15 Ağustos 2009 Cumartesi

BU ÇAĞDA KURŞUNA DİZİLMEK NE DEMEK?

BU ÇAĞDA KURŞUNA DİZİLMEK NE DEMEK?

Bir arkadaşımız UYGURLAR'A ÇİN TARAFINDAN UYGULANAN ZULMÜN DURDURULMASI İÇİN bazı Asyalı devletlerin birlikte hareket etmeleri gerektiğini yazmış, bir gazetedeki yorumunda.

Hepimizi ilgilendiren bu konu için ''ortak bir bilinç oluşturulmasından'' yanayım. Çünkü ne uyguladığı orantısız saldırgan davranış bakımından ÇİN ne de ayaklandığı söylenen kişileri kurşuna dizmek biçiminde tezahür eden bu katliam karşısında sessizliğe gömülmüş olan dünyanın belli başlı devletleri doğru bir davranış içindedirler.

Sebebi ne olur ise olsun silahsız kişilere karşı uyulanan bu sindirme politikası tek kelime ile ZULÜM'dür. Belirli bazı toplumsal ve kültürel nedenler yüzünden çatışmaya girmiş olan kişilere karşı; önceden hazırlıklı oldukları bilinen eli sopalı ve silahlı diğer kişilerin yaptıkları saldırıları güvenlik güçleri ile durduramamak bir devletin aczini gösterir.


Eğer UYGUR ÖZERK YÖNETİMİ TOPRAKLARI içerisindeki bir kaç şehirdeki bu tür uygulamalara karşılık; diğer devletlerden ''insanlık adına'' gerektiği gibi ''diplomatik tepkiler'' konulamıyor ise ''insanlık iflâs etmiş'' demektir.

İçine düşülmüş bulunulan bu sessizlik ve tepkisizlik durumu geleceğe de ışık tutacağı için geleceğin dünyasında pek de huzurlu olacağımız mümkün görülmüyor. Anlaşılan o ki bir ülke içinde ''gücü yeten gücü yetene her türlü zulmü de şiddeti de'' uygulayabilecek!


Ne yazık ki değişik sorunlar ile bazı kışkırtmalara da bağlı olarak bu tür saldırganlıklar ülkemizde olduğu gibi başka ülkelerde de yaşanmaktadır. Ne ki UYGUR ÖZERK BÖLGESİ başkenti URUMÇİ'de yaşananlar hem içerdiği nedenler hem de olaylara karışanların o gün yada bir kaç gün sonra evlerinden alınarak kurşuna dizilmeleri tek kelime ile VAHŞET'tir.

İşte içinde her türlü şiddeti barındıran bu zulme gerekli insani ve diplomatik tavırlar konulmadığı sürece; artık insanları sindirme, ezme, yok etme politikaları değişik ülkelerde daha sık uygulanacaktır. Çünkü ÇİN ulaşmış olduğu gelişmeye rağmen HUKUK alanında sınıfta kalmıştır.


Doğu'nun her bakımdan hayranlık uyandıran bu kültürü HUKUK uygulamaları bakımından bu duruma düşmemeli idi. Oysa herkesi kucaklayan, sevgiyi de sabrı da içeren HUKUK olmadan hiçbir gelişme o ülkeye hayır getirmez!

İşte bu durum karşısında sessiz kalmak, görmezden gelmek gibi bir kişiliğe bürünüvermiş olan demokrasi ve insan hakları yandaşı devlet de ''haksızlıklar karşısında susmayı tercih ettkleri için'' sınıfta kalmıştır.

UYGUR ÖZERK BÖLGESİ'nde küçük bir çatışmaya bağlı olarak geliştiğini duyduğumuz olaylara karşı ÇİN güvenlik güçlerince UYGURLAR'a reva görülen şiddet DOĞRU OLAMAZ! Benzeri bir durum bir ÇİNLİ'ye de uygulanmamalı. Bir IRAKLI da öz vatanında yabancı bir asker tarafından, sorgulanmadan çekilip vurulamaz.

İnsan kendisine yapılmasını istemediği bir baskıyı, orantısız bir şiddeti komşusuna, yurttaşına nasıl olur da reva görür? Dünyadaki diğer şiddet uygulamalarını da görünce giderek ADALET kalkıyor; bazıları görevlerini yapmıyor, taraflı davranılıyor diyorum, Görülen o ki insanın insana zulmünü artıran VAHŞİLİK genişliyor, silahlar da çoğalıyor.

Siz HİÇ kapatılan her hangi bir SİLAH FABRİKASI haberi okudunuz mu? Ayrıca çevreciler, İnsan Hakları Savunucuları, Sınır Tanımayan Doktorlar ile Sınr Tanımayan Gazetecilerin bu uğurda direndiklerini, yazılar yazdıklarını, yürüyüşler yaptıklarını duydunuz mu?

UYGURLAR'ın binlerce yıldan bu yana devletler ve kentler kurarak yaşamakta oldukları topraklardaki gelişmeler gerçekten çok acı, çok düşündürücü. Anlaşılan o ki ÇİN bazı hazımsızlıklarını soydaşlarımızdan, dindaşlarımızdan çıkartmaya başlıyor.


Ne yazık ki ÇİN komünistlik döneminde de kapitalistlik döneminde de UYGURLAR'a uygulanan bu tür zulümleri yapagelmektedir. Çünkü her iki oluşumun da özünde MADDECİLİK (Materyalizm) adlı tapınma vardır. Ezmek, sömürmek, kâr etmek ister! Bu yüzden olayın vehameti daha da artıyor.

İlkel çağlarda olduğu gibi KÜRESELLEŞEN DÜZENDE de kimse kimseye karışamıyor! Hiç kimse güçlü olanın karşısına geçip de hesap soramıyor! Ses çıkaramıyor. Yeniden ağalar, beyler; kordlar, senyörler dönemine girdik sanırım!

O dönemlerde olduğu gibi şimdi de uzun bir sessizlik yaşayacağız. Sonra ise karşılıklı bir kaynaşma, yakınlaşma başlayacak:
- Sen bilirsin ağam! Emrin başım gözüm üstüne. Olur böyle şeyler. Kızma. Bir daha yapmazlar. İyiki yılanı küçükken öldürdük! Hay ALLAH razı olsun senden!

İki yüzlülüğü de içeren bu süreçte: Kör topal bir düzeni korumak, kârları çoğaltmak, yandaşların sayısını artırmak, casusuluk düzenini de geliştirerek gammazlamaları artırmak, suç üstü durumlarını çoğaltmak, göstermelik yargılamalar yapmak işten bile değildir.

Arkadaşımız GORBAÇOV'dan icazetli yeniyetme bir kaç devleti yardıma çağıralım, birlikte hareket edelim, kolkola girelim, diyor. Neden? Çünkü o da görmüş dünya sessiz ve tepkisiz bu alçak zulme! Çünkü görmüş ki Birleşmiş Milletler'e üye bütün devletler söz birliği yapmışcasına susukun ÇİN ZULMÜ karşısında. Dilleri LÂL OLMUŞ, kulakları da SAĞIR!

Olayları izleyen altı yedi gün içerisinde binlerce kişinin kurşuna diziliverdiği o topraklarda yaşayan; ortak dil tarih ve kültür özlerimiz ile akraba olduğumuz UYGURLAR eski çağlarda dünyanın en görkemli kültürlerinden birini geliştirmişler, bağımsız devletler kurmuşlardır.

İslâmiyet öncesi çağlarda bağlanmış oldukları inançları için en güzel anıtları ve süslemeleri yapmışlar, en güzel eserlerini vermişler. Kent kültürlerini geliştirmişler, tarımda bayındırlıkta ticarette sanatta ilerlemişler çağlar boyunca. Göktürk alfabesini bırakarak kendi özgün yazılarını bulan UYGURLAR tahta baskı yöntemi ile çalışan ilkel matbaanın da mucidi olarak bilinmektedirler.

ÇİN'liler dahil farklı kültürlerle birarada dostça yaşamayı bildikleri gibi, bağımsız yaşamayı da öğrenmişler. Türkçemizin en önemli eserleri o topraklarda kurulan kentlerde yazılmış. KAŞGAR'lı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed Divan-ı Lûgat-it Türk (Büyük Türkçe Sözlük) adlı dev eserini o topraklarda yaşayan toplulukları tek tek arayıp bularak yazmış.


KAŞGAR'lı Mahmud'un çağdaşı olan BALASAGUN'lu Yusuf Has Hacip ise Karahanlılar dönemindeki Türklerin kişilikleri yanında devlet yönetimini ve iktisadi hayatı anlattığı Kutadgu Biliğ (Kutlu Bilgi) adlı önemli eserini yine o topraklarda yazmıştır.

Arkadaşımız ÇİN'in uygulamış olduğu şiddetten doğan yaraların sarılması için olsa gerek TÜRKİYE ile birlikte hareket etsinler diye bazı Asyalı devletleri imdada çağırmak istiyor.


Batılı İnsan Hakları havarileri ile diğer İSLAM ÜLKELERİ'ne kıran mı girdi yoksa bir kaç saat önce?

Kendi adıma olmayacak duaya da boş temennilere de AMİN diyemeyeceğim!

Bir millet eğer eziliyor; bazı fertleri sorgulanmadan yargılanmadan kurşuna diziliyor ise O'nun nice güzellikler ile dolu şanlı bir tarihi ile belli başlı sanatları da var ise bence, kendi kaderini kendisi tayin edecektir.

Olan bitenlerden dolayı ALLAH onlara da bize de sabırlar versin. Arkadaşımızın iyi niyetinizden kuşkum yok. Ancak görünen o ki insanlık haksızlıklara karşı koyabilmek için kendisinde yeteri kadar güç bulamıyor!

İşte bu yüzden geleceğin çok daha güzel olabileceğine inancım giderek azalıyor. Bazı önemli sıfatları adlarının önüne koyarak insanlığı maddi ve manevi yönlerden sömürmekte olanlar UYGUR ÖZERK YÖNETİMİ TOPRAKLARI'nda yaşanan şiddet karşısında bakalım ne yapabilecekler?

ÖMER F. YILMAZ

Hiç yorum yok: