22 Ağustos 2009 Cumartesi

''TARİHÇİLERİN KUTBU'' PROF. DR. HALİL İNALCIK

Prof. Dr. Halil İNALCIK adı ancak belirli çevrelerce bilinir, bazı kitapları da Türkiye yayıncılığının açmazları ile bilinen ortalamadan daha çok satamazdı. Onun ortaya koymuş olduğu tarih çalışmalarından dolayı, ne yazık ki bizden çok yurt dışı tarih çevrelerinde tanınan Prof. Dr. Halil İNALCIK 30 (otuz) kadar tarihi eser ile 300 (üçyüz) kadar tarihî makalenin sahibidir.

26 Mayıs 1916 günü İstanbul'da doğmuş olan Halil İNALCIK: Batılı güçlerin Osmanlı Devleti'ne karşı acımasız savaşlarının ve onun çöküş yıllarını da içeren işgal İstanbul'undaki çocukluğunun ardından 1924 yılında ailesi ile birlikte Ankara'ya gelir. Ankara Üniversitesi DTCF'nin ilk mezunlarındandır.

1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verir. Bilindiği gibi ''Doktora Tezi'' bir bilim adamının; ilim yolculuğuna çıkıştaki en tutarlı, en yeni belgeler yanında yeni açıklamaları ve yorumları içeren bir eserdir. Prof. Dr. Halil İNALCIK bu önemli araştırması çerçevesinde Orta Avrupa'ya kadar pek çok etkileri bulunan Osmanlı Devlet Arşivleri'nden de faydalanarak nasıl ''daha dengeli bir tarih'' yazılabileceğini aşağıdaki sözleri ile açıklıyor:

“Arşivlerde 1432 yılına, II. Murat devrine ait bir tımar defteri buldum. Bu, arşivimizdeki en eski defterdir. Onu 1954’te neşrettim. Bu Arnavutluk’a ait bir defterdi ve Arnavutluk tarihine yönelik çok önemli sorunları çözmemize yardımcı oldu. Ben eğer şöhretli bir tarihçi olmuşsam, bunu Türk arşivlerine borçluyum. Bu arşivler çok mühim ve çok zengindir. Sosyal bilimlerle uğraşan Türk bilim adamları bu arşivler sayesinde önemli çalışmalar yapabilirler ve Türkiye’nin sosyal bilimlerdeki başarısı bizi Fransa’nın yanına yerleştirir. Fakat zaman zaman arşivlerimizin yönetiminde anlaşılmaz bir düşünce hakim oluyor. Vesikaların tamamını alamayacağımız söyleniyor.

Son olarak, 1989 yılında defterlerin fotokopilerinin tam olarak çıkışı yasaklandı. Bugün bunların ancak üçte birini alabilirsiniz. Eskiden bu kural geçerli olsaydı ben Tanzimat ve Bulgar Meselesi başlıklı tezimi ortaya çıkaramazdım. Bu vesikaların açıklığı sayesinde bütün dünya çarpıtmalardan kurtulmuş hakiki tarihimizi öğrenecektir. Vaktiyle, Köprülü’nün Dışişleri Bakanı olduğu zamanlarda tam açıklık vardı. Macarlar kendileri ile ilgili defterlerin fotokopilerini aldılar ve Macarca’ya tercüme ettiler. Macarlar bugün kendi kayıtlarında Türkler aleyhine olan bölümleri düzeltiyorlar. Macar tarihini yalnızca Macar vesikaları ile yazarsanız çok düşmanca sonuçlara varırsınız, ama Türk vesikalarını da kullanırsanız daha dengeli bir tarih ortaya çıkar. Bunu böyle yapmamak bizi Türk tarihinin gerçeklerini öğrenmekten alıkoyar.”

Yakın çevresinden dinlediğim kadarı ile hiç bir zaman ''popüler olmak'' ya da ''medyatik olmak'' gibi bir hevese de kapılmış değildir. Ne yazık ki ''Osmanlı Devleti 1299 yılında SÖĞÜT'te değil de 1302 yılında YOLOVA'da kurulmuştur, işte bunun kanıtı olarak da o dönemde yaşamış olan Bizans'lı tarihçinin yazdıkları'' dediği için Prof. Dr. Halil İNALCIK oldukça sert eleştirilere maruz kaldı. Aşağıda O'nun bu konudaki savunmasını da okuyacaksınız. Ancak O'nun belgelere dayalı açıklamaları karşısında uğramış olduğu bazı eleştirileri okuyunca üzülmemek elde değil.

Anlaşılan o ki bazı bilim adamları ile bazı yetkililer ''ezberleri bozulmasın, ortalık toz pembe olsun, bazı yeni belgelere ne gerek var ki'' anlamlarını içeren çıkışları ile bakalım; gerçek belgelere dayanmak zorunda olan TARİH karşısında ne kadar dayanabilecekler! Oysa tarih de ilim de fen de yeni belgeler, yeni deneyler, yeni yaklaşımlar çerçevesinde bazı yargılarını değiştirmek; bunları da geniş halk kitleleri ile paylaşmak zorundadır.

Prof. Dr. Halil İNALCIK bizde olduğundan daha çok Batı'daki tarihçiler arasında ''hüsn-ü kabul'' gören bir tarihçimiz. Özellikle BALKANLAR konusundaki bazı tespitleri doğrultusunda MACARLAR'dan sonra BULGARLAR ile ROMENLER de tarihlerini yeniden yazmaya başladılar. Bu tür yayınlarda yazdığı eserlerin adı sık sık geçen Prof. Dr. Halil İNALCIK içinde bulunduğumuz yüzyılın başında ortaya çıkan bu gibi yanlışların düzeltilmesi ile tarih ilmine de ülkeler arası barışa da katkılarda bulunmuş olmuyor mu?

O'nun tarih ilmi bakımından ortaya koyduğu çabalarını bilmek, eserlerini de okumak gerekiyor. Bu bakımdan ''kitle iletişim araçları ne yazık ki eski konulara ilgi duymadıkları için'' kendisine maddi manevi nice borçlarımız bulunan Osmanlı'ya ait olanları da, tarihçiliğimize ait olanları da unutmuş bulunuyorlar.

Ne var ki Türk televizyonculuğunun son yıllarda kazanmış olduğu gelişmeler çerçevesinde çok seyrek olarak TRT'de dinleyebildiğimiz Prof. Dr. Halil İNALCIK: Tarihçi Murat BARDAKÇI'nın önemli sohbet dizisi ile birlikte, bir anlamda 90'ından sonra kamuoyumuzca tanınmaya başlamıştır. Onun araştırmalarının özellikle Balkan ülkeleri tarihi ile Osmanlı tarihi için ne kadar önemli olduğunu Türkçe ve İngilizce yazmış olduğu eserlerinde görmek mümkün. Bu nedenle yerli ve yabancı tarihçilerimiz tarafından bugün ''TARİHÇİLERİN KUTBU'' olarak anılmakta olan Prof. Dr. Halil İNALCIK, bana göre tarih ilmi yanında diğer toplumsal bilimlerin gelişmesi için ihtiyaç duyulan yol göstericilik görevini de yerine getirmiş, ufkumuzu açmıştır.

Yalova Valiliği, Yalova Belediyesi ve Bilkent Üniversitesi tarafından 27 Temmuz'da Yalova'da düzenlenen Osmanlı Devleti 'nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu'nda konuşan Prof. Dr. Halil İNALCIK 2003 yılında da vurguladığı gibi:
‘’Osman Gazi’nin, tüm gazilerin etrafında toplanması ve dolayısıyla karizmatik bir lider olması bu bölgede kazandığı Bafeus savaşına bağlıdır. Dolayısıyla, Osman Gazi’nin Hersek’te kazandığı bu savaş, hanedanlığın kuruluşunu apaçık gösteren bir zaferdir. Hanedanlığın kuruluşunun kesin tarihini Yunanlı Pahimeres vermektedir. Bu tarih 27 Temmuz 1302’dir. Bu suretle Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihini bu olaya bağlı tutarak tespit etmiş bulunuyoruz. Bunun vuku bulduğu yer de burası Yalova’dır’’ (alıntıdır) diyerek bazı tarihçileri ve Söğüt'lüleri kızdırmış bulunuyor.

Prof. Dr. Halil İNALCIK Yalova ve çevresinde yapmış olduğu yüzey araştırmalarına da dayanarak aşağıdaki açıklamaları yapmıştır:

''İstanbul'da yaşayan bir tarihçi olan Georgios Pachymeres, Osman'ın bir Bizans ordusuna karşı zaferi anlatır. Bu savaş Bapheus Savaşı'dır. Yalak Ova'da olmuştur. Pachymeres, Osman Gazi'nin 27 Temmuz 1302'de bu zaferi kazandığını anlatıyor ve diyor ki: "Osman Gazi'nin şöhreti, Kastamonu'ya kadar yayıldı, onun etrafına gaziler gelip toplanmaya başladı." Burası şimdi Yalova sınırları içinde. Yalova adı da Yalak Ova'dan çıkmıştır. Bir tarihçi olarak bugünü Osman'ın beyliğinin 'Bey' olarak tanınmasının tarihi olarak kabul ettim. Âşıkpaşazâde tarihinde yazdığına göre, Osman Gazi 1299'da kendi adına hutbe okutmuş. Bu haberi veren kaynak bunu 1480'lerde yazmış. 200 yıl sonra verilen tarih şüphelidir... Kafasında yerleşmiş hurafelerle itiraz edenler yazımı dikkatle okusun...'' (alıntıdır).

Büyük Tarihçimiz Prof. Dr. Halil İNALCIK için, O'nun eserlerini ve fikirlerini anlamak, hatta tanıtmak için çok çalışmamız gerektiğine inanıyorum. O'nun çok değerli onbinlerce öğrencisinden birisi olan Tarihçi Selim ASLANTAŞ'ın geçtiğimiz aralık ayında yayınlanan ve Prof. Dr. Halil İNALCIK'ın 'Uc kültürü' yanında ‘Osmanlı Fetih Yöntemleri’, ‘Ahilik Toplum ve Devlet’, ‘Çift-Háne Sistemi ve Köylünün Vergilendirilmesi’, ‘Rumeli: Genel Bir Bakış’ gibi önemli konuları içeren MAKALELER II kitabını tanıttığı ''Tarihçilerin Kutbu'ndan Osmanlı, Avrupa ve Türkiye üzerine yazılar''adlı makalesinde yer verdiği Amerikalı sosyal bilimci Immanuel Wallerstein'ın aşağıdaki sözleri ile ne kadar övünsek azdır:

''Bugün dünya üniversitelerinde HALİL İNALCIK okunuyor ve okutuluyor. Onu dar anlamda bir ‘tarihçi’ olarak düşünmek elbette yetersiz kalır. Bizzat tarih disiplinine şekil vermiş, kendi metodolojisini ve bilgi birikimini tarihçilik mesleğine kazandırmış bir kişi olarak İNALCIK, bilim çevrelerinin üzerinde uzlaştığı seçkin bir isimdir. İNALCIK EKOLÜ'ne mensup yüzlerce öğrenci, sadece birincil kaynakları kullanma, belge ve arşivleri inceleme yönünden değil modern anlamda tarihe sosyo-ekonomik ve kültürel birçok cepheden bakabilme becerisini ondan öğrenmiştir. Yeni kuşak tarihçiler, Akdeniz, Osmanlı ve Balkan tarihi üzerindeki birçok yanlışın tashih edilmesini ona borçludur. Kitapları, sayısız makale ve ansiklopedi maddeleri, sosyal bilimciler için göz kamaştırıcı bir hazine mahiyetindedir. Bu sahanın en seçkin uygulayıcılarından biri olarak HALİL İNALCIK'ın dünya bilimine katkıları su götürmez. Çabalarının hedefi haline gelmiş konu üzerinde bize sadece tefekkür etmek düşer.''

Bu alanlarda, özellikle kitle iletişim araçları ile yapılacak daha nice işler var diye düşünüyorum. Bu vesile ile Osmanlı'dan bu yana Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslar'daki gelişmeler ışığında tarihimizin politikaya etkisizliğini gördüğüm için üzüldüğümü de belirtmek isterim.

Ömer F. YILMAZ
Toplum Bilimci - Yönetmen

Hiç yorum yok: