çağlar boyunca Hitit, Asur, Urartu, Fenike, Mısır, Milet, İon, Atina, Pers, Göktürk, Çin, Hun, Hazar, Macar, Rus, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Altın Ordu, İlhanlı, Timurlu, Gazneli, Selçuklu ve Osmanlı atalarımız da değişik boyutları ile “işsizlik” ve “geçim sıkıntısı” acılarını tatmışlardır. Son yıllarda bütün dünyada en önemli sorunların başında gelen işsizlik, içinde sıcak para da bulunan dünya nimetlerinin daha çok küresel sermaye tarafından kendi ülkelerine doğru taşınması gerçeğinin bir sonucudur. Diyebiliriz ki İşsizlik ve geçim sıkıntısı acılarını bütün toplumlar yaşar. Çünkü egemen güçler böyle ister.
Pek çok yıkıma yol açan Falkland Savaşı bir egemenlik gösterisidir
Avrupalı ulusların feodalite sürecinde yaşadıkları yüzyıllar boyunca krallıklar ile Papalık hazinelerinde biriken servetler ile girişimci düşünce onları dünyayı denizden dolaşmaya kalkışmak gibi büyük bir atılma sürükler. Bu çabalarındaki başarıları ilk küreselleşme süreçlerinden olsa biri gerek. İşte bu kapsamda Birleşik Krallık'ın Falkland Adası'na sahip olması gibi bir egemenlik sağlama hakkı sonunda 1982 Nisan ayında başlayıp biten Falkland Savaşı‘nı doğurur. Çünkü geçtiğimiz yüz yıllar içerisinde oluşmaya başlayan Arjantin uluslaşması, kabaca burnunun dibindeki verimli adanın kendi egemenlik alanı içerisinde olduğunu Falkland'daki İngiliz güçlerinin çekip gitmesini, olası bir savaş pahasına da olsa dayatır.
Falkland üzerinde oynanan egemenlik savaşı güçsüz Arjantin için çok acı sonuçlar doğurmuştur
Bilindiği gibi uzlaşma görüşmeleri bir sonuca bağlanamayınca B. Krallık üstün savaş gücü ile Falkland Savaşı‘nı 1982 Nisan ayının son günlerinde, sanırım yedi gün içerisinde kazanır. Her savaş gibi bu savaş da her iki ülkenin ekonomisini sarsar. Gerçekte Arjantin yenilgi ile sonuçlanan onur kırıcı durumu yanında, 1982'ye göre yaklaşık 50 yıllık bir süre boyunca da yoksulluğun pençesinden kurtulamamış bir toplumdur. İngiltere ise güçlü sanayisi, küresel ticaret ağı ve eski bir imparatorluk olmanın verdiği pek çok kazanımlar sunucu savaş harcamalarını, kısa sürede kapatmayı başarır. Oysa o savaşın da etkisi ile bugün Arjantin'in dış satımları nerede ise yarı yarıya düşmüş, dış borcu ise yıldan yıla yükselmeye başlamıştır.
Türkiye 1974'teki Kıbrıs Barış Harekatı ile ulaştığı siyasi ve askeri başarısını çok pahalı ödemiştir
Benzer durumu Türkiye de 1974'ten sonra; önceki yıllar boyunca da yokluklar ile boğuşulurken Kıbrıs Barış Harekatı'na bağlı olarak egemen güçlerce karşısına konulan "ambargo" sürecinde, belini oldukça geç doğrultabilmiştir. O yıllarda nice kıt mallar yüzünden hayatın pahalandığını, öğrenci olaylarının ülkeyi karmaşaya sürüklediğini, öğrenci çatışmalarında on bine yakın can kaybettiğimizi, değişik amaçlı terör örgütlenmeleri ile terör saldırılarını çoğalmaya başladığını kim inkâr edebilir?
Devleti yönetenler bir hak olarak gördükleri kendi tarafgirliklerini her alanda egemen kılmak isterler
Dünyanın bazı ülkelerinde de görülen özgürlük ve demokrasi istekleri içerisinde, her bir ülke ekonomisinin nereye doğru gitmekte olduğunu sorgulamak gibi bir amaçları da vardır kitlelerin. Çünkü yönetim biçimi ne olur ise olsun çoğu yönetim kadrosu hiç bir biçimde sorgulanmak istemez. Şeffaf olmak istemez. Hiç bir bağlısının: Benim durumum ne olacak, beni de gör; üzerinden kepçe kepçe aldığın çorbada benim de hakkım vardır; hakkımı yedirmem, demesini istemez. Bu konuda ister muhalefet partileri ister yargı ister basın gibi değişik baskı gruplarının da üst perdeden konuşmasını; hesap sormasını istemez.
Çok yönlü çabalar içinde görünseler bile egemen güçlerin "yeniden seçilebilmek" gibi bir sancıları vardır
Egemen güçlerin tek amacı vardır:
Kendi tarafgirlerini korumak ve adı ne olur ise olsun, sistem gereğince yeniden seçilebilmek ve makamda kalabilmek için her yolu tek çıkar yol olarak görmektir. Çoğu ülkelerde bu konulardaki araştırma ve incelemelerin sağlıklı bir biçimde yapılabileceğine ben ihtimal vermiyorum. Saltanatlar başlayıp bittikten sonra elbette tarihçiler ile diğer araştırmacılar için her türlü araştırmayı yapmak, en doğal haklarıdır. Ancak bazı durumlara bakarak dünyadaki bütün kamuoyları görünen köy için klavuz istenmeyeceğini de çok iyi bilir.
Toplumların birer göstergesi olan çok yönlü araştırmaları yapmak pek de kolay değildir
Ne ki onlar hayatta ve özellikle de makamda iken bu tür çalışmalar mümkün olduğunca yüzeysel özellikler taşır. O da ele güne karşı: Bizde de düşünce özgürlüğü var. Bizde de her türlü araştırma yapılıyor. Yapılan araştırmalara göre resmi kurumlarımızın bulguları gereçekleri yansıtmaktadır. Karşı görüşte olanların sayıları ve olayları saptırmak gibi eğilimler içinde oldukları bilinen bir insanlık durumudur; muhalefetin tutumudur bunlar, denilerek en haklı savunmalarını yaparlar. Bu tür olayların ne gibi içerikler taşıdığını ve zenginliklerin nasıl yağmalandığını Fas dışındaki kimi Afrika Arap devletlerinde gördük.
İngilizler de haklıklarını savunmak için halkın durumuna rağmen en yoğun propagandayı yaparlar
Yeniden İngiltere'nin Falkland Adası‘ndaki egemenliğini sağlama almak uğruna giriştiği "kahramanlık" ki o savaşa İngiliz Veliahtı Prens Charles da katılır pilot olarak, ülke içindeki paylaşımda da sorunlar yaratmaya başlar, çok az da olsa. Bu sürece bağlı olarak İngiltere'de yükselen işsizlik sayısı içindeki üniversite mezunları ile iş arayan diğer kitleler giderek örgütlenerek haklarını aramaya başlarlar. Evlerinde boş boş oturan ve yollarda aylak aylak dolaşan gençler de çevrelerindeki mallar ve kişilere karşı saldırıya geçmeye başlarlar. Gençlik örgütü bireyleri tek tek birer İngiliz olduklarının bilinci ile eylem koyarak, hak aramaya başlamışlardır.
Shane Meadows: İşte İngiliz Olmak budur
Bu konunun aşama aşama nasıl işlendiğini 1972 doğumlu Shane Meadows’un bol ödüllü This is England’86 (İngiliz Olmak’86) filminde görmek mümkün. Film Falkland Adası Savaşı’ndan dört yıl sonra 1986’da İngilterede yaşananları anlatmaya çalışır bize. 2006’da çekilen film 2010’da dört bölümlük bir televizyon dizisi olarak aynı oyuncular ile değişik bir biçimde yeniden çekilerek İngiltere’de 4. Kanal’da yayınlanır. Yönetmen Shane Meadows’a göre dizide yine işsizlik ve gençlerin çevresinde dönen dünya algısı üzerinde durulmaktadır.
Shane Weadows: Dört kere dinle beni
İngiliz yönetmen ve senaryo yazarı Shane Meadows ile yapımcı Mark Herbert’in This is England’86filminde Perry Benson, Joseph Gilgun, Stephen Graham, Robert Newton, Celia Johnson adlı oyuncular görev almış. Film bir İngiliz kentinin (sanırım Londra’dır) 1940’lardan kalma işçi evlerinden oluşan bir mahalle görüntüleri ile başlar. İçinde:
Söylediklerime kulak ver... Dört kere dinle beni... Ver, ver, ver.. Hayır, hayır, hayır öyle değil... İki kere kulak ver bana... gibi etkileyici sözler bulunan Beatles tarzı bir İngilizce şarkı eşliğinde, o günün İngilteresini tanıtır bize Meadows:
Gençler yollarda oyun peşinde ya da boğuşurlar kendi aralarında, çok az evde bulunan bilgisayarlar oyunları için internet cafe’lere doluşumuşlar, ağabeyleri ile babaları bir gösteride polislerle çatışmaya başlar, 1925 doğumlu Başbakan Margaret Thatcher ülkenin gelişmesi için uğraşmakta(!), yabancılara ait dükkanlar taşlanmakta, geceleri molotof kokteylli eylemler sırasında yer yer çayışmalar meydana gelmektedir. İngiltere adasında bunlar olurken çok uzaklardaki Falkland Adası’nda İngiliz ordu birlikleri ellerinde silahları ve bayrakları ile yol almaktadırlar. Londra’daki kimi gösterilerde de İngiliz Bayrağı göstericilerin en vazgeçilmez varlıklarıdır.
Başbakan Margaret Thatcher’i bir ara donanma birliklerine moral vermek için gemilerin birinde nutuk çekerken görürüz. Bu süreçte ABD Başkanı Ronal Reagan ile yan yana çok mutlu ve anlaşma içinde olduklarını anlatan bir görüntü de görürüz. Bir ara Başbakan Margaret Thatcher subay kılıklı olarak bir uçak savarın başında görülür, kaybolur. Falkland Adası’nda ise savaş bütün hızı ile sürmektedir.Başbakan Margaret Thatcher radyoda, televizyonda, donanmanın Antrim gemisinde kısaca her yerdedir. Haberler İngilizlerin başarılarını duyuru sık sık.
Filmin baş oyuncusu Shaun (genç Thomas Turgoose) on iki yaşında ilköğretimde okuyan bir çocuktur. Babası Falkland Savaşında ölmüştür; annesi ile zor bir geçim içindedirler. Evlerinde kiracı olarak yaşamaktadırlar. Beş yakın arkadaşı ile şaklaşarak geçirmeye açlışırlar günlerini. Okulunda kendisinden büyük gençlerden baskı görür: Gözünü kırpmadan kavgaya tutuşur bir gün. Oysa hayat nice olaylara ve beklenmedik bazı gelişmelere bağlı olarak uzar gider. Altı arkadaşın içine girmek durumunda kaldıkları on beş ile otuzlu yaşlardaki arkadaşları, onların da İngiltere’de gelişmekte olan yabancı düşmanlığına doğru sürüklenmesine yolaçar. O yıllarda Falkland Savaşı’ndan dolayı işsizlerin sayısı giderek yükselerek dört milyona yaklaşmıştır. Gençlerin mahalle içi örgütlenmeleri giderek “İngiliz olmak” özüne dayanan bir siyasi oluşuma dönüşür. Bu arada Shaun parasızlıktan dolayı aşağılandığı ve günden güne kin beslediği İngiliz olmayan market sahibine de gerekli cezayı verir kendince.
Toplumların en büyük sorunlarından biri olan işsizlik görmezlikte gelinemez
Sanırım son günlerde yaşanılan gençlik saldırılarının altında kimilerince bol bol paylaşılan İngiliz ekonomisinin birikimlerinden yeterince pay alamadıklarını düşünen gençler ile artan hayat pahalılığı karşısında maaşlarında gerekli artışları göremeyen kitlelerin de oluşturduğu kamuoyu bilinci göz ardı edilemez. İşin içindeki “işsizlik” olgusu da unutulmamalı.
Ankara 14 Ağustos 2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder