| Günümüze uygun düşebilecek en az OTUZ BEŞ BİN ŞİİR bulunabilir. Gelişmelere bakarak en az otuz beş bin şiir bulmak gerekiyor bence. Pek de uzak olmayan dünün hiç de iç açıcı olmayan derinliklerinden çağıl çağıl gelerek geleceğimizi aydınlatır o şiirler. Bu dileğim büyük bir üzüntü demetini anlatıyor olsa bile; içinde on binlerce umut, on binlerce can taşıyor olacak. Bir bakıma çevremizde hiç ölmeyecekmiş gibi var her can bir umut olduğu kadar bir şiir değil midir? Biliyorum ki her biri ayrı bir candan kaynaklanan şiir durmaz, yorulmaz. O şiir ki şiir en karanlık anda bile bir aydınlık çağrısı gibi doğar içimize. Başımızı başka yönlere çevirmemizi, kendisini anlamamızı ister. Bence her ŞİİR bir muştudur anlayana. İçinde kötülük yoktur. Kimselere, hiçbir yerde tuzak kurmaz. Birden bire çıkmaz karşınıza: Siz yaklaşırsınız ona usulca. Sonra o başlar kendisini anlatmaya bir çırpıda. Kaçamazsınız hiçbir yere onu okurken Anlarsınız ki şiir, kendisini yazan bir şairi anlatır. Öyle anlatır ki yeni yeni kapılar açılır önünüzde, aşkın olan ile olmayanı sezinlemeye başlarsınız. Okudukça seversiniz ondaki sesi. Her bir vurgusu sizi bir yerlerden alıp götürür; yanlış bir durakta olduğunuzu anlarsınız. Geldiğiniz yerlere dönüp bakmak, birileri ile hesaplaşmak istersiniz. Birilerinin boğazına yapışmak istersiniz o an. Oysa bilirsiniz ki kimseleri gammazlamaz ŞİİR. Çünkü her biri bir CAN demektir. Çünkü onu yazan ŞAİR her bir şiirinde canından varlığından bir şeyler sunar bize. Bu nedenle de dili ölçülü kullandığı sürece ŞAİR en güzel övgülere lâyıktır. O'nun seslenişinde sevgi, umut, sanat, yeryüzü ile gökyüzü, değişimin en acımasız yönleri ile İstanbul ve Londra vardır. Kirli geçmişi sabırla, merhametle, yargılar ŞAİR. Ezilen, tüketilen ve hor görülen güzeli en alımlı yönleri ile yücelterek tutsaklıktan kurtarmak ister bizi tez elden. Çünkü KARACAOĞLAN'ın ceren gözlü güzelleri artık günümüzde yaralı bir ceylanın gözlerini taşıyor her yerde. Herkes ürkek. Hiçbir yer tekin değildir: Çelişkiler, zulümler; gökyüzünü karatmış, gülleri de soldurmaya başlamıştır. Egemenlik başını döndürmüştür tiranların: ''Hatırasız ve geleceksiz'' bir hayattır bize biçilen. Oysa BİZ ''aşka veda etmiş topraklarda'' dün olduğu gibi bugün de: ''Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek'' diye bekleriz umutla. Kendi sesimize yabancılaşmış olsak bile sevgiden kurtulamazdık bir çırpıda. Uykusuz kalsak da güllerden, hatıralardan, yıldızlardan, gözlerden ve güneşten güç alırız. İşte bu yüzden ŞAİR geçmişin bütün yükü ile yüklenir bugüne ve geleceğe: Her KÖŞE'de huzur arar bıkıp usanmadan. O ŞAİR ki Harranlı Eyyub'un sabrı ile ''yeni çağlara uygun odalar'' kurmak ister gönüllerde tek tek. Çünkü önce gönüller sonra yürekler, hatıralar ve umutlar susuz bırakılmak istenmektedir. Oysa o yürekler an be an sonsuz bir umut ve kesin bir muştu ile bakarlar geleceğe. Bu yüzden ne susuz ne de umutsuz kalırlar. Onlar için ölüm asla bir yok oluş değildir. Şimdi bu çerçevede dün olduğu gibi bugün de sürekli olarak unutturulmak istenen Büyük Şair Sezai KARKOÇ'u bir kez daha birlikte okuyalım. Köşe 1 Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir Sen kaç köşeli yıldızsın Fabrika dumanlarında resmin Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Sen kaç köşeli yıldızsın 2. Evlerinin içi ayna döşeli Ayna hatıra gözler ve sevmek Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek Ayna hatıra gözler ve sevmek Evlerinin içi kabartma bahar Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Evlerinin içi yeni güllerden Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka Beni katil suların ortasına bıraka Katil sular güneşi gözlerinden götüren Evlerinin içi gurur döşeli Benim aşkım binbir köşeli ah binbir köşeli 3. Sen geldin benim deli köşemde durdun Bulutlar geldi üstünde durdu Merhametin ta kendisiydi gözlerin Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu Bulutlar geldi altında durduk Konuştun güneşi hatırlıyordum Gariptin yepyeni bir sesin vardı Bu ses öyle benim öyle yabancı Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı Dişlerin öpülen çocuk yüzleri Güneşe açılan küçük aynalar Sert içkiler keskin kokular dişlerin İçinden geçilen küçük aynalar Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı Sen geldin benim deli köşemde durdun Bulutlar geldi üstünde durdu Merhametin ta kendisiydi gözlerin 4. Taşların ortasında Leylanın gözleri Leyla köşe köşe göz göz şiirin ortasında Ben Leylayı bulduğumdan yahut kaybettiğimden beri Leyla ya o adamın bardağında ya o dağın ortasında Ben Leyla gibi güneş doğarken uyanamam Şehir gece gündüz benim içimde uyur Leylayı götürüp Londra'nın ortasına bıraksam Bir bülbül gibi yaşayışını değiştirmez çocuktur Leyla diyorsam kesik yanaklarıyla Leyla Üç köşeli dünyasıyla Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla Leyla diyorsam şu bizim gerçek Leyla Biz seni işte böyle seviyoruz Leyla O gitti bize ağlamak kaldı kala kala 5. Beni yeraltı sularına karşı iyi savun Tırnağını taşa sürten yitik keçilere karşı Bu çeşmenin üç köşesinden hangisinden su içecek Senin bahtsız ve mesut Eyyub'un Atların en güzel biçimini sessizce kalbime indiriyor İçimde İstanbul çalkanırken bozbulanık çeşme Bir dans için can vermeğe hazır bekliyorum Sen orda gelirayak kuklalara insan gibi konuşmasını öğretme Su akıyor birikiyor kan lekeleri Kurtulsam diyorum bir eser buna engel Öyle büyüyor öyle çoğalıyorsun İstanbul kalmıyor Hangi köşesinde huzur o köşesinde sen Hangi köşesinde yeni çağlara uygun odalar Ben bölünmez bir şairsem Sen bölünmez bir anne Bir çeşme |
Sezai Karakoç |
ANKARA YOLLARI yazmış olduğum şiirlerimin adıdır. Şiirlerimden bir kaçı Mavera, Düziçi,Maki ve Türk Dili Dergisi'nde yayınlanmıştır.Bu başlık altında bazı denemelerim ile Sinop'lu Tales adını verdiğim romanımdan bazı bölümler de bulunacaktır. Eleştirilerinizi beklerim.
2 Ocak 2010 Cumartesi
OTUZ BEŞ BİN ŞİİR GEREK BİZE
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder