29 Kasım 2008 Cumartesi

GELİN OSMANİYE'DE ÇİMENTO YAPALIM

Osmaniyemiz'de yapımı düşünülen, her türlü yasal izinlerinin de alındığını bildiğimiz bir çimento fabrikası yakın bir gelecekte Osmaniye'de resmi makamlarca da uygun bulunacak bir yerde kurulacak.

Bilebildiğim kadarı ile söz konusu çimento fabrikasının resmi adının ne olduğu bile açıklanmış değil! Kimimize göre hayırlı, kimimize göre ise zararlı olabilecek bu iş ne yazık ki Osmaniyelileri en az ikiye bölecektir.

Bu tür durumlar ilk çimento fabrikalarının kurulmaya başlandığı 1840'lardan bu yana elbette tartışılmıştır. Fakat insan sağlığına verilen önemin günden güne gelişmesi, zorunlu olarak; doğal hayat ve çevre bilincinin yaygınlaşması hassasiyetlerimizi artırmaktadır. Bu bakımdan tür fabrikaların ilk tasarlanışları da varlıkları da tartşılması gereken önemli konular olarak karşımıza çıkarmaktadır.

Bu bakımdan ''karar vericiler'' pek de rahat uyuyamıyor olsalar gerekir. Çünkü bir fabrikanın işsizlere iş imkanı sunmasından başka gözetilmesi gereken pek çok özelliklerinin de olduğu bir gerçek. Önemli olan bütün bu tür konuların en akıllı yollar, yöntemler düşünülerek çözüme kavuşturulmasıdır. Oysa çoğu kez evdeki hesabın çarşıya, pazara uymadığını biliyoruz. Bu da ya hesabı kitabı bilmemekten ya da yalapşap iş yapmak istediğimizden, aceleciliğimizden kaynaklanır.

Birilerine ''peşkeş çekiyor olmak'' gibi kaba bir yaftayı da kimselere yakıştırmak istemem! Çünkü böyle bir durumda ne Devlet ciddiyeti ne de kişilik kalır: Toplum da kokuşmaya başlar!

Bunun takdirini sessiz kalmanın bazı kaygılarını taşıyan kamuoyunun bilgisine sunmak isterim. Üzülerek belirteyim ki çimento fabrikasının sebep olabileceği bazı hastalıklar konusunda bizde yapılmış hiç bir araştırma yok! Var olduğunu söyleyebileceklere ise o eserlere ulaşamadığım için şimdiden özür dilerim.

Görebildiklerim de ne yazkı ki çok yüzeysel, güdümlü yaklaşımlardan öte bir özellik taşımadığından yabancı kaynaklara başvurmak zorunda kaldım. Fakat bu konuda ''Ne olacak canım, yeni iş kapıları açılacak. Bazı zararlardan da herkes kendini korusun!'' gibi çıkışlarda bulunanlar da yok değil aramızda. Tarafgir de olsa görüşlere saygımız vardır! Fakat söz konusu durumlar için ülkemizde gerçekçi araştırmaların yapılabilmiş olduğunu da hiç sanmıyorum! İşte bu nedenle de görüşler muhtelif olabiliyor. O zaman da herkes kendi bakış açısına göre haklı oluyor. Çünkü ortada gerçekçi bilimsel araştırmalar yok!


İşte bu önemli sorunun bazı yönlerini kamuoyuna karşı sorumlu olan siyasi ve idari yetkililere bırakarak ben konuyu bilgisayar ortamında bulduğum iki araştırma çerçevesinde irdelemek istiyorum kısaca:
http://www.hse.gov.uk/pubns/web/portlandcement.pdf

Yukarıdaki yazıda ''portland çimento'' üretimi ile... ''mide, akciğer, bağırsak, pharynx, larynx'' türü kanser vakalarında; gözlemlere göre, belli bir artış görülmüş. Ancak ''kesin bir ilişki kurulamamıştır'' deniliyor. Bu araştırma, değerlendirme çabasının ne kadar tutarsız olduğunu işin uzmanları daha iyi anlarlar sanırım. Bu yazıdan da anlaşılıyor ki göz göre göre yanlışları savunmak, mesnetsiz saptamalar ile göz boyacılığına kalkışmak yalnızca bize özgü değil!

Söz konusu kanser olaylarının ''içilen sigaralar ve alkol tüketimi'' ile de ilişkisinin var olabileceği özellikle vurgulanıyor. Oysa bir kurum yaptığı, yapacağı araştırmalarda ''kotrol grupları'' da kurarak, araştırmasındaki sapmaları, yan etkileri de göz önüne alarak bulgularına ulaşır. Bir de araştırmalarına kendilerince anlı şanlı üç de çizelge ekleyerek çok bilimsel bir iş yaptıklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Yine de kişilerin evlerinin bulunduğu yer, yaş, cinsiyet, hastane, işçiler, ustalar gibi bazı özellikler de gözardı edilmemiş. Bu çalışmada bazı ülkelerde ne kadar çimento fabrikası işçisi, mavi yakalısı ile çevrede yaşayan balıkçı (İsveç'te) olduğunu da öğreniyoruz. Ne yazık ki hiç bir ''klinik gerçeklik'' yok!

Çok acıdır ki çimento üretimi ile kansere yakalanma arasındaki çarpıcı ilişki yalnızca İzlanda'da ''1172 ustanın ıslak alanlardaki'' çalışmalarına bağlı olarak yakayı elevermiş! Bu çalışmanın ne yazık ki bilimsel bir araştırma olmakla uzaktan yakından hiç bir ilgisi yok. Çünkü bir değerlendirme yazısı da olsa bazı temel araştırma yöntemlerine ve bulgularına da yer vermelidir. Demek ki birileri kendisini savunmak istemiş! Burada bu gerçeklik ne acıdır ki ''portland çimento üretimine bağlı olarak'' görülmesi muhtemel beş kanser türü usturuplu bir yazı ile geçiştirilmiş bulunuluyor. İzlanda'dan Tanzanya'ya kadar en az yirmi ülkeyi kapsayan bu değerlendirme yazısında ne yazık ki dünyanın 7. büyük çimento üreticisi Türkiye'nin adı sanı geçmiyor.

Anlaşılan söz konusu araştırmayı, herşeye rağmen insanlığın iyiye dönük geleceği için yapmak isteyenler T.C. yetkililerinden gerekli izni alamamışlar! Aşağıdaki yazıda görüldüğü kadarı ile Amerika'da çimento üretimi ile kansere yakalanma arasındaki sıkı ilişki tahmini hiç de gözardı edilmemiş! Konu enine boyuna tartışılmış. Zararlı maddeleri de içeren nice sayılar yazılmış, karşılaştırmalar yapılmış.
www.energyjustice.net/tires/files/carman-cal-portland.pdf

Bu araştırma çimento üretiminin hava kirliliği ve çevreye zehirli atıklar yaymasından başka tehlikelere de dikkat çekiyor.

Havada bulunan uçucu kimyasal maddeler de canlıların solunum yapmaları nedeni ile kansere yakalanma oranını artıracağı da hepimizin bildiği bir gerçek. Çimento karıştırıken bile bile elini bu işe bulaştıranlar ellerinin ne duruma geldiğini bir düşünsünler. Çimento üretiminde çalışan işçilerin yakalandıkları deri hastalıklarını bilmek için müneccim olmaya da gerek yok! (Meraklı olanlar bunun için de aşağıdaki yayından yararlanabilirler:
www.lhsfna.org/index )

Ülkemiz'deki son son araştırmalara göre (!) artık çimentoya hiç de masum olmayan bor bile katılabilecekmiş. Bilindiği gibi or konusundaki AB yaklaşımı da geçtiğimiz günlerde gündemdeki yerini almıştı. Bu çerçevede AB ülkeleri bizden b o r satınalmazlar ise biz de çimento fabrikalarımızda bol bol b o r madeni işleriz!

Kaç kişi bir dakika bile olsa bir arabanın eksoz gazına dayanabilir? Bir soba borusundan çıkan odun kömürü dumanı bile özellikle çocukları, yetişkinleri zehirleyip öldürmüyor mu? Yukarıdaki araştırmada özellikle 1975-1984 yılları ile 1989-1994 yılları arasında çocuklar arasında görülen kanserlilik durumunun oransal olarak arttığı yazılmış. Bilindiği gibi çimento üretimi çevreye ''ağır metaller olarak bilinen arsenik, hekzevalan krom ile kadmium'' yaymaktadır...

Bu araştırmadan öğrendiğimize göre yüksek ateş fırınlarının çevreye yaydığı toz ile birlikte bütün canlılarla buluşan bu metallerin öncelikle ''bitkinlik, bezginlik, mecalsizlik'' yarattığını da unutmamak gerekiyor. Yakın bir gelecekte Osmaniye'deki çimento fabrikasının fırınlarında eğer, diğer ülkelerde olduğu gibi ''arabaların dış lastikleri'' de yakılır ise yaklaşık on beş çeşit zehirli maddenin de çevreye yayılacağını öğrenir isek, kim bilir ne yapacağız. Sürekli olarak doğal gaz ile akaryakıt ve kömür kullanılamayacağına göre; belirli oranlar için izin alınarak ya da hiç bir izin almadan ''kaçak olarak dış lastik yakılabileceğini düşünerek'' üzülmemek elde değil şimdiden!

Bu yanlış uygulamanın bugün bile nice atölyelerde, nice fabrikalarda ve nice fırınlarda yapıldığını biliyoruz! Ne yazık ki çevre bilincimiz yeteri kadar gelişebilmiş değil. Bu konuda ne sağlık birimlerinin ne de belediye birimlerinin gerekli yeterlilikte olmadığını; gerekli kurslardan geçmediklerini, yürülükteki yönetmelikleri de bilmediklerini, bir kaç olaya ve gözlemlerime bağlı olarak, hiç kimseden de çekinmeden öne sürebilirim. Bunlar arasında hoş kokulu (!) yoğun parcacıklı sulu karbonlar (polynuclear aromatic hydrocarbons) ile naftalin dahil diğer zehirli maddelerin de gelecekte Ceyhan Vadisi'nde dolaşmaya başlayacağını bilmemizde fayda vardır.

O Ceyhan Vadisi ki çevresinde barındırdığı yüzbinlerce canlı ile tarihi ve turistik yerleri yanında İskenderun'a içme suyu da sağlamaktadır! Kısaca anlaşılıyor ki Osmaniye Çimento Fabrikası yalnızca Osmaniye ilinin değil İskenderun ile birlikte bütün Çukurova'nın gündemine oturmuştur. Çünkü bence ilk yıllarda; çok pahalı olduğu önen sürülerek bacalarına filtre takılmayacak olan bu fabrika çevreye pek çok zehirli maddeyi yayacaktır. İskenderun ilçemizin içme suyu ihtiyacının bir bölümünün de söz konusu fabrika inşaa yerinin yanıbaşındaki Aslantaş Barajı'ndan karşılanmakta olduğunu düşünecek olursak durumun vehameti daha bir açıklığa kavuşacaktır.

Bence topluma hizmet etmek onu da çevresini de sevmeyi gerektirir. Bu nedenle diyorum ki Osmaniye'nin ''kıraç bir iki tepeciğinin koltuğuna kurulacak olan bir çimento fabrikası'' yalnızca Osmaniye'nin değil bütün Çukurova'nın da çevre, tarım ve sağlık sorunu olacaktır. Söz konusu Osmaniye çimento fabrikası umulur ki bütün bunlara rağmen bazıları için ''hayırlara vesile'' olur.

Çevre, üretim, sağlık, turizm tanıtım ve kalkınma gibi sorunları olan Osmaniyemiz için, Osmaniyeliler için herşeyin en iyisini, en hayırlısını dilemek zorundayız. Tersini düşünenlerin kimler olduğunu da zaman gösterecek. Sağlık esenlik içerisinde bol güneşli, bol yağışlı nice güzel günler bizlerle olsun.

Ömer F YILMAZ

Yönetmen Gazeteci

Hiç yorum yok: