ANKARA YOLLARI yazmış olduğum şiirlerimin adıdır. Şiirlerimden bir kaçı Mavera, Düziçi,Maki ve Türk Dili Dergisi'nde yayınlanmıştır.Bu başlık altında bazı denemelerim ile Sinop'lu Tales adını verdiğim romanımdan bazı bölümler de bulunacaktır. Eleştirilerinizi beklerim.
23 Temmuz 2007 Pazartesi
ANKARA YOLLARI 003 AY DOĞUNCA GEZGİNLERİMİZ
AY DOĞUNCA
Dönenceler toprağa tutkun
Yel gibi gidiyor atlılar
Yürüyorum
Gidenlere yetişmek için
Taşlara ulaştı sessizlik
Yıldız yıldız eriyor güneş!
Önce bende başlar, sende dururdu
Bakışların özünde biz vardık
Ay nerde
Dönencemiz nerde şimdi?
Tepeye doğru bir yolda doğruluyorum
Köleler o eski köleler tek sıra
El etek öpenler
Nice hokkabazlar
Kin tutmuş
Kararmış
Pörsümüş dilleri
Doğruluk kıl payı
İnce bir esinti
İnce bir sızı
Yüreklerde
Artık
Adı var kendisi yok!
Arslanlar kapıları tutmuş
Irmaklar boz bulanık
Bırak, ben bu yolu keseyim!
Bütün açmazları sayayım bir bir!
Yazılınca
Tek tek
Gizli açık
Ortaya çıkınca
Ağaçların gürlüğü
Kuşların yokluğu
Yağmur da
Toprağı kabarttıkça
Yine birgün
Ay doğunca
Tana doğru
Neşterden kaşlarıma
Uzuyor
Uzadıkça uzuyor gülüş!
(2004)
GEZGİNLERİMİZ
İnce bir yağmur altında
Bir bakışla açılırken kapı
Edep, yiğitlik, kardeşlik
Taş duvarlar, nakışlar, çiniler
Kimi yaşatılan, kimi çürütülen
Hanların içinde
Bir yay gibi gerilerek
Derinlerde bir katta
Usulca kaynıyor su!
Beyaz börklü bir dağlı
Gezginleri anlatıyor:
Saldırganlar kaçmış
Künyeler el değiştirmiş
Unutulmuş ‘Doğu Ordusu’
Boğulmuş güller içinde
Üsküp’te yurt tutmuşlar saf saf!
Öğrenciler bir hana sığınmış
Minarelerin gölgesinde
Çarşıda, pazarda o sıcak gülüş
Üsküp, Vardar bereketin adı.
Geleceğin fırçası
Kubbeleri, kaleleri boyuyor!
Ozanlar her şeyi yoklamış aşk diye
Çaresizlik yine kol geziyor
Vuslat aranıyor köşe bucak
Dillerden düşmüyor ‘Yaban Çiçeği’!
‘Of bre zavallı Yaban Çiçeği!’
Durunca bir atmaca
Tepesinde avcının
Bir sözle tutuşurken el
Göç yola çıktı çıkacak
Balkanlar’da barışa doğru
Gece yarısı da olsa bir düğün kurulur!
Dilleri onulmaz bir özleme katarak
Üsküp’te yüreklere akıyor köprü
Bencillik ateşinde yanmış yüzleri
Işıl ışıl okşuyor çiniler!
Kosova ipeksi bir sis içinde
Gostivar’da kar var
Kocacık bir coşuyor
Bir küsüyor
Resne’de av yasak
Oruç kuşatmış evleri
İstanbul’un yürek atışları
Üsküp’te dilden dile söz olur!
Şehitler kollarını geriyor üstümüze
‘Tuna Nehri akmam diyor!’
Şimdi sesler birikiyor Vardar’da
Üsküp’ten Manastır’a bir tren kalkıyor
Sümer’den beri uzak yakın
Ne varsa hiç unutulmayan
Çocuklar kaderin cilvesi
Senin yada benim
Bir karar seline kapılınca yazı
Anıların girdabında bunaldıkça
Gitti de gelmedi İskender
Ağıtlar ekleniyor peş peşe
Üsküp kutsanıyor beş vakit!
Zırhını giyinmiş barış bugün de geldi
Yollara kol kanat geriyor ürkerek
Bosna acısı oturmuş gitmiyor
Garlarda Sultan Reşat
Selâmlıyor herkesi!
Gezginlerin torunları
Yine umut yontuyor
Dumanlı dağları tutan
Seslerin izinden
Kıpkızıl batıyor güneş!
(2000)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder