Gelinen bu aşamada NEREYE gidiyoruz? Kim kiminle NİÇİN inatlaşmaya başlamıştır? İnsanlığın bir kaderi olarak binlerce yıldan beri ''farklılıklarına rağmen yanyana yaşayanlar''dan bir bölümü; nasıl olur da bu kadar GADDAR, bu kadar ANLAYIŞSIZ, bu kadar GÖZÜ DÖNMÜŞ, bu kadar DİNDEN İMANDAN kopmuş olabilir? Yaşamakta olduğumuz demokrasi bu gibi kabalaşmalara ne kadar izin verebilir?
OSMANLI Devleti içerisindeki ERMENİ yurttaşlarımız da bir avuç kışkırtmacının silahlı, bombalı saldırıları ile töhmet altında kalmışlar; bazı yabancı ajanların da kışkırtmaları ile ne yazık ki 1915 Olayları gibi bir açmazın içine düşülmemiş midir? Oysa dil ve din farkı dışında hiçbir farkımız olmayan ERMENİLER bugün de aramızda olsaydılar T.C. daha güçlü olmaz mıydı? Sonuçta bana göre, yaşananlardan ne TÜRKLER ne de ERMENİLER kârlı çıkmıştır.
Ne yazık ki adı belli karanlık güçler benzer bazı durumları; gelenek görneklerimiz bakımından da ''etle tırnak gibi'' kaynaşmış olduğumuz Kürt yuttaşlarımız için sahneye koymuş bulunmaktadırlar.
Bu konuda Hrant DiNK’in 2006 Nisan ayında Malatya’daki konuşmasında: ‘’Geçmişte Ermenilerin düştüğü Batı`nın oyununa şimdi Kürtlerin düştüğünü’’ vaktiyle ‘’Ermenilerin geçmişte İngiliz, Alman, Fransız ve Ruslara güvenmekle hata yaptığını’’ vurgulamış olduğunu da unutmayalım. Bakıyorum da hiç bir siyasetçi, bu tür konulara girmiyor. Her biri başka bir telden çalıyor, desem çok mu ileri gitmiş olurum?
Oyunun yeni biçimi TBMM Genel Kurulu Salonu'na taşınacak yakında. Eğer ''kanun hakimiyeti'' sağlanmaz ise ülkemiz baştan sona ''anomik'' ya da ''kuralsızlıklar ve kanunsuzluklar'' ile yüzyüze kalacaktır. Anlaşılan o ki adı belli karanlık silahlı güçler ile onların uzantısı kimi ''demokratik'' yaftalı kesim devlet düzenine meydan okumak için artık daha bir güç bulmaktadır kendisinde. Yakında kurulacak olan 61. Hükümet'e çok büyük görevler düşmektedir.
Bir karşılaştırma yapmak anlamında: ABD'de HİNDİSTAN'da MEKSİKA'da KANADA'da İSPANYA'da BULGARİSTAN'da YUNANİSTAN'da ÇİN'de ENDONEZYA'da din, dil, lehçe, ağız, şive, kültür, ırk ve renk farklılıklarına rağmen NEDEN bu çapta BİR TERÖR ortaya çıkmıyor? Bu ülkelerde bir ''ayrılıkçı TERÖR ortaya çıksa'' yaşanacak olanlar o ülke ya da insanlık için ''çok yerinde, özgürlükçü ve haklı bir eylem'' olarak mı kabul edilecektir?
Atalarımızın '’teşbihte hata olmaz'' sözüne sığınarak şunları yazmak istiyorum:
ABD'de yüzyıllarca köle olarak ezilen, horlanan, ayrımcılığı her alanda tadan, haşa ''köpek derekesinde'' görülen ZENCİLER İnsan Hakları baş savunucusu ABD'ye karşı hangi TERÖR EYLEMLERİ'ni gerçekleştirmişlerdir? Ne olur AMERİKA'da ZENCİ MÜSLÜMANLAR ile Alex Haley'in yazmış olduğu MALKOM X adlı dev eserleri okuyunuz. KÖKLER dizisi ile KÜÇÜK DEV ADAM, ORMANDAKİ IŞIK gibi bin kadar başka filmleri de yeniden gözünüzün önünden geçiriniz. Bu arada Tim Miks, Teksas, Kinova gibi çizgi romanları bir kez daha hatırlayalım.
OSMANLI DEVLETİMİZ'in o çöküş yıllarında ERMENİ örgütlenmeleri çerçevesinde yaklaşmakta olan çöküntüden yararlanmak isteyen Osmanlı dönemi KÜRT ileri gelenleri de bilindiği gibi ayrılarak bir devlet kurmak teşebbüsünde bulunmuşlar; bu da Sevr adlı imzalanmayan bir tasarıda yer almıştır. Öte yandan Batı'da olduğu gibi KÜRT HALKI içerisinde Yeni Türkiye devleti’ne karşı halkı ayaklandırmak için Lawrence öykünmecisi Binbaşı E. W. C. NOEL (1886-1940) ile arkadaşları 1919 Eylü ayında Kürt ileri gelenlerinden gerekli siyasi ve silahlı desteği bulamamışlar; hevesleri ve hayalleri ile birlikte tarihin yok oluşlar vadisine doğru uçup gitmişlerdir.
Siyasilerce ve bazı araştırmacılarca sebeplerine inilmediği ya da siyasilerin çok yönlü çözümleri bir yana bırakarak; yalnızca Güvenlik Güçlerini kullanmakta olduğu kurgulu TERÖR, kimbilir adım adım bizden daha neler koparmak istiyor?
Ne yazık ki en küçük bir kıvılcımda işi kavgaya dönüştürmekte pek mahir olan siyasilerimiz KÜRT YURTTAŞLARIMIZ için aklı başında hiçbir ÇAĞRI yapabilmiş olmadıkları için TERÖR dahil en olmadık gelişmeler içinde yüzüp duruyoruz. Artık anlaşılmıştır ki 'pekeke' ile ''keceke'' adlı gizli güçlerin siyasi uzantısı oldukları sık sık vurgulanan 'detepe' (DTP) ile ''bedepe'' (BDP) adlı oluşumlar TÜRK VARLIĞI için olduğu kadar içerisinde KURMANÇİ, SORANİ, GORANİ, KARAKEÇİLİ ve LORİ halklarını da kapsayan KÜRT VARLIĞI için de ÇOK ZARARLI bir sürecin içine girmiş bulunuyorlar.
Pek çok noksanları olsa da CUMHURİYETİMİZ'in demokrasi çığırının nimetleri kapsamında KİM KİMİ AYIRDI da; sinsi sinsi kan dökmeyi gerektirecek kadar çekilmez olan ‘’ayrımcılık’’ bu kadar aldı başını gidiyor?
Tarih sahnesindeki savaçları ve barışları yanında ortaya koyduğu anıt eserler ile yazılı belgeler bakımından, mensubu bulunduğum Yüce TÜRK Milleti birlikte yaşamış olduğu TÜRKİYE topraklarındaki topluluklar ile zorunlu olarak var olması gereken binlerce ilişki gerçekleştirmiştir.
Bu kapsamında: Kiralama, satın alma, ortaklık kurma, işletmeler açma, evlenmeler, eğitim öğretim, siyasete atılma, göç etme, denize girme, uçağa trene binme, lokantalara girme, bağda bahçede ormanda tarlada çalışma, bir yerlerde çadır kurma, yöneticilik, iş arama, ihracat ithalat, pazarcılık, müteahhitlik, askere alma, partilere ve sendikalara üyelik gibi alanların hangisinde ayrımcılık yapılmıştır? Ayrıca yürürlükteki hangi kanunuda ''ırk, renk, cins, mezhep, dil, şive, ağız, bölge, köken ayrımı'' yapılmaktadır?
Kendi adıma söyleyecek olur isem: Doğulu ya da Güney Doğulu KÜRT yurttaşımız ile konuşmak veya alışveriş yapmak hoşuma gider. Çünkü yıllarca aralarında dolaşarak belgesel diziler çekmekten dolayı olsa gerek; onlarla çok daha şirin bir TÜRKÇE konuştuğuma inanıyorum. O yörelerde hiç bir zaman ne itelendim, ne ötelendim ne azarlandım ne de her hangi bir ayıp durumla karşılaştım yaklaşık on yıl boyunca. Toprak ağaları ile olduğu kadar, bir çadırda ya da küçük bir köyde onlarla birlikte sofralarına diz çökerek; acı tatlı ne var ise birlikte yedik içtik. Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin ve Adıyaman’da düğünlere katıldım, halay çektim, çepik ya da gemi oyununa katıldım davul zurna eşliğinde. Özellikle Urfa Sıra Geceleri’nde dillendirilen o güzelim türküler ile Diyarbakırlı Celal Güzelses’in arkadaşlarının müzik ziyafetlerini nasıl unutabilirim? Hiç bir konuşmamızda ne bir ırkçı söylem ne bir ayrımcılık ne bir çekişme yaşanmıştır.
Yaşadığım yıllar içerisinde de hiç bir biçimde yurttaşlarımız arasında, kimi ülkelerde olduğu gibi ''ayrımcılık yapılması'' gibi durumlar ile karşılaşmadım. Böyle bir durum olduğunda ise ben ya da bir diğer arkadaşımız: Hepimiz Müslümanız, hepimiz bu vatanın çocuklarıyız, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, üstün olan ancak takva sahipleridir, kimseyi ırkı-rengi-inancı ile yargılayamayız, anlaşamadıysan almazsın, karşılıklı kız alıp vermişiz, kimse saf bir ırktan gelmez, hepimiz karışmışız gibi ortamı yumuşatıcı sözler ile her türlü çatışma mümkün olduğunca önelnmiştir. Önlenmektedir. Ne ki aşırı uçlarda gezerek ortamı germek isteyenlerin de neler yapmakta olduğunu, son yıllarda daha çok görmeye başlamış olmak bakımından toplum huzurunun gerilmeye başlaması ve terörün azgınlaşması sabırları da taşırmıyor, diyemeyiz. Bu gibi tahrikleri yapanların arkasında ise kimlerin olduğunu; bu konularda çok düzenli ve kurgulu işler yapıldığını bizler ancak tahmin edebiliriz. Oysa ''Devlet bunları bilir'' ve ''gerekli tedbirleri'' de alır. Çünkü devletin amacı toplum huzurunu sağlamak ve caydırıcı önlemler alarak çatışmaların gelişmesini durdurmaktır.
Ne ki son on beş yıldan bu yana kimi Doğulu yurttaşlarımızın kendilerini bağlayan bazı ayrılıkçı söylemler ile bazı kışkırtıcı sözler ve davranışlar ile çevrelerinde bulunanları tahrik ettiklerini gördüm, duydum; yazıldı çizildi. Ne yazık ki bazı ayrılıkçılık istekleri yanında ''kardeş kanı dökülmesi'', ''ayrı bir Kürt devleti kurulması'', ''bütün okul programlarına seçmeli Kürtçe dersi konulması'', ''anayasada Kürt adının da geçmesi'' gibi istekler ile karşılaşmaya başladık. Oysa bu tür isteklerin çoğunu ne AB ne ABD ne de Patagonya'da isteyebilir o fikirlerin sahipleri.
BATI'nın özellikle OSMANLI Devletimiz'in EGEMENLİK alanları içindeki CEZAYİR, TUNUS, TRABLUSGARB (Libiya - LİBYA), MISIR, BALKANLAR ile ORTA DOĞU'da uygulayageldiği ''AYIR BUYUR'' adlı çok yönlü ''SİYASİ AÇILIM'' geçen yüz yıllık süreçte de sık sık görülen TÜRKİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE ''ayrılıkçılık tohumlarını daha bir yeşerterek'' şimdi de TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'ni tepetaklak alaşağı eylemek istemektedir.
Unutmayalım ki BU ÜLKE daha dün zorla ve hiyle ile kendisinden koparılmış olan IRAK ile SURİYE değildir. Olmamıştır ve olmayacaktır da. Bu konuda Hükümetimiz ile TBMM'miz gereken her türlü tedbiri alacak ve gerekenleri de yapacaktır, diye düşünüyorum.
Her sorun da hukuk içinde sabırla, siyasetle, ilimle, tecrübeyle, kıyaslama ile çözülür. Sorunlar kargaşa yaratarak, aba altından sopa gösterilerek, bir terör örgütünün saldırıları göz önüne alınarak ya da ne olur ne olmaz diyerek birilerinin sırtınızı sıvazlamasına dayanılarak değil barış ve huzur uzlaşılarak içinde çözülür. Dayatmaların sonu eğer çatışmalara doğru gidecek olursa; bundan kârlı çıkacak olan bizler değil, bizi yönetmeye kalkışacak olan Batılı güçlerdir.
Unutmayalım ki ''çözümsüzlük'' bir anlamda, hiç de ''yok olmak'' demek olmayan ÖLÜM karşısında içine düştüğümüz ACZ içerisinde bir nebze de olsa vardır.
Sağlık esenlik içinde barış ve huzur dolu nice güzel günler bizimle olsun.
(İlk yayın günü: 29 Haziran 2011)
Yorumlar:
Temeli çürümekte olan villaya makyaj tutmayacağı gibi devletin temel sorunları derinleşirken, Başkanlığa geçiş düşünülüyor işte salt bu nedenle çok çok zor. Saygılar...
Kadri KANPAK 17.07.2011 23:40
- Cevap :
- Bence de işler giderek karmaşık bir yapıya bürünüyor. Kimi kavramların içi iyi doldurulamaz ise iletişim kurmakta zorlanırız. Bilindiği gibi ''iyi tanımlanmış kavramlar yolu ile'' varılacak sonuçlar da ''i y i'' olur. Bir de ''acele işe şeytan karışır ataalr sözümü bilerek adım atmak gerekiyor, her alanda. Ya sabır Kadri Bey. 18.07.2011 11:03
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder