SÜMERLİ BİR TAŞÇININ
UR URUK LARSA GÜNLÜĞÜ
I
Kızıl kıpkızıl batardı güneş
Hurmalar, develer düşlerime girerdi
Büyürdü, küçülürdü Fırat
Uruk’tan çok ötelerde
Larsa’da kaldı sevdiğim!
Böyle acı çekmek zor
Gelmedi sevdiğim!
Taşlarla yüz yüze kaldım
Kirlendim
Koktum bir kara boğa gibi
Gelmedi sevdiğim
Oturup kaldım
Larsa’ya doğru!
Burada çırak olduğum yıllar
Umutlarım vardı
Elim kesilse, dizim yarılsa
Ustalarım gibi ben de
‘Geçer, iyi olur’ derdim!
Daldan dala gezerdim
Ördüğümüz duvarları
Öyle severdim ki
Anam, babam sağdı
Mutluydum!
Bugün de iş bitti
Yoruldum, uzanıyorum
Fırat’ın suyunu içiyor güneş!
Az önce
Küçük kılıcım
İki taşın arasından düşüp gitti
Sarı divitim yeter bana.
Sıcaklardan bıktım usandım
Ateşteki güneşten
Gökteki aydan!
On yıllık heybemi de aldı gitti bir çoban
Gücümü Uruk yedi!
Bir ustayım ben
İyi anlarım taşların dilinden
Neresine nasıl vurulur taşın bilirim
Onların da canı var bence
Senin yanında nasıl uysal
Nasıl acımasız olursam
Bir taşın önünde de öyleyim ben!
Kuraklık alın yazımız olsa da
Uruk bolluğun bereketin adı bence
Şölenlerimiz, gücümüz kıskanılır bizim
Bu yüzden çoktur düşmanımız!
II
Bütün Sümer illerini gezdim dere tepe
Larsa da güzel orada sen olduğun için!
Ördüğüm duvarların yanında
Kardeşlerinle mutlu yaşa sen!
Ne savaş ne hastalık ne de yokluk
Uğrasın sana!
Ömrümce burada
Yiğitlik, alçaklık
Haksızlık, mutsuzluk yaşadım!
Kölelik çilesi nedir bilirim
Çok savaştım seni de korudum belki
Ördüğüm duvarlar için nöbet tuttum
Analar, çocuklar, yaşlılar için
Zalimlerle boğuştum
Dostluklar kurdum acı tatlı!
Larsa’da iyi ki seni tanıdım
Takı verdim, gülüş aldım senden
Aylarca güzeldi geceler
Bildiğin gibi bir yarı köleyim ben
Kalamazdım yanında ömür boyu
Uruklu çocuklar okusun düşlerimi!
III
Bilinmeyen denizin kıyısında
Bir kent kuruyoruz
Taşlar oyuncak elimizde!
Her gece sesini dinliyoruz denizin
Fırat’ı içiyor bu deniz
Bir deniz ki içinden doğuyor güneş!
Bugün dünden çok çalıştık
Babil bize saldıracakmış yine!
Biz işimize bakıyoruz
Günden güne uzuyor duvar!
Ur bir yanıyor
Bir serinliyor!
Göçle gelenler
Bolluk üstüne bolluk istiyor
Otlar, hurmalar yetmiyor inan!
Denizden çıkmıyor kadınlar
Ne de çoğalıyor insanoğlu!
Kutsal yağmur duasına
Biz duvarcılar gidemedik
Çalıştık karıncalar, arılar gibi
Uzaktan gördük o insan selini
Çocuklar, kadınlar, güneşin oğulları
Ağaçların içinde oynaştılar
Ötelere yağdı yağmur
Yılanlar bölük bölük
Kaçıştı yanımızdan
Sonra akbabalar, doğanlar
Dağlara çağırdılar bizi!
Bugün yağlı çörekler
Sütlü tatlılar yedim
Herkese iyilik diledim Tanrı katında
Kötülükten, kuraklıktan
Düşman kılıcından
Uzak yaşamak ne güzel!
IV
Dün senin için yola çıktım
Taş ocağında bulduğum taşlardan
Çiçek gibi takılar yaptım
Yıldızlarla süsledim kapları
Sana getiriyordum
Yeni olan ne varsa
Zor da olsa üç gün için
İzin alıp çıktım yola!
Güneş az yükselince
Yandı kavruldu ortalık
Atım su içmedi Fırat’tan
Yüreğim bir hurma gibi yarıldı
Yoruldum
Varamadım sana
Kötülüklerden korktum
Üstüme üstüme geliyordu ağaçlar
Döndüm!
V
Uruklu çocuklar yazıları bekliyor
Duvarın üstünden görüyorum onları
Sana yazdığım şiirler de kuruyor
Atmacalar, doğanlar
Kırlangıçlar uçuşuyor yanımda
Bana yazıyı öğreten ustamın elini öptüm dün akşam
Köleliğe, haksızlığa, savaşa, yoksulluğa çok kızıyor
Börek yedik, süt içtik
İyilik kötülük üstüne konuştuk
Evlenip yuva kurmamı öğütledi
Seni düşündüm
Utandım birden!
VI
Bugün uyanır uyanmaz
Duvarın öte yanına geçerek
Kum üstüne senin yüzünü çizdim!
Başıma toplandı arkadaşlar bir bir
Toprağı o güzelim taşlarla
Öyle süsledim ki
Yüzünü, gözünü, saçlarını işledim tek tek
Sen çıkıverdin karşıma!
Dediler ki
‘Nerede sevdiğin?’
Dedim ki
‘İnanna aldı gitti onu!’
İnanna!
Ah İnanna!
VII
Bizi yöneten
Şölenlere bolluk getiren
Yollar açtıran, bizi doyuran
O büyük yargıç geldi bugün:
Onun keyfi için az savaşmadık
Kaba, çok kaba sözler söyledi bize!
Donduk, sustuk, terledik
Yerlere kapandırdılar bizi
Öfkesinden dolayı
Yüzükoyun uzandık önünde
İlk kez yaşadım bunu ben
Anladım ki hürlüğüm bitti!
Duvar taşlarının
Kapıların
Yazıların bir kölesiyim
Ne sana gidebiliyorum
Ne de sen gelebiliyorsun
Anladım ki
Hürlüğüm yok benim!
VIII
Dalkavukların arasında gezinen
Güneş ışığında hiç yanmayan
O büyük yargıç;
Kara taşlarla yapılan süsleri sevmezmiş !
İyi ile kötüyü
Ak ile karayı yan yana
Görmek istemezmiş
Kaç gündür söküyoruz !
Ustalar toplantısında
Birbirimizi yargıladık:
Çok bağırıp çağırdım
Elimi kolumu salladım
Haksızlıklara karşı
Anlamadılar!
Ben suçlu bulundum!
IX
Bir tapınak güneşe
Bir kadın da çocuğa yaklaştırıyorsa bizi
Kötülükleri de göstermek gerekmez mi?
Kara, kapkara lekeler
Çirkin, kara canlılar yaptırıyordum çıraklarıma
Haksızlık, hırsızlık, kötülük üzmüyor mu bizi?
Bu duvarları niçin örüyoruz ki biz?
Biz tartışırken Baş Yargıç da dinliyordu bizi
Konuşulmazmış ona dönerek
Oysa savunuyordum kendimi;
Aydınlığı karanlığı
Geceyi gündüzü
İyiyi güzeli
Sütü kömürü
Taşı demiri
Anlatırken kendimden geçiyordum!
Onların dediği oldu
Göklere ulaştıramadım sözlerimi!
Onlar çekip giderken tek başıma kaldım
Kendimi savunurken de öyle olmuştu
Küçücük görünüyorlardı gözüme
Çünkü haklı olan bendim
Tek başına bırakılmaması gereken de bendim
Hür değildim!
Dağdaki taş kadar
Yalnızdım!
İnanna,
Ah İnanna!
(2004)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder