14 Ağustos 2009 Cuma

İŞTE BU YÜZDEN

İ Ş T E B U Y Ü Z D E N

Biliyorum SEN şiiri değil öyküyü severdin.

O şiirler ki ozanca söylenmediği için kaçardın uçarcasına her duyduğunda
Oysa sen öyküleri severdin; içinde konuşmanın, kaçışmanın, tartışmanın kol gezdiği
Bir de yalnızlığın benimle atbaşı gittiği yılların getirdiği başkaldırıyı severdin, bilirim.
Şimdi martıların uçuştuğu karşı kıyıda o eski şiirler yok !
Eski şairler de göçtü bir bir!
İşte bu yüzden kayalara yazılan o eski şiirleri sever oldum ben.

Oysa sen öyküleri severdin!

O öykülerde sen vardın Osmanlı'dan beri
Onlar y o k t u
Dağları ırmakları geçitleri gölleri onlar bekledi
Onların dedeleri Yemen'den Libya'dan Galiçya'dan su içtiler
Savaştılar Yedi Düvel'e karşı her cephede.

İşte sen onların anılarını sevdin!

O n l a r ki
Liseyi bitirirerek yollara koyuldular
Bıkmışlardı baskıdan köyden kasabadan
Nice ezberleri ile okuyup yazmaları vardı çelik bir zırh gibi
Aç kalmadan yaşamaktan başka bildikleri de yoktu
Anıları türküleri vardı deşildikçe soruldukça uzayıp giden
Bir anda yazılıvermiş birkaç da şiirleri vardı.

İşte sen o şiirleri süsleyen anıları sevdin!

Onlar ki
Çelişkileri yaşayarak gördüler adım adım
Onlar ki sarsıldılar, ürperdiler kaç yerde
Kalakaldılar, donakaldılar
Konuşkan değillerdi
Alınları açık
Başları dikti
Bir ceren gibi ürkektiler
Karlı dağların eteklerinde büyüdüklerinden
Gerektiğinde gözlerini budaktan sakınmazlardı
Tek tek gelerek kentleri dolduran gençlerin öyküleriydi bunlar.

İşte sen onların şiirlerini, türkülerini değil anılarını sevdin!

Geldiklerinde kimsecikleri yoktu
Kavruk, bıçkın, gözleri deli, yalın kılıç doluşurlardı başkente
Yalnızlık nedir anladılar
Sorgulandılar horlandılar
Korkarak arayıp buldular sınıf arkadaşlarını
O an onların gülüşlerine erişemezdi hiç kimse
Ozanların türkülerini söylelerdi için için
Karacaoğlan ile Koç Köroğlu arasında gidip gelirdi gönülleri
Sazlarını getirememişlerdi kimse beğenmez diye.
İşte bu yüzden, bir türlü aşamadıkları ozanları sevdiler.

Oysa sen öyküleri sevdin!

Dağ bayır dolaşan, seven sevilen ozanlardı onlar
Onlara öykünerek geçiyordu günleri
Dadaloğlu'nu Pirsultan Abdal'ı dinlediler özgürce
Çaldılar söylediler
Halay çekip horon teptiler
Yurtlarından evlerinden atıldılar
Kitapları ceplerinde
Çarpıldılar, ayrıldılar, yollara düştüler
Aç kaldılar susuz kaldılar.

İşte sen onların dirençlerini sevdin!

Gün geldi nice tuzaklara düştüler
Yurt duvarları kurşunlandı resmen
Coplandılar, sorgulandılar sık sık S
arıldı basıldı evleri
Dört bir yandan fotoğrafları çekildi
Yok yere
Kayıp arkadaşlarının gömleklerini getirdiler bir gece
Dama girip çıkanlar oldu içlerinden
Nice acılarla kıvrandılar yataklarında
Sinsice vurulan kardeşlerinin acıları ile dağlandı yürekleri.

İşte sen onların duruşlarını sevdin!


O n l a r ki
Alacakaranlıkta kuru ekmek yediler günlerce
Türkülerin gölgesinde özlem şiirleri tükendi usul usul
Ağıt yakabilecek kimseleri de yoktu başkentte
İşte bu yüzden uzakta kalan yavukluya sevgileri azalırken öyküleri çoğaldı Kapanıp kaldılar biryerlere
Acıktıkça okudular, okudukça acıktılar
Kapandıkça kapandılar içlerine ''Elim ermez yare, bulunmaz derdime çare' dediler.

İşte SEN onları açıklayan öyküleri sevdin!

Ömer F. YILMAZ
30 Temmuz 2009
**************************

Hiç yorum yok: